Deniz Göktaş’ın “CHP’yi salın” cümlesinin ağırlığı üstüme taş oldu, çöktü.
Yaşı iktidarla yaşıt bir genç adam, yerin yedi kat altından, kuyu tipi cezaevi, yani işkencehaneden sesleniyor. Salın, bizi salın diye.
Gösterisinde en çok kendisiyle dalga geçen, sahnenin verdiği gücü bile reddedip seyirciden yuh isteyerek başlayan Deniz Göktaş, Türkiye’yi bırakmayan, koltuğu, sözü, geleceği avucunun içinde tutan, sıkan sıkan sıkan ellere diyor ki: “Salın bizi.”
Beni asıl dehşete düşüren, içimi yıkıcı bir öfkeyle, derin bir üzüntü ile dolduran şey ise hala sosyal medyada, televizyonlarda, sokaklarda “hayır bu bir yalan, hayır öyle bir şey söylenmedi, hayır gerçekler böyle değil, bu görüşmede bu konuşulmadı” cümlelerini kuranlar.
Ben Kılıçdaroğlu’nu bile anlıyorum. Deniz Göktaş’ın deyimiyle, evet, belki “empati or* su” yum ben de. Hem mizacımdan, hem inançlarımdan, hem de mesleki bir durum. Ama Kılıçdaroğlu’nun bile varoluş kaygılarını, bırakamamanın psikolojisini, o hırsı anlıyorum. Erdoğan’ı da anlıyorum. İktidar budur. Olmak zorunda değildir ama olur böyle.
Beni asıl zorlayan bu diğer kişiler. Gözümüze baka baka yalan söyleyenler. Bakıyorum, malınız mülkünüz de yerinde, yaşamsal bir sıkıntınız da yok gibi. Daha ne için yapıyorsunuz bunu?
Genç bir adam hapishanenin dibinden ülke için özgürlük istiyor. Yaşlı başlı adamlar, kadınlar, sözü geçenler, kendilerine bir kürsü bir köşe bulmuş konuşanlar dışarının aydınlığından yüzümüze yalan söylüyor, tutturuyor.
Ne için? Değer mi? Yapmayın bunu. Ne için yapıyorsanız değmez.
Salın geleceği.
#chpyisalın #DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Mithat Cemal Kuntay’ı, Kemal Tahir’i ya da Yakup Kadri’yi okuduğumuzda dağılan İmparatorluğun başkenti midemizi bulandırır. Dersaadet, haysiyetin, insaniyetin, ırzın, namusun nutuklarla, sloganlarla, dualarla çiğnendiği bir yerdir. Mustafa Kemal, bu çamur gibi siyasi cemiyetin içinden tertemiz sıyrılır ve başarır. O yılların uyandırdığı tiksinti zaten milli mücadele sonrasını da şekillendirir büyük ölçüde.
“Bütün memlekette tek bir adam vardı; Anafartalar Kahramanı. Şimdi vatan bir insan gibi ölürken bir insan vatan gibi ayaktaydı.”
Yapacağımız tek bir şey var : Daha çok kenetlenmek ve dayanışmak. Aydınlık bir memleket için daha çok ses çıkarmak. Kimimiz daha solcu, kimimiz daha milliyetçi, kimimiz daha ulusalcı, kimimiz daha mütedeyyin; farketmez. Hep birlikte hak, hukuk, adalet, liyakat, refah ve medeniyet için daha gür ses çıkaracağız. Daha çok Ferdi Zeyrek yetiştireceğiz, Ferdi Zeyrek gibi adamların, kadınların peşinden koşacağız. Başka bir şansımız yok. Bu karanlık günleri hep birlikte atlatacağız🖤
Dün sabah canım Mahir Polat aradı, ‘süreçteki destekleriniz için içerdeki herkes adına teşekkür ederim’ dedi bütün nezaketiyle. Hastanede kontroldeydi. Değerlerinin bu süreçte çok olumsuz etkilendiğinden bahsetti. Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum minvalinde konuştu ve ekledi ; biz sıradan insanlarız, tanınmakla ünle işimiz yok, memleket tek sevdamız ama bu teveccüh güç oldu diye ekledi. Kısa konuşmamızda hayata dair o kadar güzel şeyler söyledi ki.. Pamuklara sarılması gereken bir kültür insanı ve modern çağ filozofu bana göre. Çok güzel günler yakın, çok güzel şeyler yapacağız diye ekledi telefonu kapatırken. Gözyaşlarımı tutamadım.. Biz çok güzel bir gelecek hakediyoruz ve buna hiç uzak değiliz. Allah sağlıklı uzun ömürler versin kendisine. Tarihin hep doğru yerinde durmaya ne pahasına olursa olsun devam edicez ❤️
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun kararı HUKUKSUZDUR.
Böyle bir karar alma yetkileri yoktur. Yetki, sadece İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu’ndadır. Bu kararı alanların tarih ve adalet önünde hesap verecekleri günler yakındır. Adalete, hukuka ve demokrasiye susamış milletimizin yürüyüşü durdurulamayacak.
Kurtuluş Yok Tek Başına!
@arzuerkan_@ZehraCelenk Ben bu hataya çok düştüm. Yanıt verdim, aksi kanıtları sundum, kendi bakış açımı anlattım ve hatta pek de gurur duymadığım yüzleştirmeler yaptım. Ancak sonuçta, bu troll grubun can suyu belki de çoğunlukla bizim etkileşim vermemiz ve çoğunlukla ciğerimize su kaçması!
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nden ihraç edilen Barış Bildirisi imzacısı hocamız Sevgi Sezer Öztürk mahkeme kararıyla görevine iade edildi. Tüm hocalarımız üniversitelerine dönene kadar mücadelemize devam edeceğiz! #GeriDönüyoruz
Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan'dan tahliye olmasının ardından ilk açıklama...
"Bu davada suç yoktu, suçlu yoktu. Bütün gazetecilik yaşamımızı cezalandırma amacı vardı..."
https://t.co/vT4hI456UJ
#Ataturk bu toprakların en kıymetli değeridir. Kimin tarihe ihanet ettiğini, kimin hukuka aykırı davrandığını çok iyi biliyorlar; suçladıkları her cümle aslında kendi yaptıkları! Kabusunuz gerçek olsun!