“Her gece yattım uyudum. Sadece Kılıçdaroğlu’nun o sözü uykumu kaçırdı.”
👉🏻 Özgür Özel, Timur Soykan’a konuştu:
• Kemal Bey ‘Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı’ diyor.
• Yani Barrack’ın ‘merhametli monarşi lazım, demokrasi bu ülkeye çok’ dediği, Cumhur İttifakı'nın sahiplendiği söylemlerde, ‘bu köşeyi de biz doldurabiliriz’ tonu ve vurgusundan sonra ben uyku uyuyamadım. Uykum kaçtı benim.
The EU remains too weak and uncertain on Turkey. Democracy, the rule of law and fundamental freedoms are under attack. Silence is not neutrality. It is complicity. #Turkey#Democracy#RuleOfLaw#EU
KAÇIRILMA ANININ EN NET GÖRÜNTÜSÜ
Bu sabah Tuzla'da kurtarılan ve elleri kolları bağlı şekilde bulunan İBB yöneticisi Erhan Karaal'ın kaçırılma anının en net görüntüsü ortaya çıktı.
#SONDAKIKA
Kaçırılan İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal,
Tuzla'da bir fabrikada elleri kolları bağlı işkence görmüş bir halde bulundu.
— CHP lideri Özgür Özel: “Çok büyük bir emperyalist projenin bir parçasını yaşadığımıza inanmaya başladım.
Tom Barrack’ın ‘Demokrasi bu ülkeye çok, merhametli bir monarşi lazım’ dediği ve Cumhur İttifakı’nın sahiplendiği bu söylemlerden sonra ben uyku uyuyamadım.”
Ekrem İmamoğlu:
"Çatı arasında bir oda 80 cm büyük yapıldı diye, çatı 70 cm yerine 100 cm yapıldı diye, 30 cm ileriye kuruldu diye... Bütün bunlar tadilat ruhsatları ile düzeltilmiş.
Buna rağmen bu dosya numarası ile İmamoğlu İnşaat'ın 2 kişisi, 20 kişi de Beylikdüzü Belediyesi çalışanları gözaltına alındı. Bana bu suçlamayla bir kişinin alındığını gösteren örnek konulsun, dosyadaki bütün suçları kabul edeceğim.
Gazeteler '2,2 milyonluk rant' diye manşet atıyorlar. Hayasızca sadıran Yeni Şafak gazetesi, kendisi kaçak binada gazetecilik yapıyor."
Ekrem İmamoğlu:
"Çatı arasında bir oda 80 cm oda büyümüş, yapıldı diye, çatı 70 cm yerine 100 cm yapıldı diye, 30 cm ileriye kuruldu diye... bütün bunlar tadilat ruhsatları ile düzeltilmiş.
Buna rağmen bu dosya numarası ile İmamoğlu İnşaatın 2 kişisi, 20 kişide Beylikdüzü Belediyesi çalışanları gözaltına alındı. Bana bir kişinin alındığını gösteren örnek konulsun, dosyadaki bütün suçları kabul edeceğim.
Gazeteler 2.2 milyonluk rant diye manşet atıyorlar. hayasızca sadıran Yeni Şafak gazetesi, kaçak binada gazetecilik yapıyor."
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
zenginlerin/elitlerin bir kulüp kurup kendi aralarında planlar yapması beklendik bir durum. bence de her sınıf kendi arasında kulüp kurup planlar yapmalı. işçi kulübü kursan zaten on milyonlarca insansın. tükürüğünde boğulurlar. zaten her şey bunu engellemek üzerine kurulu.
işçiler x millet, y millet, x din, y din diye gruplaşır. bunlar kendi arasında kavga eder. ama zenginlerin x millet, y millet diye kavga ettiğini görmezsin. zengin zengindir. o ırk kavgası senin için var.
bu öyle bir sistem ki seninle birebir aynı hayata sahip ama farklı ırktan birine kin dolmanı, banka hesabında milyarlarca dolar olan birine de övgüler dizmeni sağlar.
Erdoğan geçen sene para bulmak için Körfez turuna çıktığında, BAE Emiri "nakit borç vermeyiz ama şirket satın alma yaparız. Siz de dövizi kullanırsınız" demişti.
BAE heyeti ile yapılan görüşmelerde, Araplar banka satın almak istediklerini iletmişler ve İş Bankası ve Yapı Kredi ile ilgilendiklerini söylemişler.
İş Bankası mâlum sebepler (sahiplik) nedeni ile olmayınca, ibre YKB'na dönmüştü.
Erdoğan, bankayı satması için Koç Grubuna çok baskı yapınca, grup da Araplar ile mecburen masaya oturdu. Bankanın piyasa değeri (bağımsız kuruluşlar ve borsa değerleri üzerinden) 8.5 milyar Dolar hesaplandı ve Koç Grubunun %61 hissesi karşılığında 5.5 milyar Dolar teklif edildi.
Fakat Koç Grubu (bankayı satmak istemediği için) 14 milyar Dolar değer üzerinden %61 hissesi için 8.5 milyar Dolar istedi.
Görüşmeler tıkandı ve sonuca varılamadı.
Birkaç ay önce, dünyanın en büyük fonu olan Blackrock fonunun yöneticileri Türkiye'ye davet edildi ve şirket satın almaları istendi (tabi ABD Yönetiminin yönlendirmesi ile).
Blackrock CEO'su, yayılan haberlere göre, Tüpraş, T. İş Bankası, Aselsan ve bir-iki savunma sanayi şirketini istemiş.
Aselsan falan tamam da, Tüpraş ve İş Bankası için biraz zaman verin cevabı verilmiş.
CHP'deki Butlan gelişmesinin biraz erkene çekilmesinin sebeplerinden birinin CHP'nin İş Bankası'ndaki hisselerinin (ve tabii ki İş Bankası Sandığı hisselerinin) Hazine'ye devredilmesi ile ilgili olduğu söyleniyor.
Bu arada Tüpraş ve Yapı Kredi Bankası için Koç Grubu sıkıştırılıyor.
Rahmi Bey'in konuşması üzerinden başlatılan algı operasyonu, Koç Grubuna yönelik saldırılar ile devam edecektir. Ta ki, Tüpraş ve YKB elden çıkarılana kadar.
Tabi bu işler normal parlamenter sistemlerde olamayacağı için, göstermelik demokrasicilik oyunumuza da bir süre ara vermemiz gerekecek.
Son söz: Bütün bunlar iktidarın niyeti ile ilgili. Durumun nasıl sonuçlanacağı ise karşılarındaki kitlenin vereceği mücadele ile belirlenecektir.
Alıntı
Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilmek istenen domateslerde Avrupa Birliği'nde yasaklı Indoxacarb maddesine rastlandı.
Indoxacarb kısa vadede kanın oksijen taşıma kapasitesini bozması ve merkezi sinir sistemine olumsuz etkileriyle biliniyor.
https://t.co/AWlZYmj57d
İthal ete gizli zam: ESK'dan PERDER üyesi marketlere yüzde 28 zam geldi!
📍Tarımdan Haber Özel Haber / Beyaz ette 'fahiş fiyat' incelemesi devam ederken, kırmızı ette Bakanlık eliyle zam!
📍İthalat maliyetlerinde artış yokken Et ve Süt Kurumu, PERDER üyesi marketlerdeki kırmızı ete yüzde 24 ile 28 oranında zam yaptı.
📍Tarım Bakanlığı eliyle gelen bu artış, zamanlama bakımından şaşkınlıkla karşılandı.
https://t.co/siMOGhrXDm
"Artık büyük bir komedinin ortaya çıktığını düşünüyorum ve hemen tahliye bekliyorum."
Buğra Gökce'nin eşi Filiz Kahveci Gökce:
"Rüşvetten tutukladığınız bir insanı, 8,5 ayın sonundaki iddianamede, 'ya biz rüşvet bulamadık. Alnınız ak, başınız dik. O yüzden biz başka suçlamalar bulacağız size' deyip ihalelerden, ihaleye fesattan suçluyorsunuz.
Ama o ihalelerin de dört tanesinde Buğra İstanbul'da çalışmıyor.
İki tanesinde, 2020 yılına ait ihalelerde İzmir'de Genel Sekreterlik yapıyor. İki tanesinde de İzmir Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı olduğu için yine kamu görevi yapmıyor.
İstifa etti ve İzmir'de çalışıyor. Dolayısıyla dört tane ihalede imzası yok."
Kendi gelip teslim olmuş adamı dışarı çıkarıp sanki yakalanmış gibi videosunun çekilmesi bile davaların siyasi niteliğinin başlı başına göstergesi. Demek ki medyada siyasi amaçla kullanılacak ki öyle bir görüntüye ihtiyaç duyuluyor.
Ekrem İmamoğlu, Bülent Kuşoğlu'nun 'devlet aklı' yorumuna cevap verdi: Nasıl devlet aklıysa akşam üniversite kapatıp sabah geri açıyor. Vatandaşın en basit sorunlarını çözemiyor, her gün bir yenisini ekliyor.
“Gülünç bir açıklamadır. İktidar içerisindeki bir takım siyasetçi ve bürokrata bir tür sorumsuzluk zırhı giydirme girişiminden başka bir şey değil. Nasıl devlet aklıysa akşam üniversite kapatıp sabah geri açıyor. Vatandaşın en basit sorunlarını çözemiyor, her gün bir yenisini ekliyor. Bunlara maşa olanlar da ‘devlet aklı’ laflarıyla ortaya gülünç ifadeler saçıyor.
Siz kimsiniz, millete sormadan bu ülkenin siyaseti için karar alma yetkisini size kim verdi? 2026’da mıyız, yoksa 1996’da mıyız? Türkiye’yi eski karanlık yıllarına, vesayet anlayışına döndürmeye çalışan bir yapıdır bu, sahibi de Erdoğan’dır.
Bugün Türkiye’nin ekonomisi çökmüştür, asayişi çökmüştür, gıda enflasyonu patlamıştır, teknoloji yarışında geri kalınmıştır, ülke doğum oranlarında Avrupa ülkelerinin bile altına düşmüş durumdadır. Belli ki ‘devlet aklı’ diyerek millete yutturmaya çalıştıkları yapı yeterli olamıyor bu ülke için. O yüzden biz millet aklını işleteceğiz.
Türk devletinin aklı, milletinin aklını rehber edinirse anlam taşır. Devlet yönetimi ne zaman milletin aklından, halkın vicdanından, kamunun menfaatinden ve adaletten uzaklaşırsa, orada akıl kendini inkâr eder ve birilerinin hizmetine girer. Burada devlet aklı gider, vesayet aklı gelir.
Bunların ‘devlet aklı’ dediği, beceriksizlik ile iç içe geçmiş kötülüğün perdesi olarak kurgulanmıştır. Meşruiyetini yurt dışında arayan bir anlayış, devlet aklının yanından geçmez. Belki başka devletlerin aklı olabilir kastettikleri. Koltuk uğruna Cumhuriyeti, demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışan akıl, benim devletimin aklı olmaz.
O yüzden bu kavrama sarılanlar bugün Türkiye’de gülünç haldedir. Bu devletin aklı, her gün devletine ve milletine hizmetini onur, şeref ve izzetiyle yapan, siyasete değil, işini iyi yapmaya odaklanmış, çalışkan ve fedakar memurlardır, ter döken işçilerdir, dirsek çürüten öğrencilerdir. Yolunu şaşıran varsa onların aklını takip etsin, onlar elbet bizi doğru yola götürecektir.”
(İlke TV)
Ekrem İmamoğlu: Bu ülkenin Cumhurbaşkanı milletten ümidini kesmiştir, siyaset yapmayı bırakmıştır
“Hem benim tutukluluğum hem de CHP üzerinden yürüyen siyaseti esir alma girişimi, aynı siyasi mühendisliğin farklı yansımalarıdır.
Ben ve arkadaşlarım neden tutuklandık? CHP neden ve nasıl yalan ifadelerle kurgulanan davalarla, kayyımla ve polis zoruyla genel merkezine girilerek esir alındı?
Sebebi şudur: Bu ülkenin Cumhurbaşkanı milletten ümidini kesmiştir, siyaset yapmayı bırakmıştır. Milletin hakkına girerek, insanları esir alarak, konuşanı susturarak, güçleneni bastırarak ama hep korkarak yol almak, ona artık geri dönüşü olmayan bir siyasi çöküşü yaşatmıştır.
Böylesine büyük bir siyasi erozyon içerisinde iktidardan gitmeden önce Cumhuriyete, demokrasiye, millete, siyasete, bürokrasiye, iş dünyasına, sanat ve spor camialarına karşı büyük bir yıkım operasyonu başlattılar.
Bu yıkım operasyonunun üç ayağı vardır: Yargı-medya-siyaset
Yargının içinde hiçbir kural ve kaide taşımayan, hukuka ve nizama bakmadan siyasetin emirlerini harfiyen yerine getiren adalet düşmanı bir yapı var.
Medya içerisinde hukuku ve devlet nizamını hiçe sayarak operasyonel habercilik kampanyası yürüten bir yapı var.
Siyaset içerisinde benim tutukluluğum ve CHP’ye yaşatılanlar üzerinden bütün ülkeyi esir almaya çalışan, rejim değişikliğine heveslenen ve ‘Erdoğan sonrası’ için şimdiden birbiriyle köşe kapmaca oyunlarına başlayan sefil bir yapı var.
Karşılarında ise milletiyle bağını her geçen gün daha fazla sağlamlaştıran bir siyaset, Türkiye için hayal kuran, hedefleri olan ve güçlü bir hareket var. Milletin umutları ve yarınları var. Türkiye’nin bir gün barış ve huzur içerisinde bir ülke olma imkanını sahiplenenler var.
Öyle bir süreç yürütülüyor ki milletin yaşayacağı tehlikeyi her gün canlı canlı gözlerimizle görüyoruz. HSK yeni adli yargı kararnamesini yayınladı işte. Yargıda binlerce savcı-hakimin, siyasetten emir alan, gruplaşmalara dahil olanların dahi yeri değişiyor. Neden? Çünkü 19 Mart’ta başlayan darbe hala sürüyor. Bu darbe bize değil, tüm Türkiye’ye yapılıyor. Bugün benim diplomamı alan yarın sizlerin bankadaki parasına, tapusuna, malına mülküne çöker demiştim. Aynı dediğim gibi oluyor. Şimdi de diyorum ki: Bugün sahadaki piyonlarıyla CHP’ye zorla çökenler, yarın bu ülkenin bütün partilerine, seçim kurullarına çöker ve çökecektir.
19 Mart’ta başladı bu darbe, Cumhurbaşkanı adaylığım engellenmek istendi. Fakat hazırlıklar, bu tarihten de önce başladı.
Hakkımda siyasi yasak istenen Ahmak Davası’nın yargıcı görevden alındı ve hakkımda mahkumiyet kararı verildi. Karar istinaftayken bütün yargıçlar değiştirildi ve böylece itirazım reddedildi.
Diploma ceza davasının yargıcı görevden alındı. Diploma idare davasına bakacak mahkeme ‘yeniden’ oluşturuldu ve hemen davamı reddetti. Kararı istinaf ettik, bu kez istinaf dairesinin mahkeme başkanı görevden alındı ve hemen ondan sonra talebim reddedildi.
19 Mart Darbesi’nin ürünü İBB iddianamesi için İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi baştan oluşturuldu.
Son kararname ile bu kez Casusluk Davasının mahkeme başkanı dosyadan alındı.
Yine son kararnameyle Tuzla Belediye Başkanının açtığı davanın, daha önce hakkımda beraat kararı veren yargıcı da görevden alındı.
Şimdi son kararnameyle bu zatın tüm yargıyı kendi ajandasına göre tasarladığını görüyoruz. Birlikte İBB iddianamesini hazırladıkları kişinin Ankara Başsavcısı yapılmasını bu millet nasıl yorumlasın yani? Koskoca Adalet Bakanlığı’nın, herhangi bir il başkanlığı zihniyetiyle ve ekipçiliğiyle yönetilmesini yargı mensupları ve hukukçular nasıl yorumlayacak?
Ben yargı mensuplarına ve hukukçulara sesleniyorum: Böylesi vahşi bir siyasi yargı düzeni oluşturanlara sesini çıkarmayanlar, kendisini nereye, nasıl konumlandıracak? ‘Ama ses çıkaramazlar, konuşamazlar’ bahanesini kabullenmek ve devletin yargısı adına bunu kaldırmak mümkün değildir. Bakın işte, sesini çıkarmayana, hatta onlardan emir alana bile tenzili rütbe uygulanıyor. Biliyorum ki bu ülkede namuslu, liyakatli, derdi milletine ve devletine hizmet olan şerefli yargı mensupları da var. Onlar konuşmadan, uyarmadan, sesini çıkarmadan, millet de devlet de bu kara düzenden kurtulamayacak.
Bunun adı 19 Mart darbesidir. Bu darbe bir rejim değişikliği operasyonudur. Hedefi milletin iradesini elinden almaktır. Bu operasyona dur diyecek olan da millettir. Milletin sesi olacak güçlü siyasettir. Biz insanımızın iradesini korumaya devam edeceğiz.”
(İlke TV)
Bugünkü İBB duruşmasından bir sahne. Okurken insanın içi daralıyor. Hukuku zaten geçtik de bu nasıl bir terbiye:
"Oğlum yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir savcı ilk olarak 'Gel bakalım Taner' dedi ve içeriye girdim. Elindeki tespihi göğsünün üzerinde çekerek 'Sen 63-64 yaşına gelmişsin. Buradan çıkamazsın. Suçların belli, şansın yok. Gel etkin pişmanlıktan faydalan ben de seni çıkarayım' dedi."
Şu komediye, şu mizansene bakın.
Güya 2 kişi sokakta kalmış, CHP ilçe binasına sığınmış.
Çok merhametli ve minnoş kayyum Kemal de onları odasına davet edip sarıp sarmalamış.
Sana tek bir cümleyle cevap vereceğim:
Yahu sen Genel Merkez’e polisle daldıktan 2 gün sonra bir sürü işçiyi, emekçiyi işten attırmadın mı? Onların çoluğu çocuğu hastası yok muydu? Üstelik işten TAZMİNATSIZ attın!
Halkın içine çıkamıyorsun!
İşin gücün şov, reklam!