Ensonhaber, kırmızı ışık ihlali yapan otomobille çarpışmaktan saniyelerle kurtulan motosikletlinin, olayın ardından sürücü kadının yanına giderek uyarıda bulunduğu anların görüntülerine ulaştı:
“Benim annem hayatta değil ama ben de birisinin çocuğuyum. Ben orada kurtaramasaydım, çocuğunuza nasıl yetişecektiniz?
Ben orada kafayı gözü patlatıp kıvranırken siz basıp gidecek miydiniz?”
30 sene önce skeçti, bugün memleketin gerçeği!
Gemisini yürüten kaptanlar ülke yönetir oldu!
Adalet bir kelepçe, vicdan bir masa etrafında satılık!
Bu düzen böyle gitmez!
#BedeliniSandıktaÖdeyeceksiniz#pazar
Adamların 10 yıl önce ürettiği şu telefona bakın. Neden telefonları bu şekilde üretmiyorlar? Bir telefon tamircisinin şu isyanına bakın, var ya bizi resmen kandırıyorlar: "10 yıl önce tek düğmeyle bataryası, şarj soketi, hoparlörü ve mikrofonu ayrılabilen modüler bir telefon yaptı. Hiç tamir bilmeyen biri bile bozulan parçayı kolayca değiştirebiliyordu; iki vidayla ekranı bile sökülebiliyordu. Avrupa Birliği yeni yeni "bataryalar sök-tak olsun" kanunları çıkarırken, onlar zamanında bataryanın da ötesini başarmıştı.
Bugün ise firmalar sırf kullanıcılar tamir edemesin diye cihazları karmaşık yapıştırıcılar ve çeşit çeşit vidalarla üretiyor; bir telefonu açmak için dört farklı tornavida gerekiyor. Bu durum devasa bir tamir sektörünün doğmasına yol açtı. Telefon tamircisi olup bundan para kazanmama rağmen söylüyorum: Cihazlar hâlâ o eski mantıkla üretilebilirdi ama işin içinde başka çıkar hesapları var."
Almanlar bunu da küçültüp çatıya çıkardı.
Sadece 19 kg ağırlığında, rotor çapı 1,5 metre olan küçük bir rüzgâr türbini.
Maksimum gücü 1.000 watt.
Standart test koşullarındaki referans üretimi ise yılda 615 kWh.
Yani artık rüzgârdan elektrik üretmek için devasa türbinler görmek zorunda değiliz.
Asıl merak ettiğim başka:
Türkiye’nin rüzgârı bunun için yeterli mi?
Çanakkale’de mi daha çok üretir?
İzmir’de mi?
İstanbul’da mı?
Karadeniz’de mi?
Hatta daha ilginç soru:
Sizin evinizin çatısına koysanız yılda kaç kWh üretirdi?
Türkiye’nin rüzgâr haritasını bilenler yorumlara gelsin.
Belki de yıllardır çatılarda sadece güneşe bakıyoruz.
Ya rüzgârı gözden kaçırıyorsak?
Barbaros Şansal’dan muazzam bir tespit:
“‘Bazı şeyler kapıya gelmeden tedbir alınmıyor. Mesela Türkiye su fakiri haline gelmeye başladı. Yüzlerce gölümüz kurudu.
Ben Anadolu üzerinde sürekli uçuyorum Kıbrıs’tan gelip giderken. En son Eğirdir Gölü’nün haline acıdım. İkiye bölünmüş göl, yok. O madenler, dağ tepe kalmamış.”
“‘Siz bir Çanakkale Kirazlı beldesine, barajın arka tarafına Amanos’a bir çıksanıza, görsenize oraları. Yağmalanan bir coğrafyayla karşı karşıyayız.””