Her yıl asgari tarife açıklandığında aynı cahil esintisi düşüncelere maruz kalıyoruz. Kendi kazandığıyla kıyaslayanlar, avukatı çantalı hırsız yapanlar, yarım algısıyla ve bilgisiyle yanlış konuşanlar vs...
Kimse bu kazançların vergi boyutunu, ofis giderini falan düşünmüyor. Kaldı ki; danışma ücreti de peşin avukatlık ücreti de öyle kolay kolay alabildiğimiz bir şey değil. Avukata, avukatın ücretini dilendirerek veren insanlar, her nasılsa birilerinin her gün avukata bu paraları kolayca verebildiğini varsayarak hesap yapıyor.
Bir ay avukatlık mesleğini icra etseler bunalıma girecek kişiler, bizim ücretlerimize dil uzatamamalı. Biz memur değiliz, işçi değiliz, beyaz yakalı değiliz, mesai saatimiz yok. Akşam ofisten çıkınca düşüncelerimizi ofiste bırakamıyoruz. Kafamın külliyen işten ve kaygıdan arınmış bir vaziyette olduğu son gün sanırım ruhsat aldığım gündü. Ölene kadar da yeniden öyle bir günün olmayacağı gerçeğini biliyorum.
Her ayın aynı gününde banka hesabına maaşı yatan ve bir iş yerini ayakta tutabilme kaygısıyla hiç mücadele etmemiş insanlar anlayamazlar avukatları ama saygı duymayı bilmek bedelsizdir.
Bu adam niye bu kadar tepki gördü biliyor musunuz? Çünkü bir erkeğin erkeklik gururunu kırdı. Adamı çocuklarının yanında aşağıladı, babalık makamına saygı göstermedi, erkek egemen toplumun egemenlik alanına müdahale etti.
Oysa mesela bir kadının çocuklarının gözü önünde vahşice ve alçakça katledilmesi bu kadar tepki görmedi. Çünkü orada nesne bir kadındı, kadının bu "durum"lara maruz kalması toplum gözünde çok da şey değildi.
Yoksa çocuğunun önünde "ölmek istemiyorum" diye bağıra bağıra can veren kadınınki can değil miydi? Onunki evlat değil miydi?
Bizim toplumumuz ham bir kabile olduğu için, kişi haklarına önem vermez. Ama ataerkil sisteme, erkler hiyerarşisine dokunursan, ağzına sıçarlar.
Fark budur. Başka fark bulan varsa, yazsın görelim.
Bu ülkede “fakir çocuk” annesi çöp toplamaya gidince yanarak öldü, “ayrıcalıklı çocuk” yangın tedbirsiz otelde öldü, “Türk çocuk” önünüze katıp çatışmaya götürdüğünüz için öldü, “Kürt çocuk” zırhlı araç çarptığı için öldü, “işçi çocuk” okulu bırakıp fabrikada kolunu kaptırıp öldü, “Suriyeli mülteci çocuk” kaçak çalıştığı yerde asansöre sıkışıp öldü, “üniversiteli çocuk” sokakta dövdürdüğünüz için öldü, “tarikata verdiğiniz çocuk” üstüne kapı kitlendiği için yanarak, dayanamayıp intihar ederek öldü, “mezun çocuk” iş bulamadığından öldü, “aşiret çocuğu” koca köy organize olup öldürdüğü için öldü, “mendil satan çocuk” tecavüz edilip öldü, “yeni doğmuş çocuk” hastane çetelerinin elinde, “kaykay yapan çocuk”, “harçlığını çıkarmak için çalışan çocuk” sokak güvenliği olmadığı için, “sitede oturan çocuk” kolonu kesilmiş bina yüzünden “sporcu çocuk” inşaatı denetlenmemiş otel yüzünden öldü. Siz hangi çocuğu koruyup kollayabiliyorsunuz da ne yüzle çocuk istiyorsunuz?
Ben ilkokulu, ortaokulu, liseyi yatılı okudum.
Benim devletim bana üç öğün sıcak yemek verdi.
Yazlık-kışlık kıyafetimi, spor ayakkabımı bile sağladı.
Bugün geldiğimiz noktada, AKP iktidarında:
Okullarda sabun yok, peçete yok!
Bir öğün yemek bile çok görülüyor çocuklara!
Okul müdürleri, öğrenci için veliye el açıyor!
Devletin sosyal adalet anlayışı çökmüş durumda.
Bu ayıp, bu utanç AKP’nindir!
Çocukların geleceğini bile tasarruf kalemi gören bu düzen değişmeli!
GÜNAYDIN…
Öncelikle yeni uyandım. Sizlere iyi bir akşam diliyorum. Sosyal medyamı yeni açabildim. Çok fazla mesaj, tweet, yorum gördüm
Hepinize teşekkür ediyorum
Bildiğiniz üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin halk iradesini temsil eden bir üyesi olarak, dün akşam Adalet Bakanlığı önünde sessiz bir çığlık yükselttim
“Ne işe yaradı, ne değişti, şov mu yaptın?” diyenler olmuş
Keşke öyle bir ülkede yaşasaydık da; eylem bitmeden çocuklarımız serbest bırakılsaydı,Ekrem İmamoğlu özgür olsaydı. Ama biliyoruz ki bir hukuk devleti değiliz. Maalesef adaletin, hukukun işlemediği bir düzende yaşıyoruz
Benim amacım; toplumsal bir farkındalık yaratmaktı.
Adalet Bakanlığı’nın önünde durarak “Buradayız!” demekti.
Haksızlıkların, hukuksuzlukların takipçisi olduğumuzu; çocuklarımızın peşini asla bırakmayacağımızı göstermekti.
İstedim ki bu ülkede herkes, içindeki umudu söndürmesin.
Ben bir milletvekiliyim. Dokunulmazlık hakkı bana ayrıcalık olarak değil, halkın hakkını savunmam için verilmiştir.
Bu bir lütuf değil; Anayasa’nın bana yüklediği bir sorumluluktur.
Bugün susarsam, yarın bu ülkenin çocuklarına hesap veremem.
Sosyal medyada bazıları beni cumhurbaşkanı adayı, bazıları genel başkan adayı olarak lanse etmiş. Hepsini yeni okuyabiliyorum.
Samimiyetle söylüyorum:
Bizim tek bir cumhurbaşkanı adayımız vardır, o da önümüzdeki seçimde Cumhurbaşkanı olacağı için cezaevine atılan Sayın Ekrem İmamoğlu’dur.
Bizim tek bir genel başkanımız vardır, o da kurultayda rekor oyla seçilen Sayın Özgür Özel’dir.
Ayrıca bazı eleştiriler de oldu: “Diğer vekiller nerede, neden destek olmadılar?” diye…
Siyasi partiler bir örgüttür. Örgütte herkesin farklı sorumlulukları vardır.
Ben yıllardır eylemlerin içinden gelen bir milletvekiliyim.
Beni yeni tanıyanlar olabilir, ama eskiler bilir:
Nerede haksızlık varsa, orada oldum.
Şanlıurfa’daki elektrik kesintileri için Enerji Bakanlığı önünde sabahladım.
Atanamayan öğretmenler için Milli Eğitim Bakanlığı önünde gece boyunca oturma eylemi yaptım.
Ve bilin ki bu eylemlerin tamamı Sayın Genel Başkanımızın ve Genel Merkezimizin bilgisi ve istişaresiyle gerçekleşti.
Diğer vekillerimizin de yerine getirdiği başka görevler var.
Hepimiz aynı anda, aynı yöntemle hareket edersek etkili sonuç alamayız
Ancak bilin ki hepimiz, sizler için, hak, hukuk ve adalet için var gücümüzle çalışıyoruz
Bizim gündemimiz makamlar değil.
Bizim gündemimiz içeride tutulan gençlerimiz
Ekrem İmamoğlu’na reva görülen adaletsizlik
adalete ulaşamayan yurttaşlarımız
yoksullukla mücadele eden milyonlar
yerle bir edilen hukuk düzenidir
Hukuk güvenliği yoksa, yargı siyasallaşmışsa, Anayasa çiğneniyorsa; başka hiçbir tartışma meşru değildir.
Yolumuzu aydınlatmadan, geleceğimizi konuşamayız.
Makamlar, mevkiler teferruattır.
Esas olan, bu ülkenin çocuklarına huzurlu bir gelecek bırakmaktır
Bu arada, araya birkaç “Adalet Bakanlığı sana yakışır” mesajı da sıkışmış
Hoşuma gitmedi desem yalan olur
Ama ben bir hayalin peşindeyim.
İktidara talip bir parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bana bu görev layık görülürse, işte o gün hayallerim tamamlanmış olur
Çünkü ben Şanlıurfa’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim
Atatürk Cumhuriyeti sayesinde okudum, öğretmenlerimin emeğiyle hukukçu oldum, bu milletin vergileriyle açılmış devlet okullarında okuyarak avukat ve milletvekili oldum
Bu halka borçluyum.
Ve bugün tek bir hayalim var:
Bu ülkede adaleti yeniden tesis etmek
Ama makamların değil, hizmetin peşindeyim.
Bu parti bana çöpçülük görevini verse yine yaparım.
Bunu süslü söz olsun diye söylemiyorum
Beni tanıyanlar bilir, hiçbir görevi reddetmedim, küçümsemedim.
Bu halkın verdiği her görevi şerefle taşıdım
VELHASIL KELAM:
Bu eylem ne ilkti, ne de son olacak.
Umarım son olur, umarım bir daha haksızlık yaşanmaz.
Ama bilin ki
Nerede adaletsizlik varsa, orada olacağım.
Çünkü benim tek amacım var:
Bu ülke aydınlık olsun, adil olsun, refah içinde olsun
İnsanlar birbirine gülen gözlerle bakabilsin
Bu yolda yürümeye devam edeceğim.
Bu akşamdan yarın sabaha kadar Atatürk Bulvarı’nda, Adalet Bakanlığı önünde; haksız yere tutuklanan gençler ve öğrenciler için ÖZGÜRLÜK ve ADALET nöbetindeyim.
Savunma susturulursa, adalet çöker!
5 Nisan Avukatlar Günü; yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda savunma hakkını, hukukun üstünlüğünü ve adalet mücadelesini hatırlatma günüdür.
Avukatlar; yargının kurucu unsurudur. Ancak bugün hem ekonomik baskılarla hem de siyasal müdahalelerle susturulmak isteniyorlar.
Savunmanın bağımsız olmadığı bir ülkede ne adalet olur, ne hukuk, ne de demokrasi!
Avukatlar özgür değilse, hiç kimse güvende değildir!
Tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyor, birlikte verdiğimiz mücadeleyi selamlıyorum.
Ben de Sn. Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyuyor ve fahiş fiyatlı ürünleri ve hizmetleri boykot ediyorum. Sn. Cumhurbaşkanımızın çağrısı hepimizi ilgilendirir, sen ben yokuz biz varız hepimiz bu gemideyiz. Sn. Cumhurbaşkanım ben de varım
İndirim görünce boykotu salanla arayı açarım, 9 gün tatil oldu diye tatil yerlerine gidip para harcayanla arayı açarım, ligler başlıyor diye futbol paylaşarak gündemi bulandıranla arayı açarım. Hiçbir şeyden utanmıyorsanız hala içeride tutulan küçücük çocuklardan utanacaksınız!
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın en önemli rakibi olan Sayın Ekrem İmamoğlu az evvel tutuklandı.
Gözaltına alınmasından bir gün önce diploması iptal edildiğinden beri ısrarla söylediğim gibi, bazen hukuki analiz gereçlerini değil genel mantık yaklaşımlarını kullanmak, bir adım geriye açılıp konunun bütününe bakarak genel akılla değerlendirme yapmak, daha berrak sonuç verir: Bu süreç boyunca vatandaşa "neden hukuki süreçlerin sonuçlarını beklemiyorsunuz da tepki gösteriyorsunuz" diyenlere de, bunun sebeplerini aynı genel akıl ve mantıkla açıklamak mümkün.
2011'de nüfus 74.7 milyon ve 2024'te nüfus 85.4 milyon iken 2011'de 21.3 milyon oy, 2023'te 19.3 milyon oy, 2024'te 15.9 milyon oy alan bir iktidar partisinin 23 senedir yönettiği ülkenin 2024 senesinde 15.7 milyon nüfusu olan bir şehrinde 4.4 milyon oy alarak iktidarın adayına yaklaşık 1 milyon oy fark atmış ve neredeyse her iki oydan birini almış bir muhalif belediye başkanı yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alındığında, toplumun buna tepki duymaması ve güvenle hukuki süreci beklemesi için, vatandaşın ülkedeki hukuk sistemine, adalet mekanizmasına, yolsuzlukla istikrarlı mücadeleye, konunun siyasetle değil hukukla ilgili olduğuna, milli iradeye müdahale edilmeyeceğine, inanıyor olması gerekir.
Eğer o belediye başkanının 35 senelik üniversite diploması gözaltı işleminden bir gün evvel iptal edilmişse, o ülkenin başkentinde yolsuzluğun kitabını yazmış insanlar tek soruşturma olmadan keyif sürüyorlarsa, o ülkede işe alım süreçlerinden ihalelere kadar her konuda vatandaşın hayat tecrübesi tüm yarışmacı süreçlerin kirli olduğunu gösteriyorsa, iktidara yakın kişiler asla alınmıyor veya hemen salınıyorsa, evvelce belediye seçimlerinin tekrar ettirilmesi tecrübesi yaşanmışsa, eğer halkın sokağa döküldüğü bir tepki ulusal basından değil yurt dışı kanallardan takip edilebiliyorsa, demokrasi adına elde avuçta bir tek sandık kalmışsa, şu ana kadar zaten iki siyasi partinin lideri hapsedilmişse, vatandaşların karşı karşıya oldukları manzarayı hazmetmemeyi seçiyor olmaları ve bir an evvel daha da bozulmamış koşullarda sandığa gitmeyi hedefliyor olmaları, genel akla ve mantığa gayet uygun doğal bir durumdur.
Bu tepkilere bakıp "ne oldu ki, vallahi çok ayıp, sadece hukuk ve hukukçular konuşsun" diyenler, tüm ülke ve topluma bu yaşatılanların daha yaşatılmasi planlananların başlangıcı olduğunu iyi bilenlerdir.
Eğer kabul ederseniz, ülkenin önde gelen avukatlarından ve hukuk hocalarından biriyim. Bu konuda, üzerinde konuşabileceğim hukuku ben bulamadım, bulamıyorum. Samimi ve gerçek tek hukukçu söyleminin sade vatandaşın gözleriyle gördüğünden, aklı ve mantığıyla bulduğundan ibaret olabildiği bir hukuksuzluk noktasındayız.