“Abdullah Tırpan’ın kızlarının babaları için hissettiği korkuyla, kendi babamız hastalandığında yaşayacağımız korku arasında herhangi bir fark var mı?
Onların yüzüne bakarak, yapılan bütün başvuruların gereğince değerlendirildiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilen var mı?
Bir aile babasını kaybettiğinde devletin vereceği cevap, birbirine havale edilmiş kurumların sessizliği olmamalı, olamaz da.”
https://t.co/7p4HoFv1XP
Mehmet Altan:
“Korkunç! Çok fazla mağdur var. Herkes bir gün kendisinin de mağdur olabileceğini unutuyor. #KHK’lılar hukuk mağduru. OHAL Komisyonu yalan söyledi, idare mahkemeleri oyalıyor. #KHK’lılar ortada ve kimse savunamıyor. Zaten savunamazlar da!”
İlk defa şöyle bir şey oldu; FETÖ diyemeyecekleri, dış güçler diyemeyeceklerleri, PKK diyemeyecekleri, bu argümanlarla üstünü örtemeyecekleri apaçık ortada büyük bir skandal var!
Yargı anayasayı yok saydığı için zulüm gören...
Hukuk mağduru KHK'lıları yok sayarak Türkiye düze
çıkabilir mi ?
Hukuk yok ise toplumsal sağlık olabilir mi ?
On iki gün önce, Metris Cezaevi'nde ziyaret ettiğim Abdullah Tırpan'ın durumunu yazmıştım. Sol bacağında kangren çok ilerlemişti, ileri derecede morarma ve iki büyük açık yara vardı. Böyle devam ederse bacağının kesilmesi gerekeceği söyleniyordu.
Bugün hastaneye yatırılmış. Bacağı kesilecekmiş. Doktorlar ameliyat için ailesinden onay almış.
Yetmiş üç yaşında bir insandan söz ediyoruz. Suç olmayan fiiller yüzünden verilmiş bir mahkûmiyet yetmiyormuş gibi, bir insana ve bir aileye bu eziyet neden çektirilir?
Artık bu eziyete son verilmeli, cezasının infazı ertelenmelidir.
#AslaPesEtmeyeceğiz
Mehmet Altan: “Korkunç! Çok fazla mağdur var. Herkes bir gün kendisinin de mağdur olabileceğini unutuyor. #KHK’lılar hukuk mağduru. OHAL Komisyonu yalan söyledi, idare mahkemeleri oyalıyor. #KHK’lılar ortada ve kimse savunamıyor. Zaten savunamazlar da!”
Ey iktidar mensupları;
Oğlu için 3 yıldır Adalet Bakanlığı önünde adil yargılanma talebinde bulunan @sevincozarslan’ın feryadına ne kadar daha sağır kalacaksınız?
Müebbet yiye kadın pilot annesi Atiye Yıldırım’la temas kurdum. Kızının niye müebbet aldığını sordum.Haksızlığı bana verdiği cevaplarda göreceksiniz. Hepsini retweet ettim, lütfen okuyun
"Sayın vekilim,
...10 yıldır cezaevindeyim. Daha sonra Patnos Cezaevi’ne sevk edildim. Evime uzaktı. Bu arada eşim benden boşandı. Kızım MS hastası, diğer çocuklarım küçük ve okulları var. Uzun yolculuğa dayanamıyorlar. Annem ve babam hasta ve maddi açıdan durumumuz çok kötü. Sevk istiyorum vermiyorlar. 3 Ağustos 2026 günü açık görüş günümdü. Babam ve çocuklarım zorla denkleştirdikleri bilet parası neticesinde açık görüş için yola çıkmışlar. Yolda otobüsün tekerinin patlaması neticesinde açık görüş saatine geç kalmışlar. Patnos Cezaevi savcısına durumu anlatarak görüşme izni için dilekçe vermişler. Cezaevi savcısı ise "benim görev konum değil" diyerek reddettiğini söyledi ailem. Oysa ki cezaevinde görev yaptığım dönemden çok iyi biliyorum ki görüşme izni verme yetkisi savcınındır. Çocuklarımın o telefondaki hıçkırıklarını ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Yılda bir defa babalarıyla ancak görüşebiliyorlardı. Ankara'dan 17 saat yol geldiler ve görüşemediler. Devletim umursamadı…"
Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden Adem Çolak - Kuyuların dibinden gelen sesler
Abdullah Bey’i iki ay önce cezaevinde ziyaret etmek üzere izin alıp Tekirdağ’a gittiğimde, son anda hastanede olduğunu ve hastane ziyaretinin farklı bir izne tabi olduğunu söylediler. Ben de geri dönmek zorunda kaldım.
Açıkçası, hastanedeki tedavisinin ardından tekrar cezaevine gönderilmeyeceğini düşünmüş ve mutlu da olmuştum. Mustafa Bey’in ziyaret yazısını görünce çok üzüldüm.
Tamamen dinî saiklerle, hayır yapmak maksadıyla hareket eden, hasta ve yaşlı bir adama biraz olsun merhamet göstermek, devlet olmanın bir gereği değil mi?
Metris Cezaevi’nde 73 yaşındaki Abdullah Amca’yı ziyaret ettim.
Ayağa kalkamıyor. Tekerlekli sandalyede. Ayağında kangren ve açık yaralar var. Buna rağmen hakkında “cezaevinde kalmasında sakınca yoktur” raporu düzenlenmiş.
Asıl soru ise şu: Devletin ruhsat verdiği okul, lisans verdiği banka, izin verdiği gazete üzerinden kurulan bir mahkûmiyet hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir?
Abdullah Tırpan’ın dosyasını ve yaşadıklarını yazdım.
https://t.co/BzasuFCMKy
AYM’ye başvuru için
10 gün kalmadı.
@yenipartiyiz ?
@TBMMGenelKurulu
Silahlı eylemcileri salıp,
sözü, kalemi, kitabı, gazetesi yüzünden hüküm giyenleri içerde tutan yasaya -eskiden olduğu gibi-
bunca itirazınızı unutup sessiz mi kalacaksınız?
‘Gayretullah’a dokunur’ - Taha Akyol https://t.co/WWdTN16xQA @KararHaber
Türkiye’de iktidarın siyasi sorumluluğu altında bunca hadise cereyan ediyor, AK Parti’de bir tek Bülent Arınç’ın vicdanı ses veriyor.
AİHM ve AYM kararları uygulanmıyor; iktidar hukukçuları ya suskun veya destekçi.
Tayfun Kahraman hakkında AYM iki defa “suç delili yok, mahkumiyeti hak ihlali” diyerek kakar verdi.
AİNM ve AYM kararları neden uygulanmıyor, HSK Başkanı ve Bakan A.Gürlek açıklamalı.
Gezi olaylarındaki şiddet ve vandallık eylemleriyle, 15 Temmuz darbe eylemiyle “illiyet bağı” olmadığı halde, bu ülkede pek çok insan faili olmadıkları fiiller yüzünden yıllardan beri hapis yatıyor.
“Israr etmekte yarar görüyorum; İttihat ve Terakki devrine kadar gitmeden (!), hâlihazırda yaşanan pek çok şeyin OHAL’den ve onun KHK rejiminden miras olduğunu yinelemek isterim. Bizler o rejimin ne anlama geldiğini ve o KHK’ların neyin yolunu açtığını anlatamadık, karşımızda anlamaya niyetli bir siyaset esnafı da yoktu. 10 yıldır giderek ağırlaşan sonuçlarını yaşıyoruz. Bu bağlamda, T24’ün biz KHK’liler için ayrı bir anlamı olduğunu hatırlatmak boynumun borcu. Yayın çizgisi bir yana, Gökçer Tahincioğlu, Murat Sabuncu ve Çiğdem Toker, durumu ve KHK rejimini anladı, yıllarca olması gerektiği gibi gündeme getirdi, yazıp çizdi. Sağolsunlar.”
Murat Sevinç hocamın kaleminden.
Kanun-ı Esasi'nin 150'nci yılında kapatılan T24!
https://t.co/NvXHY63bSy
Yarın TBMM açılıyor.
Toplumun beklentisi açık: Kalıcı toplumsal barış için başta TMY olmak üzere antidemokratik yasalar değiştirilmeli; özgürlük, adalet ve hukuk güvenliği güçlendirilmelidir.
Artık sorunları erteleme değil, çözme zamanıdır.
AİHM'in ByLock Kararları Hakkında Değerlendirmem
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün açıkladığı üç kararla, belirleyici biçimde ByLock kullanımı iddiasına dayanılarak "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan mahkûm edilen toplam 947 başvurucu hakkında ihlal kararı verdi. Ünal ve Diğerleri dosyasında 591 kişi bakımından adil yargılanma hakkının, Parun ve Diğerleri dosyasında 345 kişi bakımından hem adil yargılanma hakkının hem de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, Korkmaz ve Diğerleri dosyasında ise 11 kişi bakımından kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmedildi.
Kararların vurguladığı hususlar şunlardır:
🔴 ByLock kullanımı iddiası, örgüt üyeliğinin kesin delili değildir. Mahkeme, salt kullanımın tespitinin suçun kanundaki bütün kurucu unsurlarının varlığının kesin ispatı sayıldığını ve bunun ByLock kullanıcılarına objektif sorumluluk yüklenmesi anlamına geldiğini, bu yaklaşımın da kanunilik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir. Objektif sorumluluk, yani kusur aranmaksızın sorumluluk, modern ceza hukukunun terk ettiği bir anlayıştır.
🔴 Mahkûmiyet için sanığın örgütle organik bağının süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ile hiyerarşik bağlılık yönünden, sanığın bilerek ve isteyerek hareket ettiği de gösterilerek her dosyada ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Kimi dosyalarda ise ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporları dosyaya gelmeden, iletişimin niteliği ve içeriği ne olursa olsun, sırf kullanımın tespiti yeterli görülerek hüküm kurulmuştur.
🔴 Delile etkili biçimde itiraz edilmesini sağlayacak güvencelerin kurulmaması, davanın esasına ilişkin belirleyici iddiaların karşılanmaması ve kararların gerekçesiz bırakılması, adil yargılanma hakkının özüyle bağdaşmamaktadır. Mahkeme, darbe girişiminin ardından Türkiye'nin karşılaştığı güçlükleri bağlamsal bir etken olarak kabul etmekle birlikte, bu sınırlamaların durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu söylemeye esas bulunmadığını belirtmiştir.
Bu kararlarda dikkat çeken iki husus daha var.
Hükümet, dosyaların üç yargıçlı Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiş, itirazı reddedilmiştir. Hükümet ayrıca bu mahkûmiyetlerin yalnızca ByLock'a değil, Yalçınkaya kararında ele alınmamış pek çok başka delile dayandığını savunmuştur. Mahkeme bu durumu kabul etmiş, ancak Yalçınkaya'daki tespitlerinden ayrılmayı gerektiren bir sebep bulunmadığını belirtmiştir. Kararlarda sayılan bu diğer deliller arasında sendika, dernek ve vakıf üyeliği, Bank Asya hesap hareketleri, yayın bulundurmak, bağış yapmak, gösterilere katılmak, sosyal medya paylaşımları, öğrenci yurtlarında kalmak, HTS kayıtları ve iltisaklı kurumlarda çalışmak yer almaktadır.
Öte yandan Mahkeme, bazı başvurucular bakımından Yargıtay'ın kendi içtihadındaki ölçütleri karşılayan başka delillerin bulunabileceğini de dışlamamıştır. Yani mesele, mahkûmiyetlerin sonucundan önce o sonuca varılırken izlenen yöntemdedir.
Bugünkü kararlarla birlikte, Yalçınkaya kararından bu yana verilen ihlal kararlarının sayısının 4 bin 500'e ulaştığı ifade edilmektedir. Verilen her yeni karar, aynı sorunun hâlâ çözüm beklediğini göstermektedir.
Mahkeme üç yıl önce Yalçınkaya kararında, Türkiye'den bu yargılamalara ilişkin genel tedbir alınmasını açıkça istemişti. İktidar ise her başvurucunun AİHM'den ayrı ayrı karar almasını bekledi; hem hak ihlallerini yıllarca sürdürdü hem de Türkiye'yi binlerce yeni ihlal kararıyla karşı karşıya bıraktı.
Yapılması gereken açıktır:
Bugün ihlal kararı alan 947 kişi, CMK m. 311/1-f uyarınca kararların kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yeniden yargılama talep edebilecektir. Ancak sorun bu 947 kişiyle sınırlı değildir. Aynı gerekçeyle mahkûm edilmiş, AİHM'e henüz başvurmamış ya da başvurusu sırada bekleyen on binlerce kişi bulunmaktadır.
Bu nedenle yalnızca AİHM'e başvuranların değil, aynı gerekçeyle mahkûm edilen herkesin yeniden yargılama talep edebilmesini sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır. Yeniden yargılamaların, kararların ifadesiyle, verilen hükmün gerekçelerine ve sonuçlarına uygun biçimde yürütülmesi temin edilmelidir. Bu süreç, yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir.
Anayasa Mahkemesi de tutumunu gözden geçirmelidir. Bugünkü kararlarda, başvurucuların bireysel başvurularının Yargıtay'ın kararlarını benimseyen içtihada dayanılarak toptan kabul edilemez bulunduğu tespit edilmektedir. AYM, önündeki binlerce ByLock başvurusunda AİHM'in Yalçınkaya'dan bugüne tutarlı biçimde uyguladığı gerekçeleri doğrudan ve bütünüyle esas almalı, bekleyen başvuruları gecikmeden karara bağlamalıdır. Aksi hâlde iç hukukta etkili bir başvuru yolu olma işlevini yitirecek ve son sözü yine AİHM söyleyecektir.
On yıldır devam eden bu büyük sorun, münferit dosyaların veya birkaç mahkeme kararının konusu olmaktan çoktan çıkmıştır. İktidar ve yargı organları, sistematik hâle gelen bu ağır hak ihlallerini durduracak yasal ve idari tedbirleri daha fazla gecikmeksizin hayata geçirmelidir.