"Dündar ağam, çoh görestim hardasan?
Eller sanır; bir karanluk gordasan.
Mene göre Tanrı nerde, ordasan,
Get cennette nebileri gör ağam,
Muhammed'in sağ yanında dur ağam!"
Fikirden uzak, doktrinden yoksun, sokaktan ve sosyal medya şovuyla beslenen Türk milliyetçiliğinin varacağı nokta bellidir. Türk milliyetçisi, entelektüel birikime sahip olmak zorunda olduğu gibi bileği de kavi olmalıdır. Aksi hâlde, bütün çabalarımız bir heyuladan ibarettir.
KAMUOYUNA:
Bebek katili ve avanesine karşı düzenlenen “Bayrak Açıyorum Mitingi”, siyaset üstü bir hassasiyetle gerçekleştirilmiş, şer odakları telin edilmiştir.
Hürriyet ve İstikbal Derneği olarak, milliyetçi sivil ve siyasi iradelerin ihanet sürecine karşı politik dili sürdürmesini; memleket mücadelemize gösterilen mütekabiliyetin muhafazası için pek önemlidir. Gösterilen mütekabiliyet, dil uzatanları meşruiyetini kazandıran bir nokta değildir. Verilen tavizlerin doğurmuş olduğu bu meşruiyetin kırılması ancak milliyetçi bir duruşun sergilenmesiyle mümkündür.
Milliyetçi mücadele erklerimizin zayıflatılmaya çalışıldığı böyle bir süreçte, kendisini dev aynasında görenler ve yalnızca semboller üzerinden varlık göstermeye çalışanlar, er ya da geç mağrur ve hüsran olacaktır.
Mesul olduğumuz davanın vakarına yakışmayan bu anlayışların normalleştirilmesi kabul edilemez. Teşkilatların içine sürüklendiği sinizm, mücadele ruhunu zedeleyen bir karakter oluşturduğu açıktır. Bu anlayışın terk edilmesi ve mücadele ahlakının yeniden hâkim kılınması zaruridir.
Hürriyet ve İstikbal Derneği olarak, tam da bu sebeple “Yaşasın Milliyetçi Mücadelemiz” derken; yalnızca bugünü değil, milliyetçi mücadelenin geleceğini de işaret etmekteyiz. Milletimizin ortak vicdanını yansıtan bu tür miting ve kitlesel buluşmaların artarak devam etmesi gerektiğine inanıyor, kamuoyuna saygıyla arz ediyoruz.
@huristikbal
Dündar Taşer'in biyografisini tamamlamaya çalışırken karşılaştığım en büyük güçlük, Taşer’in ardında, 27 Mayıs İhtilâli ile ilgili birkaç yazı haricinde, bir hatırat bırakmamış olmasıydı. Ancak bu eksiklik tesadüfî değildir. Taşer’in neden bir hatırat kaleme almadığına dair Ziya Nur Aksun şu hatırasını anlatmaktadır:
"Kendisine “Bunları yazıp, bir köşeye koyunuz; gelecekte çok lâzım olur” dediysem de, “Bizim ne hatıramız olacak. Yavuz’lar, Fatih’ler, tarihteki hemen bütün Osmanlı ileri gelenleri hatırat bırakmamışlar” sözü ile karşılaştım."
“Gelenekten geleceğe” şiarımızın oluşturduğu, toplumlar arasında dahi “modern örnek insan” konusunun inşaasının gayretiyle beraber pek tabi bilmekteyiz ki gelecek Türk Milliyetçiliği’nin sosyetesi ve Türk Milliyetçiliği’nin mücadele okulu oluşumunun süratle hissedileceği bir evreye girmektedir.
Bu ülküye adanmış dimağlar nefsinden âri, rasyonel ve analitik kadrosunu yetiştirirken ufkun ötesine başlayacak olan amansız yürüyüşe köşesinden dahi kulp takanlar bir gün hüsranlıkla bizlerle omuz omuza olacaktır.
Menfi temelli hiçbir duyguyu ve çalışmayı maddeci menkıbe haline getirmemek lazımdır.
Telkinlerin yerini kurallar aldığı vakit çalışmaların kaybedilmediği, hüsranlıkla yoldaşlık yapılmadığı evreler bizi beklemektedir.
Merhalesi kumdan kale olanlar izzet söz konusu olduğunda pek sessiz kalmaktadır.
Erdemlerini yitirmekte olana ışık olmak, erdemlerini muhafaza edene omuz olmak; hepsinin bizden olduğunu bilerek aramızdaki hukuku tecelli ettirmekle mesulüz.
Yüreği titreyenlerle omuz omuza olacağımız fecirlere…
@huristikbal
@istiklalkadin Türkçülere Faşist denmeye başlandığında daha Apo itinin esamesi okunmuyordu. Ve aynı şekilde bize o dönem faşist diyenlerin büyük çoğunluğu bugün olsa PKK'ya da faşist diyeceklerdi.
Bu kadar ilimden uzak kişileri ünlü ve popüler ettiğimiz için galiba hepimiz suçluyuz.
«Üç beş şaşkın köpek, bize 'gerici', 'yobaz' derse ne lazım gelir? Bu çamurları, bir madalya gibi taşımak lazımdır. 'Din', 'milliyet', 'vatan' gibi kavramlar kıyamete kadar yaşamaya devam edeceklerdir.»
-Dündar Taşer
Türk ve Müslüman bir futbolcunun "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek paylaşım yapması oldukça doğaldır.
Elmalılı Hamdi Yazır gibi büyük Türk müfessirlerin çevirisiyle bu; "Esirgeyen ve Bağışlayan Tanrı'nın Adıyla" anlamına gelir.
Bazı insanların Türkçe dil hassasiyeti anlaşılabilir. Ama inanca ve duaya tepki göstermek bize yakışmaz.
Bırakın çocuklar inandıkları gibi dua etsin, sahaya çıkıp göğsündeki o bayrağın hakkını versinler.
Türk milli takımına başarılar 🇹🇷
Tanrı Türk'ü korusun.
Bilimsel bir gerçekliktir ki halkın milli, dini, manevi ve kültürel kodlarıyla kavgalı olan hiçbir hareket kitleselleşemez.Türkiye'de sol, işçiyi ve köylüyü "eğitilmesi gereken geri bir kitle" olarak gören jakoben bir zihniyete hapsolmuştur.
Gerçek muhalefet sırça köşklerde, lüks sitelerde oturup halka üstten bakanların değil bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan, vatan dertlisi olan, milletin milli ve ekonomik çıkarlarını merkeze koyan milliyetçi ve yerli kadroların hakkıdır.
"- Fırat şehîd düştü... Faşist öğrenci, saldırmaya hazırlanırken, öldürüldü, dediler.
- Aybüke şehîd düştü... "çorumlu şenay aybüke yalçın’ın ailesi de, muhtemeldir ki türkçü akımlara ilgi duydukları için vermişlerdir ona aybüke adını" diyebildiler... İmlâ, Ayşe Düzkan'a âid.
- Necmeddîn şehîd düştü... O da faşist sendikadan olmasaymış, dediler.
- Serap şehîd düştü... Ne yâni, Kürdistan dağlarında daha fazlası ölüyor, dediler.
Yâ hû kurşunladıkları bebekler için bile bir şey söylediler ve söylediklerini destekleyecek şerefsizler buldular. PKK'nın öldürdüğü bebekleri bile "acı ama savaş şartlarında olabiliyor, bunları konuşmaya gerek yok" diyebilenler, kalkmış, bize insanlık dersi vermeye kalkıyor, Türkçülüğü suçlamaya kalkıyor.
Fıratız, Aybükeyiz, Necmeddîniz, Serabız... Türklük yolunca cân veren Mehmetleriz.
Siz ise..."
Suçlunun cezasını kadere bırakmak, adalet mekanizmasına duyulan güvenin zayıfladığının ve toplumun çaresizliğinin bir göstergesidir. Oysa bir devletin vatandaşına karşı en temel sorumluluğu can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Devlet, sınırlarını koruyamadığında, kamu düzenini tesis edemediğinde ve adalet sistemini etkin işletemediğinde, ortaya çıkan her güvenlik sorununun siyasi sorumluluğunu da taşır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz düzensiz göç sorunu, kontrolsüz nüfus hareketleri ve sınır güvenliğindeki zafiyetler yalnızca demografik değil, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve güvenlik boyutları olan ciddi meselelerdir. Dünyanın en geri kalmış bölgelerinden kaçak yollarla ülkeye girişlerin sıradanlaşması, devlet otoritesinin sorgulanmasına neden olmaktadır.
Bunun yanında, eğitim sisteminde yıllardır sürdürülen ve bilimsel düşünce yerine dogmatik yaklaşımları önceleyen müfredat politikaları da toplumsal gelişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Çağın gerektirdiği eleştirel düşünceyi, üretimi ve bilimi merkeze almak yerine genç nesilleri geriye taşıyan anlayışlar, ülkenin geleceğine zarar vermektedir.
Güçlü bir devlet; sınırlarını koruyan, hukuk düzenini tavizsiz uygulayan, eğitimde bilimi esas alan ve vatandaşının güvenliğini her türlü siyasi hesabın üzerinde tutan devlettir. Adaletin işlemediği, güvenliğin sağlanamadığı ve eğitimin ideolojik tercihlere kurban edildiği bir düzende toplumun kaderi değil, yönetenlerin tercihleri belirleyici olur.
Rahmi Koç alt tarafı bir fıkra anlatmış, sosyal medya yine organize mağduriyet ve ajitasyon seansına başlamış.
Bu ülkede yıllardır Temel fıkraları anlatılır, Karadenizliler üzerinden ne şakalar döner bir gün bile bir Karadenizliler olarak "bizi aşağılıyorlar" diye tag açmadık, infial yaratmadık.
Her şeyden bir ayrımcılık, bir düşmanlık çıkarmaktan bıkmadınız. Biraz mizah kaldırabilin artık, her şeye bu kadar tetiklenmek hayata zarar.
Fırat Çakıroğlu’nu şehit eden örgüte ülkenin geleceği hakkında söz hakkı vermek isteyen cenahtan gelen CHP eleştirileri sadece komik. Dündar Taşer’in dediği gibi «durum muhakemesine hasımdan başlanmaz»
DEM Parti ve bileşen partilerinin milletvekillerinin, milletvekilliklerinin iptal edilmesini talep etmemizle beraber; Ahmet Davutoğlu’nun bugünkü grup toplantısında üstü kapalı bir şekilde cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal Atatürk’e sarf ettiği cümlelerden sonra hukuka göre gerekli soruşturma başlatılıp ceza almalıdır.
Kemal Tahir edebiyatıyla mağrur olma enişte, zira ismini geçirdiklerimizden hiçbir farkın olmadığı aşikârdır.
@Ahmet_Davutoglu