Ailelere bedel ödetmeyin, aileleri siyasete karıştırmayın diyoruz; ancak ne yazık ki adaletsizliğin sınırları her geçen gün daha da genişliyor.
Büyük oğlum Selim İmamoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Fizik Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine büyük bir emekle devam ediyor. Genç bir bilim insanı adayı olarak yürüttüğü “Katalitik Substrat ve Grafen Filmlerin, Stokiyometrik Olmayan Silikon Oksit Nanoparçacıkların Büyümesi ve Fiziksel Özellikleri Üzerindeki Etkisi” başlıklı çalışması, Alman Fizik Derneği tarafından kabul edildi.
Selim, bu çalışmasını sunmak üzere Dresden Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen uluslararası bilimsel konferansa davet edildi. Ancak aylarca emek vererek hazırladığı sunumu gerçekleştirebilmesi için yurt dışı yasağının geçici olarak kaldırılması yönündeki başvurusu reddedildi.
Bir gencin bilimi konuşacağı, ülkesini temsil edeceği bir platforma katılmasının engellenmesi; ne adalettir ne vicdandır. Bu durum yalnızca bir aileye değil, bilime, emeğe ve geleceğe vurulan açık bir darbedir. Siyasi hırsların, bir gencin akademik geleceğinin önüne geçmesi kabul edilemez.
Evlatlarımızın hayalleri, siyasi hırslarınızdan daha büyüktür. Bu haksızlık yalnızca Selim’in değil; bu ülkede emeğiyle bir yere gelmek isteyen her gencin önüne örülen bir duvardır. O duvarları mutlaka yıkacağız. Bilimin ve aklın yolundan asla dönmeyeceğiz.
Uyuşturucu operasyonu ile ilgili muhalif kamuoyunun magazin şehvetine kapılması tehlikeli bir durum.
18 yaşın üstündeki bireylerin cinsel hayatları kendilerini ilgilendirir. Karşılıklı rıza ile bireyler istedikleri bireylerle istedikleri tarz ve yöntemle cinsel ilişki kurabilir. Kamu otoritesinin "makbul" bir cinsel ilişki biçimi belirlemesi, dikte etmesi hem mümkün hem doğru değildir. Her şeye karışan ve/veya karışma muradı olan AKP devleti dahi bunu başaramaz.
Uyuşturucu kullanan bireyler tespit edilmeleri halinde tedavi görmelidir. Kanuna göre bu suçun zaten pratikte yatarı yoktur. Devlet bu kişilerin de haklarını, şeref ve itibarlarını korumalıdır. Suç ve ceza arasındaki orantıyı aşan, toplum nezdinde kişilerin itibar ve şahsiyetlerini yok etmeye yönelen edimler de uyuşturucu kullanmak gibi suçtur.
Yapılan operasyon önce şu soruya cevap vermeli, bu insanlar uyuşturucuyu nereden buluyor? Uyuşturucu temin ettikleri şahıslar o maddeleri nereden buluyor? Bu narkotik suç örgütünün yöneticileri ve lideri kim?
İkinci önemli soru da şu, kişi özel hayatına ilişkin bilgiler nasıl sızıyor? Ela Rümeysa isimli şahıs telefon bilgilerini verdikten sonra telefon içeriği adeta kamusallaştı. Soruşturmanın gizliliği gibi özel hayatın gizliliği ilkesi de ihlal edildi. Bunun yalnızca kişi güvenliğine yönelik bir tehdit değil, kamu güvenliği açısından da bir sorun olduğunu görmek gerekiyor. Bu örnekten sonra kim savcılara, adli makamlara güvenip elektronik şifrelerini paylaşabilir?
Bu pratiklerin olağanlaşması halinde en büyük bedeli muhalif kamuoyunun ödeyeceğini öngörmek için de uzun uzun düşünmeye gerek yok. Kişi hak ve güvenliği alanında yaşanan her kayıp zaten muhalif toplumsal kesimler için günlük uygulama haline geldi.
Magazin şehveti yerine hukuk kaygısı gerekiyor.
Tam 24 yıllık arkadaşlık.
Ömrümüzün yarısından fazlasını birlikte geçirdiğimiz üç samimi arkadaş. Yolculuğumuz Silivri’de kesişti. @akgungurkan, @tayfun_kahraman ve ben. Tabi ki tesadüf değil. Bazen avukat görüşlerinde görüyorum uzaktan. Konuşmaya gerek kalmıyor bile.
Tayfun üst dönemdi. Ama hep bizle takılırdı. Ben Ankara'nın bozkırından, Gürkan Sürmene’nin bağından Mimar Sinan’ın rıhtımına, o güzel boğaz kokan okula gelmiştik. İnsan 7’sinde neyse 70’inde de o misali o yıllardan bugünlere izlerimiz, anılarımız var inanın. Rıhtımda daha 1. Sınıfta Tayfun’un bize rektör seçimlerini anlatmasını ve bizim ona “Abi daha 1. sınıfız rektör seçimi falan gündeme giremedik.” diye geyik yapmamız. Gürkan’ın her koşuldaki engin sakinliği ve dinginliği. Atölye çalışmalarındaki teslime son 4 saat kala bir grubun yükünü alan Arap atı performansı. Unutulur gibi değil… Benim de sanat, bienal ve modern sanat iştahım, hevesim ama arkadaşlarımın akran zorbalığı ve dalgalarıyla bir türlü cesaret edemeyişim… Karton çay bardaklarını rıhtımdaki banka dizip “Emrah gel gel bienal var burda!” diyen bir arkadaş grubunuz varsa hele.
Ve o 24 sene; hayatı ciddiye alma, dalgaya vurma, bu dostlukla yaşlanarak birlikte sürmüşse; Silivri’de yan yana olmamız inanın tesadüf değil.
O değil de Gürkan’a çarpan serçeyi hiç ama hiç unutmayacağım. Rıhtımda boğazın, İstanbul’un keyfini çıkaran Trabzon’un has evladına İstanbul ilk “Merhaba”sını bir serçeyle yapmıştı.
Tayfun o kadar içselleştirmişti ki hoca olmayı, bazen atölye derslerine gelir paftalara yorum yapardı. Sanırsın bir hoca. Sonunda da oldu zaten. Aralarında en kötü ve acımasız senaryolarda şakaları yapan hep ben oldum ama. Gitar çalan güzel bir dostumuza yaptığım “Deep Purple alt grubu seçildiniz otel lobisine gitarla gelin.” şakasından sonra gelen yoğun arkadaş tepkisi sebebiyle durmuştum.
Bizim için hayat hem çok ciddi hem de çok dalga geçilecek bir işti hep. En ciddi konuda bile birden bandı sarabilirdik. Çünkü hepimizin derdi ve hepimizin buluştuğu zeminler aynıydı.
Tüm bunların yanında İstanbul’da planlama okumak ciddi bir işti. Tayfun, meslek odası mücadelesinde; Gürkan, İstanbul’un dönüşüm mahallelerinde halk toplantılarında doğruyu anlatmak, o kentin gerçek sahiplerinin barınma hakkının yanında mücadele etmek için geziyorlardı İstanbul’u. Ben daha çok Roman mahalleleri ama en çok Sulukule için mücadele peşindeydim. Ev ev gezip, rahmetli İmam Asım Amca ile birlikte Sulukule bugünkü gibi olmasın diye mücadele ediyordum. Hiç bitmedi bu halimiz. Cebindeki son akbille mahalle toplantılarına giden bu üç plancıdan bir Meslek Odası Başkanı bürokrat, bir İBB Genel Sekreter Yardımcısı, bir Belediye Başkanı çıktı.
Kariyerimiz hiç öyle CEO, CFO kademeleri gibi yıldızlı olmadı inanın. Öğrenciliğimizde tozlu kafelerde değişimli vestiyerlik de yaptık, afiş de astık, işsiz de kaldık. Ama derdimiz hep aynıydı. Aynı şeylere gülerken aynı şeylerle dertlendik. Bu kentin eşitsizliği, adaletsizliği ve planlama ile bunlara karşı yapacağımız mücadeleyle yeni sözü kurma çabasıydı bizimki…
Son üç sene Tayfun’a Silivri’de görüşçü olduk Gürkan ile. Ve son 8 aydır yan yanayız.
Şimdi siz 24 yılı böyle geçirmiş, harcı sağlam bu zemini yıkabilir misiniz?
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek (@memetsimsek) , Meclis’e sunduğum soru önergesine verdiği yanıtta cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 14-21 Mart haftası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın net rezervinin yaklaşık 11 milyar dolar eridiğini açıkladı.
Kamu vicdanını zedeleyen bu kararın bedeli ölçülemez ama bu operasyonun sadece Merkez Bankası rezervlerine etkisi bile 11 Milyar dolar.
11 Milyar doların ne anlama geldiğini şöyle ifade edelim:
Hükümetin önümüzdeki dönemde köprülerin işletme hakkı satışından beklediği özelleştirme geliri bu tutarın ancak yarısı!
Siyasi partiler Fenerbahçe'yi, Fenerbahçe seçimleri üzerinde yorum yapacak kadar benimsiyorsa, önce otobüsüne SUİKAST yapan ve 10 yıldır bulunmayan Şerefsizleri bulma konusunda gayret göstersinler.
Yapayalnız, Aziz Yıldırım önderliğinde Fetö ile savaşıp Fetö'ya yumruğu indiren Fenerbahçe ile 3 temmuzun helalleşmesini sağlasınlar yada bu helalleşmeye aracı olsunlar.
Aksi taktirde ne övgüleri nede eleştirileri Fenerbahçe taraftarının gözünde bir değer teşkil etmiyor!
Yaşasın tam bağımsız Fenerbahçe‼️
Kayyum darbesiyle gasp edilmeye çalışılan CHP İstanbul İl Başkanlığımızın önüne 8 Eylül'de yığılan polis barikatlarının, görüntülerle sabit olduğu üzere, plakasız araçlarla taşındığı ortaya çıktı.
Ancak skandal bununla bitmiyor. Bu araçların içinde onlarca yabancı uyruklu kişinin bulunduğu ve emniyet görevlileriyle birlikte hareket ettiği görüntülerde açıkça görülüyor.
Bu akıl almaz duruma sessiz kalmayacağız! İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya soruyorum:
1- CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne polis barikatı getiren plakasız araçlar kime/ hangi kuruma aittir?
2- Bu araçların plakasız olmasının gerekçesi nedir?
3- Polis barikatlarını taşıyan plakasız araçların kullanımına kim veya hangi kurum tarafından izin verilmiştir?
4- Söz konusu araçlarda bulunan onlarca yabancı uyruklu kişi kimlerdir?
5- Bu kişiler, Türkiye’de hangi statüyle bulunmaktadır?
6- Bu kişiler, sığınmacı mıdır? Yasadışı göçmen midir?
7- Bu kişiler, yabancı uyruklu öğrenci midir?
8- Bu kişiler, ikamet izni ve/veya çalışma izniyle ülkemizde bulunan yabancılar mıdır?
9- Bu kişiler arasında geçici koruma altında bulunan kişiler var mıdır?
10- Bu kişiler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevlendirmesi bulunmakta mıdır?
11- Bu şahıslar taşeron işçi ise güvenlik soruşturmaları yapılmış mıdır? Hangi sıfatla çalıştırılmaktadır? Şirket işçisi ise neden polis gözetiminde taşınmaktadır?
12- Plakasız araçların kamu düzeni ve güvenliği açısından oluşturduğu riskler hakkında Bakanlığınızca herhangi bir soruşturma veya inceleme başlatılmış mıdır?
Devletin saygınlığı ve milletimizin güvenliği ayaklar altına alınamaz. Konunun takipçisi olacağız.
Adli Tıp Kurumu, kanser tedavisi görmüş, yeniden kanser riski taşıdığı tıbbi raporlarla sabit, cezaevi koşullarında 20 kilodan fazla kaybetmiş, mama desteği ile beslenen Beylikdüzü Belediye Başkanımız Murat Çalık hakkında “cezaevinde kalabilir” yönünde karar vermiştir.
Bu karar, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan “yaşama hakkı” ile 56. maddesinde düzenlenen “sağlık hakkı”nın açıkça ihlalidir.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün kendi mevzuatında ve AİHM içtihatlarında, tutuklu veya hükümlünün yaşamı ve sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturan durumlarda infazın ertelenmesi veya tahliye edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Hukukun üstünlüğüne inanan herkesin, bu keyfi ve vicdansız karara karşı sesini yükseltmesi bir vicdan borcudur!
Recep Tayyip Erdogan’s strongest challengers have been detained. Unable to bring opposition down through the ballot box, Turkey’s president is using the courts to to the job instead https://t.co/uYwOp3ctKP
İran'ı vuran İsrail F-16'ları Suriye hava sahasında havada yakıt ikmali yapıyor!
Evet evet, bizim geri zekalıların "fethettik" diye tepindiği Suriye'nin hava sahasında!
Elebaşına kravat takınca devlet adamı oldu sandıkları terör örgütü HTŞ'nin yönettiği Suriye!
Şimdi kainat lideri çıkıp, milletin gazını almak için İsrail'e yalandan 2 laf sallayacak tamam!
Başına geçen terörist başıyla çay içince Suriye sizin olmuyormuş demek ki değil mi!
Nevşin Mengü: "Ben bekar bir kadınım. Bu adamlar kim, sapık mı, manyak mı? Benim kaçta, nerede olduğumun bilgisini; acaba nasıl oluyor da devletin kurumları, neye güvenerek bu insanlarla paylaşıyor?"
Hadi lan oradan yobaz!
O çocuklar okuyup doktor olunca, sadece kadınları mı tedavi edecek?
Öğretmen olunca sadece kız çocuklarına mı eğitim verecek?
Avukat olunca, sadece kadınların davasına mı bakacak?
Erkek hakim, savcı olursa duruşmaya girmeyecek mi?
Ülkeye şeriat getirmek için mabadınızdan bahane uydurmayın!..