Düşük bütçeli belgesel çektim. Şimdi ben bu 25 dk’lık belgeseli YouTube’a koysam aydın görünümlü deyze amcalara desem ki her tık İ.oğlunun adalet mücadelesine gidecek, yemin ederim inanacak milyonlar var. Peki ben para kırar mıyım? Kırarım…
Gözümüzün önünde “Belgesel” adı altında para basıyorlar. Arka planda gülüp paraları kırışıyorlar. Adına da “Narin” için diyorlar.
Trollere ödeyecek para bitti tabii. En iyisi space odasını belgesel diye kakalayıp, trollerin parasını çıkartalım demişler. Baktılar ki paralar çil çil, burka giyip Afganistan’a gitmek üzereler.
Abi biz sizi nasıl adam edeceğiz ya! Nasıl…
Burkalı cehapeli deyzeler koşun cinayet anını çektim.!
#nariniçinadalet
Şu görüntüye yazı yazmaya bile gerek yok aslında. İlmekleri savcılık işte böyle bağlıyor. Onu ona, şunu şuna, bunu buna.
Ay ilmek kaçtı geriye dön 😂
Bedava terapi. Her hatanız artık delil niteliğindedir. En iyisi ya çenenizi ya da hesabınızı kapatıp gidin.
Ya sulh olun ya da kaçan ilmeklere siz de dahil olacaksınız.
#günaydın
@Nonu_7 Kişilik karmaşası yaşayan ibrahim’i de doldurmuşlar seni kastediyor diye. Bu kadar aptalı ancak bir araya toplarlardı.
Engin senin de allah belanı versin üst aklına zıçam 😂
Bu mesajı attığında muhtemelen sana gelen sesi görmemiştin daha 😂
Allahım çok korktuk 😂 Hemen tvitlerimi silip biat ediyorum. Tamam ablam sen haklısın, tamam ablam Nurcan’ın da senin de bahtınız açık olsun demeyeceğiz tabii ki. Nurcan’ın allah belasını versin diğerine bakacağız olric… 😂
Bir “iyilik meleği Abi” ve foşur foşur temizlikten köye göçüp duygu istismarı yapan halk temizlikçisinin kendi aralarında gerçekleştirdikleri banka transferlerinin toplam tutarının 2 milyar TL’yi aştığı belirtiliyor.
MASAK raporları ve kolluk kuvvetlerinin araştırmalarına göre “Ankara Abisi” lakaplı Yasin Oyanığın Hollanda başta olmak üzere yurt dışında açtığı birçok dernek üzerinden yasa dışı bahis paralarını akladığı, dernekler aracılığıyla aktarılan paranın toplam tutarı 5 milyar TL'den fazla olduğu iddia ediliyor.
Foşur foşur götürmüş abiler😁
Sırayla abileri geziyor Masak haberiniz olsun🧌👌
#günaydın
Bahsettiğiniz birçok şeyi uzun zamandır yazıyorum, tartışıyorum ve eleştiriyorum zaten. Muhtemelen yazdıklarımın tamamını takip edemediniz, bazı bölümleri kaçırdınız. Yoksa bugün bana yönelttiğiniz eleştirilerin önemli bir kısmını daha önce benim dile getirdiğimi görürdünüz.
Sizinle bunları uzun uzun tartışabilirdik ancak artık ne buna tahammülüm var ne de sabrım.
Yazımın bağlamı gayet açık. Burada yalnızca bir mahkeme kararını veya Güran ailesinin tutumunu tartışmıyorum. Bir çocuğun öldürülmesiyle başlayan sürecin nasıl ideolojik kamplaşmalara, sosyal medya üzerinden yürütülen güç mücadelelerine ve kişisel hesaplaşmalara dönüştüğünü anlatıyorum.
Siz meseleyi Güran ailesinin mahkeme kararlarına karşı geliştirdiği tutuma indirgemişsiniz. Peki, ben bu ailenin yaptıklarını nerede savunmuşum? Mahkeme kararlarının sosyal medya baskısıyla değiştirilmesini hangi yazımda meşru görmüşüm? Tam tersine, manipülasyonları, bilgi kirliliğini ve adalet arayışının gösteriye dönüştürülmesini defalarca eleştirdim.
Ancak benim eleştirim yalnızca bir tarafa yönelik değil. Çünkü burada birbirleriyle çatışan gruplar, mahkeme kararını savunanlar ve karara itiraz edenlerden ibaret değil. Dün aynı sohbet odalarında birbirini destekleyen insanların bugün birbirlerini suçladığı, kişisel husumetlerin ideolojik mücadeleye dönüştüğü bir ortamdan bahsediyorum.
Biraz o grupların içine girmeniz, birbirleriyle kurdukları ilişkileri, zaman içerisinde yaşadıkları kopuşları, değişen ittifakları ve kullandıkları yöntemleri incelemeniz gerekiyor. Yalnızca dışarıdan bakarak bu ilişkileri çözümleyemezsiniz.
Üstelik ben bu sürecin yalnızca gözlemcisi olmadım. Düşüncelerimi yazdığım, bazı kişilerin söylemlerini ve yöntemlerini eleştirdiğim için sosyal medya zorbalığına, tehditlere ve hedef göstermelere maruz kaldım. Bunların bir kısmı sıradan bir fikir ayrılığının çok ötesine geçti. Ölümle tehditlere kadar vardı. Bu nedenle hukuki süreçler başlattım, ilgili makamlara başvurularda bulundum. Tehditlerin, kişisel bilgilerin paylaşılmasına ilişkin iddiaların ve organize hedef göstermelerin araştırılmasını istedim.
Şimdi siz bana hukuki yolların açık olduğunu anlatıyorsunuz. Ben zaten kendi yaşadıklarım karşısında o yolları kullanıyorum Tansu Bey. Üstelik sosyal medyada insanları peşinen suçlu ilan ederek değil, iddialarımın yetkili makamlarca incelenmesini isteyerek.
Bir taraftan hukuk devleti, adalet ve mahkeme kararlarına saygıdan söz edip diğer taraftan kendisi gibi düşünmeyen insanları susturmaya çalışanların çelişkilerini de görmezden gelemem.
Sizin “iki taraf” tanımlamama yönelttiğiniz eleştiri de bu nedenle yerinde değil. Ben hukuki anlamda birbirine eşit iki taraf tarif etmiyorum. Bir cinayet davasındaki cezai sorumlulukla sosyal medyadaki çatışmaları aynı kefeye koymuyorum. Sözünü ettiğim şey, bu dava etrafında oluşan grupların davranışları, ideolojik aidiyetleri ve birbirleriyle olan mücadeleleri.
Siz analizlerin taşın altına elini koyarak yapılması gerektiğini söylemişsiniz. Ben o taşın altına elimi koymanın karşılığını tehdit edilerek, hedef gösterilerek ve hukuki mücadele başlatmak zorunda kalarak yeterince gördüm. Dolayısıyla bana taşın altına elimi koymam gerektiğini anlatmanıza pek gerek yok.
Benim kimsenin tarafını tutmak gibi bir zorunluluğum yok. Birinin yanlışını eleştirmem, karşısındaki herkesin doğru olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor.
Sonuç olarak eleştirdiğiniz birçok şeyi zaten eleştirmiş birine, sanki bunların hiçbirini görmemiş gibi analiz yapmayı anlatıyorsunuz. Oysa benim tartıştığım şey mahkeme kararlarının doğruluğu ya da yanlışlığı değil; bir cinayet davasının nasıl ideolojik hesaplaşmaların, kişisel çıkar çatışmalarının ve sosyal medya zorbalığının malzemesi haline getirildiği.
Benim derdim kimin hangi tarafta durduğu değil, bir çocuğun ölümünün nasıl başka hesaplaşmaların gölgesinde kaldığı.
Bunu sorgulamak için de kimseden taraf belirleme talimatı almama gerek yok.
Sekiz yaşındaki Narin Güran’ın kaybolmasıyla başlayan toplumsal endişe, cansız bedeninin bulunmasının ardından büyük bir öfkeye dönüştü. Ardından soruşturma, yargılama, mahkumiyet kararları, itirazlar ve birbirleriyle yarışan anlatılar geldi.
Bir süre sonra tartışmanın merkezinde yalnızca Narin’in nasıl öldürüldüğü değil, kimin hangi tarafta durduğu sorusu da vardı.
Sosyal medya hesapları, gazeteciler, hukukçular, yayıncılar ve kendilerini davanın takipçisi olarak tanıtan kişiler arasında giderek sertleşen bir cepheleşme oluştu.
Kimileri mahkeme kararlarını savundu. Kimileri teknik delillerin yorumlanmasına itiraz etti. Kimileri ailenin anlatımlarına öncelik verdi. Kimileri soruşturma makamlarının değerlendirmelerini esas aldı.
Bu görüş ayrılıklarının kendisi sorun değildi. Hatta hukuk devletinde farklı görüşlerin tartışılması gerekliydi.
Sorun, hukuki görüş ayrılıklarının zamanla kişisel sadakat testlerine dönüşmesiydi.
Bir iddiayı sorgulamak, bazı çevrelerde suçluyu savunmak olarak yorumlandı. Bir mahkeme kararını savunmak, başka çevrelerde sorgulamadan taraf tutmakla eş tutuldu. İnsanlar birbirlerinin argümanlarını çürütmek yerine niyetlerini, geçmişlerini, ilişkilerini ve kimliklerini tartışmaya başladı.
Böylece Narin’in adı etrafında yeni bir sosyal medya düzeni oluştu: Kendi takipçileri, kendi sözcüleri, kendi doğruları ve kendi düşmanları olan küçük kamplar.
Bu kampların en tehlikeli özelliği, hakikati sahiplenmeleri değil, hakikat üzerindeki tartışmayı kendi mülkiyetlerine almaya çalışmalarıdır.
Oysa adaletin taraftarı olunur; adaletin sahibi olunmaz.
Bir dosyanın binlerce sayfalık karmaşıklığı, birkaç dakikalık canlı yayında kesin hükümlere dönüştürülemez.
Sonra bir başka yayın açılır. Önceki yayında söylenenlere cevap verilir. Eski dostluklar, yeni husumetler, karşılıklı suçlamalar ve kişisel hesaplaşmalar tartışmanın önüne geçer.
Artık soru yalnızca “Narin’e ne oldu?” değildir.
“Kim kiminle konuştu?”, “Kim taraf değiştirdi?”, “Kim kimi destekliyor?”, “Kim hangi yayına katıldı?” soruları da gündemi belirlemeye başlar.
Bu, her yayıncının kötü niyetli olduğu veya her tartışmanın çıkar amacı taşıdığı anlamına gelmez.
Nitekim Şeytantepe belgeseli hakkında başlatılan soruşturma, bu çatışmanın yeni bir boyutunu ortaya çıkardı. Belgeselin yargı sürecini ve içerisindeki kişileri itibarsızlaştırma ve suçlamaya yönelik iddialar üzerine soruşturma başlatıldı ve bazı kişilerin finansal hareketlerinin incelenmesi istendi.
Bu işlemler tek başına herhangi bir kişinin suç işlediğini kanıtlamaz. Fakat Narin dosyasının artık yalnızca mahkeme salonlarında değil, medya, sosyal medya ve adli soruşturmalar arasında da tartışıldığını gösterir.
Bugün Narin’in adını anan birbirine karşıt gruplar aynı sözcüğü kullanıyor:
Adalet.
Bir insanın gerçek adalet anlayışı, kendisiyle aynı fikirde olanlara nasıl davrandığından çok, karşı çıktığı insanların haklarına ne kadar saygı gösterdiğinde ortaya çıkar.
Oysa Narin ne bir sosyal medya grubunun sembolü olmak için yaşadı ne de herhangi bir siyasi, ideolojik veya kişisel hesaplaşmanın gerekçesi olmak için öldü.
O, sekiz yaşında bir çocuktu.
Hukukun görevi onun ölümüne ilişkin gerçeği, hukuka uygun deliller ve adil yargılama ilkeleriyle ortaya koymaktır. Gazeteciliğin görevi soruları sormak, belgeleri incelemek ve yanlışlarını düzeltebilmektir. Kamuoyunun görevi ise mahkemenin yerine geçmeden hesap verebilirlik talep etmektir.
Hiçbirinin görevi, bir çocuğun ölümü üzerinden yeni düşmanlıklar üretmek değildir.
Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Narin için adalet mi arıyorsunuz, yoksa Narin’in adı üzerinden kendi ideolojilerinizin haklılığını mı ispatlamaya çalışıyorsunuz?
Bir çocuğun hatırasına gösterilebilecek en büyük saygı, onu kendi tarafımızın değil, hakikatin merkezinde tutabilmekti.
Artık çok geç…
#narin bir çiçeğin adını kullanarak, onu örselemekten vazgeçin.
Böyle bir iddiam yok ancak burada olan bir çok kişinin motivasyonu pastadan pay almak. Siz bu pastayı aile üzerinden para kazanmak olarak anladıysanız yanlış. Mesele X’in yarattığı gelir kapısını paylaşamamaları. Buradan dava devşiren avukatlar var, buradan şantajla para kaldıran insanlar var, buradan özel hayatınızla sizi bezdirmek isteyen çakallar var. Olaya bu dava üzerinden bir bakış açıdı diyelim. Aynı pisliği taraftar gruplarında da, siyasi odalarda da görebilirsiniz.
Hayır, çünkü bahsi geçen diğer mağdur insanların ailelerinin tarla tapanı, arazileri, galerileri, siyasi tanıdıkları yok. Uzun zamandır gözlemim mesleği trollük ve histerik problemleri olanların sığındığı liman hep bu olmuş Erol. Başka konularda başka odaları dinlediğinizde zaman zaman yolları kesişenlerin hep aynı kişiler olduğuna rastlıyorsun zaten. O geçmiş odaları dinlediğinde bugün burada ne oluyorsa aynıları başka zamanlarda tekerrür etmiş. O yüzden bu çeteleri temizleyin diye bas bas bağırıyoruz. O yüzden soruşturma açılması için çabalıyoruz. Tabii herkes bu dirayette olamayabilir. Kim bilir bu şantajcılara kolunu kaptıran kaç kadın, adam var. Bildikleri en iyi şey şantaj. Ancak devir artık eski daktilo devri değil, dijitalleşme köklerine ateşe verebilir.
Güzel haberlerini sabırsızlıkla bekliyorum 💐
Yeni MHP’nin sözcüleri.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu yayındaki iddiaları sebebiyle keşif ustası Sayar Saymaz ve Murat Ağırel hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Ümit ��zdağ’ın iddialarını dile getirenlere dezenformasyon tokadı geldi de diyebiliriz.
#günaydın