10 gündür tutuklu olan Sendikamız Genel Başkanı Gökay Çakır ve 5 gündür açlık grevinde olan Başaran Aksu tahliye edilmiştir.
Madenciler başta olmak üzere tüm işçi sınıfının gözü aydın. Holdingleri üzmeye devam edeceğiz!
Eskişehir Seyitgazi’de çıkan orman yangınına müdahale sırasında hayatını kaybeden 5 AKUT gönüllüsü ve 5 OGM personelinin aramızdan ayrılışının birinci yılında, onları minnetle, saygıyla ve özlemle andık.
Anma programımız kapsamında Anıtkabir’de bir araya gelerek mozoleye çelengimizi bıraktık, Yönetim Kurulu Başkanımız Serhat Akbel’in Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalamasının ardından anma törenimizi gerçekleştirdik.
Günün devamında Hacı Bayram Veli Camii’nde şehitlerimiz için dualar ettik.
Ertesi gün ise şehitlerimizin kabirlerini ziyaret ederek aziz hatıralarını bir kez daha yâd ettik.
Fedakârlıkları ve cesaretleri daima hafızalarımızda yaşayacak.
Şehitlerimiz nur içinde uyusun. 🖤🌲🇹🇷
23 Temmuz 2025 Seyitgazi orman yangınında şehit olan 5 AKUT gönüllümüz ve 5 OGM emekçimizi; kıymetli aileleri ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen AKUT gönüllüleri ile birlikte Ankara’da minnetle andık.
Anıtkabir’den başlayan günümüzü; ailelerimizin duygu dolu konuşmaları, hüznü ve onuru bir arada yaşadığımız törenimiz ve dualarımızla tamamladık.
Birlikte kurduğumuz hayallerde, kurtarılan her canda ve korunan her ormanda ON’ların adı yaşamaya devam edecek.
ON'lar için...
"Bu toprakta kalır adın"
Abimiz, kardeşimiz, dostumuz... Bu ülkenin onurlu ve haysiyetli insanlarının kalbinde her zaman yaşayacaksın habibi. Çocuklarımızın özgür doğacağı günlere olan düşlerimiz, seninle var olacak.
Az sonra yattığı yeri ziyaret edeceğiz Ali İsmail’in…
Burası da adının yaşadığı, adını yaşattığımız yer olacak
ALİKEV Gençlik Merkezi yakında kapılarını açacak,
gençler etkinlikler yapacak,
çocuklar avlusunda koşacak.
Bedeni aramızda değil belki ama
adı ebediyen yaşayacak…
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
NATO zirvesine, emperyalist savaş politikalarına ve Türkiye’nin üs haline getirilmesine karşı yürüdüğümüz için aralarında Genel Sekreterimiz Ercan Bölükbaşı ve Ankara İl Başkanımız Şevket Çavuşoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda üyemiz gözaltına alındı.
Ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye’nin bu onursuzluğa mahkum edilmesine izin vermeyeceğiz.
Geldikleri gibi gidecekler!
Devrim Partisi Ankara İl Başkanı Şevket Çavuşoğlu polis ablukasından sesleniyor:
Bizim karşımıza barikat kuranlar Filistin’de öldürülenleri görmüyor mu? Bizim karşımıza barikat kuranlar Ortadoğu’daki katliamları görmüyor mu? Bu ülkenin vatandaşlarını görmüyor mu? Kendi vatandaşınıza işkence yapıyorsunuz, kendi vatandaşınızı gözaltına alıyorsunuz, kendi vatandaşınızı tutukluyorsunuz peki neden? Trump gelsin diye, ABD askerleri rahat rahat gelsin diye, NATO’cular rahat rahat gezsin diye.
"Ölü Deniz" gösterisi gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Deniz Göktaş'ın yanındayız!
Tüm sıra arkadaşlarımızı yarın Maçka Parkı'nda "Ölü Deniz" gösterimini hep birlikte izlemeye çağırıyoruz.
Venezuela’da meydana gelen yıkıcı depremlerin ardından gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Ulusal ve uluslararası paydaşlarımızla temas halinde olup, durumu resmî koordinasyon mekanizmaları aracılığıyla sürekli olarak değerlendiriyoruz. Uluslararası afet müdahale prosedürlerimiz kapsamında gerekli operasyonel hazırlıklar başlatılmış olup, ihtiyaç duyulması halinde destek vermeye hazır durumdayız.
Bu zor süreçte Venezuela halkıyla ve depremden etkilenen tüm kişilerle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtmek isteriz.
Gelişmeleri yakından izlemeyi ve gerekli görüldüğü takdirde kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdüreceğiz.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Bizim de köpeğimiz Laika'nın isminin geldiği, uzaya çıkan ilk canlı Laika adına yapılan Moskova'daki anıt. Anıt, Laika’nın eğitildiği enstitünün (Havacılık Tıbbı Araştırma Enstitüsü’nün) hemen önünde yer alıyor. Yanında şu şiir yazıyor:
Sıradan bir Rus sokak köpeğiydi,
Ona büyük bir şeref düştü:
Ağır köpek hayatından
Uzaya zaferle tırmanmak.
Büyük Laika bilmiyordu,
Bir köpeğin anlaması zor zaten,
Hayatının kahramanlık olduğunu
Ve şanını kimsenin alamayacağını.
Gezegenin üzerinde uçtu,
Dürüstçe kendini feda etti,
Bilim için yandı gitti,
Sonsuza dek yıldız olarak kaldı.
“Büyük Laika” — V. Zapryagayev, Rusya Yazarlar Birliği üyesi
Kalpaksız Kuvvacı Uğur Mumcu’yu katledilişinin 33.yılında saygıyla anıyoruz.
Bizlere düşen onun mücadelesini yaşatmak, kalpaksız kuvvacılığa devam etmektir. Nitekim, kendisinin de dediği gibi: “Günümüzün 'Kuvayımilliyecileri' ne kalpak takarlar başlarına ne boyunlarına fişeklik ne de bellerine tabanca. Onlar, bir siyasal inancın mirasçılarıdır. Onlar, aydınlanma çağının öncüleridir. Onlar, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı' ömür boyu savaş vermiş yürekli aydınlardır... Atatürk'ün, Cumhuriyet'i emanet ettiği gençlerdir onlar... Yılgınlığın, korkaklığın, dönekliğin ve çıkarcılığın geçer akçe sayıldığı günümüzde, onlar, aydın olmanın onurunu, vazgeçilmez birer kimlik kartı gibi yüreklerinde taşımasını bildiler. Ödün vermediler, boyun eğmediler, gelen ağam, giden paşam, demediler.”
ZAM DEĞİL, ZAMCIK!
🖋️@pallaroccia yorumluyor…
“Türkiye’de enflasyonun resmî sayılarla %30’ları aştığı; ancak ne hikmetse kira artışlarının TÜFE gerekçesiyle %40 bandında seyrettiği bir dönemde, iktidarın 2026 yılı için açıkladığı asgari ücret artışı yalnızca %27’dir. Bu oranlar, iktidarın kimin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinin açık bir göstergesidir. Ortada bir zam değil, bir zamcık vardır.
Bu artış oranı o kadar gerçeklikten kopuktur ki, tepkimizi ancak bir Levent Kırca skeçiyle anlatabiliyoruz. Ne var ki yaşadığımız düzen, artık bir skeçten ayırt edilemez hâle gelmiştir.
Ülke illegal bahis soruşturmalarıyla çalkalanırken, bugün bu sitelerin asgari ücret için dahi bahis açabilmesi tesadüf değildir. Çünkü bu düzende emekçinin geçim sıkıntısını dile getiren değil, kolay para kazanma yollarını meşru gören anlayış makbuldür.
Baştan aşağı çürümüş bu tabloda asgari ücret hariç her şey konuşulmuş, milyonlarca işçinin geçim mücadelesi siyasetin merkezine dahi alınmamıştır. Çalışan nüfusun neredeyse yarısı asgari ücrete mahkûmken, bu konu Meclis’te hak ettiği ciddiyetle ele alınmamış; bundan cesaret alan iktidar, işçiyi bir kez daha açlık sınırının altında bir ücrete mahkûm etmiştir.
Halkının yarısına açlık sınırının altında bir yaşam dayatan bir iktidarın meşruiyeti sorgulanmalıdır.
Emekçi halkımızın yoksulluğa mahkûm edilmesini, çocuklarımızın çalışmak zorunda bırakılmasını, insan onuruna aykırı bu yaşam dayatmasını, kısacası BU ZAMCIĞI KABUL ETMİYORUZ.”
Bu video 1 yıl önce çekilmiş. Bir yıl içinde CHP’nin Manisa’da tarih yazmasını sağlayan iki insan artık hayatta değil. Önce Ferdi Zeyrek şimdi de Gülşah Durbay. Sevenlerinin başı sağolsun.