Feyyaz Yiğit’in bahsettiği “Çalışırsan olur” yanlış inancının yükselişi ilk olarak 1980’lerde ortaya çıkan “yuppie” kültürüyle öne çıkmıştı.
“Yuppie” kelimesi “Young Urban Professional” (genç şehirli profesyonel) ifadesinin kısaltması ve Amerika’da genç, şehirli, üniversite mezunu, beyaz yakalı profesyonellerin yaşam tarzıyla birlikte doğmuş bir tabir. Yuppie’ler genellikle yüksek tempolu işlerde çalışan, marka tutkusu olan, kişisel gelişim ve görünüşe önem veren, maddi başarıyı ve statüyü önemseyen kişiler olarak var oldular. Bugünkü “beyaz yaka” lar Yuppielerin devamı ama alım gücü olarak onlar kadar şanslı değil.
Neoliberal ekonominin yükselişiyle birlikte bireysel başarı, statü, tüketim ve rekabetin kutsandığı bu dönemde, “çalışırsak olur” inancı ciddi bir kültürel baskıya dönüştü. Özellikle Amerikan tipi kişisel gelişim akımıyla bu söylem hızla yayıldı. Asla ve asla sıradan olmamalıydık.
Bu arada American Psycho kitabı ve filminin kahramanı Patrick Bateman bir yuppie’dir, kartvizit sahnesi bu kültürün mükemmel bir metaforudur.
Aynı dönemlerde psikolojide de bir dönüşüm yaşanıyordu. İki büyük dünya savaşının ardından özellikle varoluşçu akımlar ve sosyal psikoloji, kötülük ve anlam üzerine yoğunlaşmıştı. Psikoloji 70-80 lerden itibaren “iyilik hali” üzerine de çalışmaya yöneldi. 1970’lerde Martin Seligman “öğrenilmiş çaresizlik” kavramını ortaya koymuş, 1990’ların sonunda ise pozitif psikoloji akımı başlamıştı. Bu yeni yaklaşım, insanın potansiyeline, mutluluk ve anlam arayışına odaklanıyordu. “Sorun varsa çözüm de vardır” anlayışı umut vericiydi, ama sistem bu dili de kendi ideolojisine hizmet eder hale tabi ki getirdi.
Psikolojik açıdan bakarsak, yuppie kültürü “başarıyla sevgi kazanma - değersizlik - yetersizlik” şemasıyla yakından ilişkilidir. Özdeğer duygusu, dışsal onay ve statüye bağlanmıştır. Bu da sürekli performans baskısı, görünürlük kaygısı ve kronik tükenmişlik gibi sonuçlar doğurur. American Psycho da ise bireyin nasıl “psycho” olduğunu izlemiştik. Kişisel gelişim akımı da insanla ilgili olumlu olanı bulmaya çalışan psikolojinin bu çarpıtılmış anlatısıyla ortaya çıktı, bugün de new age akımlarla bol bol “spiritüel bypass” lar görüyoruz.
Yuppie kültürünün bugünkü devamı ise internet patlaması ve dijital dönüşümle birlikte start-up dünyası, “hustle culture”, “work hard, play hard”, “you only live once” (YOLO) gibi mottolarla sürüyor. Kripto dünyası gibi alternatif yaklaşımlarda da “sistemi hacklemek” ya da “disrupt etmek” mottosunu benimseyen birçok kişi de aslında aynı şeyin peşinde: sistemi yenerek, ama yine ün, başarı ve para kazanarak var olmaya çalışıyorlar. 80’lerin yuppie’sinin modern versiyonları bugün Instagram’da influencer, LinkedIn’de ise sürekli kişisel markasını optimize eden “self-brand” bireyler olarak karşımıza çıkıyor.
Bir başka bahsedilmesi gereken boyut da “Çalışırsan başarırsın” inancı, Adil Dünya Teorisi’ne (Just World Theory) ile ilgili, yani “çalışan ödülünü alır, kötü davranan cezasını bulur” yanılgısı. Bu yanılgı bir çocukluk güvenliği sağlar, ç��nkü evreni kontrol edilebilir kılar. Fakat gerçek şu ki, hayat o kadar lineer değildir. Her şey nedensellikle açıklanamaz; rastlantısallık, tesadüf ve kaos da pay sahibidir, sistem kuruludur, adalet bir iktidar meselesidir.
Başarının, emeğin, şansın ve adaletin aynı denkleme girmediğini ama yine de yapabileceğimizi seçme hakkımız olduğunu gördüğümüzde ve bundan da razı olduğumuzda yetişkin oluruz.
Ha bir de görürüz ki “politik“ olmaktan başka da çaremiz yoktur. Politik olmak, örgütlenmek, sistemi eleştirmek ve sorgulamak dışında “çıkış“ yoktur. (Elbette daha fazla insan için adil çıkış arayanlar için bu son cümle, bunu istemeyenler de olabilir.)
oevlatları şunu herhangi bir Türk takımı yapsa 5 yıl seyircisiz oynama cezası 2 yıl avrupadan men 2 dönem transfer yasağı falan verirler.
avrupalılarda Türk kompleksi olmadığına inanan varsa pembe dünyasından çıksın
Pankart direkt Türk düşmanlığı zaten. Ama bunun yanında, bu pankarta verilecek tepkilerden ziyade verilmeyecek tepkilere bakarak da Türk düşmanlığını görebiliriz.
Mesela Türkler nefes alsa zıplayan avrupa, bu pankartı çok da sorun etmeyecektir. Çünkü pankart Türklerin aleyhine. O yüzden çok fazla tepki beklemeyin onlardan.
Mesela basketbol maçında yunanistan'ı yenince "yunan'ı denize döktük" diyen TRT spikerini eleştiren içimizdeki sözde hümanistler bu pankarttan çok da rahatsız olmayacakt��r. Onları da derin bir sessizlik içinde görmek şaşırtmaz beni.
Tam tersi olsa, bu pankartı Türkler açsa ortalık ayağa kalkardı tabii ki. Merih Demiral bozkurt işareti yaptı diye avrupa kıyameti kopardı. Oysa bozkurt bir sembol sadece, Türklüğün sembolü. Nefret içermiyor. Bu pankart ise direkt nefret dolu. Merih'e gelen tepkinin ne kadarı bu pankarta gelecek? Hepimiz biliyoruz, çok azı.
İşte bu ikiyüzlülük, işte bu Türk nefreti. Her gün her fırsatta maruz kaldığımız bir nefret. Gerçeği kabul edip hümanist düşüncelerden kurtulmak zorundayız artık. Aksi takdirde bize yapılan düşmanlığa bizzat kendimiz destek vermiş oluruz. Aklı başında hiçbir insan bunu yapmaz.
Diş fırçalarken kullandığın suyu azaltarak, mabadını yıkamak için harcadığın suyu azaltarak, ergenine tanıdığın saatlik "full body" çükolifleme suyunu azaltarak vs SU sorununu çözemezsin... Adamlar dağı taşı asfaltı delip incir elma vs para ediyor diye dağların en tepe yerlerine sondaj vurup incir elma diplerini suluyorlar aga! Bilinçsiz mahvetmenin adını israf koymuşlar;martaval... Şunu açık ve net bilin; Biz SUSUZLUK ile sınanmak zorundayız... Sabah akşam 6 ay boyunca yağmur yağmalı yoksa bu hunharca su israfının sonu yok... Bireysel azaltmalar ile su krizi çözül(e)mez..
Türk dili ve edebiyatı bölümü, Türkoloji olarak geçer. Mezunlara Türkolog ünvanı verilir. Aklen eksik olduğunuz için Türkolojinin akademik bir araştırma alanı olduğundan bihabersiniz. Bahsi geçen topluluk ülkücü olsaydı bağrınıza basardınız çünkü hepiniz cumhur ittifakındasınız.