"2008’den 2024’e 22-29 yaş grubunda yüksek öğretim mezunlarının oranı dört kat artarak yüzde 40’a ulaşıyor.
Doğal olarak, beklentileri de artıyor.
Ama kimse gençlerin dertleriyle dertlenmediği, bu artan beklentilerin nasıl karşılanacağına ilişkin bir beş dakika düşünmediği için gençler mutsuz ve giderek daha umutsuz oluyor."
Siyasetin kendi içine kapandığı bir dönemdeyiz yine.
Ne demek kendi içine kapanmak? Kendi derdine odaklanmak demek.
Dert belli: Siyasetçinin kariyer planı.
Cumhurbaşkanından ilçe başkanına mesele hep aynı.
2016’dan beri işin kolayını da buldular. Siyaset, olmayanı olmuş gibi gösterip itişmeye dayalı bir tür vodvile döndü.
Milletle bağı iyice koptu.
TEPAV Araştırmacısı Yağmur Celep ile kaleme aldığımız değerlendirme notu yayımlandı. Suriye'nin yeniden inşasındaki beşerî sermaye krizini; yatırım niyeti, sektörel beceri açığı ve Avrupa diasporasının geri dönüşü ekseninde ele alıyoruz.
@yagmurcelep1
https://t.co/wL9JjomqMt
Uzay artık prestij üretme alanı değil; teknoloji, sanayi ve stratejik özyeterlilik kapasitesinin sınandığı bir eşik. Uydu sistemlerinden hassas zamanlama altyapılarına, veri ekonomisinden ileri malzeme teknolojilerine kadar uzanan etki alanı, uzayı doğrudan ekonomik ve kurumsal kapasiteyle iç içe geçirmiş durumda.
Türkiye'nin bu alanda güçlü bir konum alması, yalnızca yörüngeye erişmekle değil; enerji, malzeme bilimi, dijital ekonomi ve kritik altyapı güvenliğine yayılan çarpan etkisini taşıyacak kurumsal mimariyi inşa edebilmesiyle anlam kazanıyor. Yayımlanan araştırma notu, Türkiye'nin uzay politikasını kurumsal mimari, 'Yeni Uzay' ekosistemine geçiş ve uzay diplomasisi ekseninde değerlendiriyor.
Çalışmanın hazırlanma ve yazım sürecindeki değerli emek ve katkıları için İnan Emiralioğlu'na içtenlikle teşekkür ederim. @emiraliogluinan
https://t.co/wxSBRlWglC
14-15 Nisan'da Siverek ve Kahramanmaraş'ta yirmi dört saat içinde iki okul saldırısı yaşandı. Bu olayları münferit trajediler olarak okumak mümkün. Ama veriler farklı bir şey söylüyor.
18-24 yaş gençlerde umut ve mutluluk skorları 2011-2012 zirvelerinden 2021'de tarihsel diplerine indi. 2025 itibarıyla hâlâ zirve seviyelerinin yarısının altında. Suça sürüklenen çocuk sayısı 2024'te 202.785'e ulaştı. 100 bin çocuk başına oran 929 ile son yirmi yılın zirvesinde. Bu çocukların %82'si erkek, en yaygın suç türü %40,4 ile yaralama.
Göreli yoksunluk hisseden hane oranı %84'e çıktı. V-Dem hesap verebilirlik skoru 2016 sonrası gerileyerek 2024'te 0,18'e indi. Adlî hizmet memnuniyeti ile yasaların adil uygulandığına dair inanç arasında 36 puanlık bir makas var.
Sorun artık hizmet kalitesi değil, sistemik meşruiyet. Okul saldırıları 2015 sonrası belirgin biçimde ivmelendi. Ateşli silah kullanım payı ise %75'in üzerine çıktı.
Türkiye, nüfus büyüklüğü farkı dikkate alındığında dahi, küresel literatürde okul şiddetinin en sistematik biçimde belgelenen vakası olan ABD ile aynı yoğunluk düzeyinde seyrediyor. 100 bin okul çağı çocuğu başına okul saldırısı oranımız 2024-2025'te ABD'nin son dönem ortalama seviyesini yakaladı. Sorun artık ulusal sınırlar içinde değil uluslararası bir karşılaştırma çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir boyut kazandı.
TEPAV Kalkınma Programı Direktörümüz @EkremCunedi ile yazdığımız TEPAV raporunda bu tablonun nasıl gençlik şiddetine dönüştüğünü 7 mekanizma çerçevesinde inceledik.
Gerilim birikimi, göreli yoksunluk ve kurumsal kopuş şiddetin zeminini hazırlıyor. Ahlaki çözülme, normatif erozyon ve kimlik boşluğu bu eğilimi eyleme taşıyan psikolojik ve kültürel koşulları oluşturuyor. Fırsat yapıları ise - silaha erişim ve örgütsel ağlar - şiddeti somut olarak uygulanabilir kılıyor.
Dijital ekosistem ayrı bir mekanizma değil 7'sinin tamamında devreye giren yatay bir güçlendirici. Gerilimi görünür kılıyor, kıyas uzayını küreselleştiriyor, hazır meşruiyet kalıplarını algoritmik olarak dağıtıyor, "manosphere" anlatılarını kimlik boşluğuna yerleştiriyor, silah erişim kanallarını ulaşılabilir hâle getiriyor.
7 politika önerisi ; yapısal ekonomik müdahaleler, dijital okuryazarlık, çok kurumlu erken uyarı, onarıcı adalet, adalet reformu ve sorumlu habercilik protokolleri, kimlik kanallarının açılması, fırsatın kısıtlanması.
Yedi mekanizma yaşam seyri boyunca kademeli biçimde birikiyor ve hiçbiri tek bir olayın ürünü değil. Bu nedenle tek bir müdahale noktası yeterli olmayacak. Etkili politika eş güdümlü, çok düzeyli ve sürekli olmak zorunda.
Bu arada bir lisans bölümüne yerleşmek için yıllarca emek harcayıp stres olmaya gerek yok. TYT'de 120 soruda yaklaşık 50 net, AYT'de 80 soruda yaklaşık 20 net ile 30 farklı bölümden birisine yerleşebilirsiniz. Moleküler biyoloji ve genetik bölümü de bu bölümlerden biri. 2025'te böyle olmuş. (Yatırım tavsiyesi değildir. Sınavı daha da zor yaparlar, netler değişir. Aman açıkta kalmayın :)
YÖK Atlas’ın sitesi neden değişti? YKS yerleştirme sonuçlarına ilişkin birçok bilgiye ulaşılabiliyordu. Şimdi ise sitede YKS sonuçlarına göre üniversite bölümlerinin başarı sırası ve puanlarına ilişkin bilgiler var.
2025 yılında 2,5 milyondan fazla kişi YKS'ye girdi, yaklaşık 400 bin kişi lisans programlarına yerleşti. Yerleşenlerin TYT ortalaması 120 soruda 54,76 net. Türkiye'de üniversite eğitimi alacak kişileri belirleyen(!) bu sınavda net ortalamasının düşük olması hayli düşündürücü. Lisede alınan eğitimin bu sınavdaki soruları çözmeye pek de yeterli olmadığını görüyoruz ki lise eğitiminin amacı eğer böylesi seçici olmayan, neyi ölçtüğü tartışmalı ve ezberci bir sistemin sonucu olan bir sınavda yüksek net yaptırmak ise o zaman oturup tekrar bir düşünelim. Kalite ve plansızlık sorunu olduğu kesin.
Puan türüne göre lisans bölümlerine yerleşenlerin TYT ve AYT net ortalamaları görseldeki tabloda gözüküyor. Lisans programlarına yerleşenler arasında TYT'de 80 ve üzeri net yapan 52.497, 90 ve üzeri 25.014, 100 ve üzeri net yapan kişi sayısı ise yalnızca 5.869. AYT'de 70 ve üzeri net yapanların puan türlerine göre dağılımı: Sayısal 11.832, Dil 3.533, Eşit ağırlık 420, Sözel 11 kişi. Galiba sınav 2025'te çok zordu ki net ortalamaları bu kadar düşük diye düşündüm ancak 2023 ve 2024 yerleştirme sonuçlarına da baktığımızda netler aşağı yukarı bu şekilde. Demek ki 2023 ve 2024 yıllarındaki sınavlar da çok zordu(!).
Sosyoekonomik gelişmişlik, sadece kaç kişinin üniversiteye gideceğini değil hangi beklentilerle tercih yapıldığını da belirliyor.
Gençler hayallerini değil risklerini minimize edecek seçenekleri seçiyor gibi gözüküyor. Tabii bu seçimlerin sonuçlarına yani üniversite mezunu gençlerin istihdamdaki durumuna bakmak gerekir…
2025 yılında YKS’ye başvuran 2.560.649 kişi arasından 373.451 kişi bir lisans bölümüne kayıt yaptırdı. Bu 373.451 kişiden 7929’unun tercihi KKTC ve yurtdışındaki üniversiteler oldu. İllerin ortalama sosyoekonomik seviyelerini, 2025 nüfus verilerini, lisans programlarına yerleşen kişi sayılarını birlikte incelediğimizde baz�� dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkıyor.
İki tablo arasındaki dikkat çekici farklara odaklandığımızda görüyoruz ki:
Yüksek SES grubunda dominant olan Mühendislikler, düşük SES grubunun ilk 10’unda yer almıyor.
Düşük SES grubunda ilk 3’te yer alan İlahiyat, yüksek SES grubunun listesinde yer almıyor.
Hemşirelik tercihi, düşük SES illerinde yüksek SES illerine göre yaklaşık 3 kat daha yoğun.