Şamil Tayyar’ın iki turdur yazdıklarını okuyorum, oldukça ilginç mesajlar veriyor.
“Valiler her daim grandiyöz bir otorite temsil etmeliler çünkü devletin ağırlığını temsil ediyorlar.” diyormuş gibi duruyor ama ilk bakışta doğru gelebilecek bu söylem detaylarda çok ilginçleşiyor …
Bu vakada Vali bisiklete uygun kıyafetle bisiklete bindikten sonra, bisiklet etkinliği sonrası halkla iki çift laf edip çay içmiş (görüntüler böyle).
Gayet insani bir durum, hayatın olağan akışına da uygun. Vali makamında ya da tayt giyilmesi uygun olmayan bir etkinlikte tayt giymemiş. Özel şirketler evet şortla müşteri ziyareti yaptırmaz ama müşterilerin de davetli olduğu bir şirket etkinliğine, mesela bir haftasonu pikniğine, yöneticiler şortla gelebilir. Bu otoritenin işini yapma kısmını sarsmaz, hatta yöneticileri daha insani kılar. Burada da bir bisiklet etkinliği var.
Vali de hayatın içinden, doğal, çok yönlü, doğrudan temas eden, korkulacak değil, yanaşılacak, hiyerarşik olmayan yatay bir tarz sinyallemiş.
Ama Şamil Tayyar’ın şu cümleleri asıl konuyu gösteriyor:
“Valiler devleti temsil eder, cumhurbaşkanının ildeki uç beyidir... Taytlı valiyi vatandaş da yönettiği kamu personeli de ciddiye almaz, devlet otoritesini tesis edemez…”
Vali devleti temsil eder diyor, sonra da feodal bir ifadeye geçip “uç beyi” diyor ve Cumhurbaşkanının temsili olduğu söyleniyor. Bu iki ifade aynı cümlede duramaz. Devlet temsilcisi halka kanunla bağlıdır, uç beyi hükümdara biatla bağlıdır.
Makam da soyutlanmış, örtülmüş, cinsiyetsizleştirilmiş, büyüklük sinyalleyen bir beden ister. Takım elbise de budur. Tayt ise devletin altında bacakları, teri, eti olan bir adam olduğunu gösterir. Tayt “uç beyi valinin” temsil ettiği hükümdarın / cumhurbaşkanının sadece bir adam olduğuna işaret ediyor. Yani tayt devlet otoritesini değil asıl cumhurbaşkanının kurduğu temsili, yarattığı imajı sarsıyor demek ki.
Aynı imaj anlatısı milli takım şarkıları ve NATO ağırlamasında da vardı. Otorite tesisini de büyüklük, silahlar, makam, ciddiyet, mesafe ve malum yeniçerilerle karşılama ve Osmanlı mirasını kucaklama üzerinden kuruldu.
Şamil Tayyar’ın söylediklerinde iyice tehlike içeren kısım ise şu:
“Bu vali bir sabah uyanıp taytla dolaşmaya başlamamıştır. Bu zihin dünyasındaki isimler hangi kriterle vali yapılıyor, ona da bakmak lazım.”
Öncelikle Vali zaten “taytla dolaşmıyor”, bir spor etkinliğinde bir spor kıyafeti giymiş. Ama asıl sıkıntılı olan bu bir cadı avı önermesi, bir tek tipleştirme. Yani istenilen imajı sinyallemeyen, “cumhurbaşkanının uç beyi” temsiline uymayan, öyle seküler modern bisiklet tayt falan giyecek kişileri bulun diyor.
Hayat tarzlarına müdahalemiz yok deyip, her cepheden mümkün olan her müdahaleyi yapmış. Ve testi kırılmadan diye de bitiriyor. Spor kıyafeti ile kırılan bu testi nasıl bir testi ki?
@samiltayyar27 Evet görevden alınarak Ardahan’ın çok güç bir sorunu çözüldü,oranın halkı tarafından da gayet sevilen,ciddiye alınan bir valiymiş,asıl memleketini böyle güzel tanıtan,insanları spora,sağlığa teşvik eden zihindeki valilere ihtiyaç var, tarikatlara cemaatlere hizmet edenlere değil!
@faikoztrak Tarihin,torunlarınızın sizden utandığı tarafta olacaksınız!!Emelleriniz hep bu ülkenin geleceğinden çalıyor!!Vatan sevgisi olan butlan kararının yanında olmaz!!Yıllar sonra kandırıldık mı diyeceksiniz!!hemen kurultayı yapın arınalım!!
@orhan_sener_ Rejim ve ağaları,göstere göstere kaç sene okyanus ötesinden güya kandırıldıklarını anlamadılar ya yersen!karşı takımın amigoları o zaman kendi ahmaklıklarını anlayamadılar ya büyük resimciler!!Çıktısı da şimdi bu maç ve demokrasi,hukuk arayışı!!Sonuçları bunlar!!fıkra bu kadar🥲
Ali Bayramoğlu seviyesi için bile gerçekten çok kötü bir yazı. Konunun etrafından dolanmak için neredeyse mutlak butlan kararıyla ne yapılmak istendiğini ve bunu kimin yaptığını bile söyleyememiş.
“CHP’nin iç kaynamaları” ve “siyaset zihniyeti” gibi soyut ifadelerle, YSK'nın devre dışı bırakılarak ana muhalefet partisine el konulması gibi çok partili hayatımızda eşi benzeri görülmemiş bir vakayı sıradan bir olaya indirmiş.
Bu insanların bir dönem ciddiye alınmış olduklarını düşünmek bile insanı üzüyor. İmralı sürecinin başlamasıyla 10 senelik kış uykularından uyanan bir grup yaşlı post-Kemalist aramızda yaşayan ölü gibi dolanıyor.
Ülke ekonomisi, Ocaktan beri kendini gösteren kırılganlık içindeydi
Savaşla daha da kırıldı
Butlanla daha da kırılacak
Finansman ihtiyacı Martta 73 MLR USD
Şu saniye, carry koşa koşa kaçarken, menkul kıymet ya da doğrudan yatırım gelmezken, nereden sağlanacak o ihtiyaç?
Rezerv
Nereye kadar?
Yazık değil mi vatandaşa?
Mutlak butlan kararı, YSK’yı seçimler konusunda nihai ve tam yetkili merci olarak tanımlayan Anayasa’nın 79. maddesini çiğniyor. Dolayısıyla bu kararı kabullenmek, anayasal düzenin fiilen aşındırılmasına ortak olmak anlamına gelir.
Şu noktada CHP yönetiminin elinde meşruiyet, partiye sadık kalacak siyasi kadrolar ve çok büyük bir toplumsal destek var. Ülkenin geldiği noktada, bunların dışında güvenilecek bir mecra kaldığını düşünmüyorum.
Özgür Özel’in dünkü konuşmasından çıkardığım sonuç, bu süreçte Saraçhane modelinin izleneceği yönünde. Başta Özel olmak üzere CHP yönetimi partiyi terk etmeyecek; ilk günlerde genel merkezde diğer muhalefet partileri ve toplumsal kesimlerle temas sürdürülecek, ardından YSK’nın tavrı beklenecek.
Karşı taraf ise bu anayasal tartışmayı oldu bittiye getirip toplumsal tepkiyi zaman içinde soğutmaya çalışacaktır. Parti içinde pozisyon arayan oportünist isimler “uzlaşı” çağrıları yapacak, süreç endüstrisi ise yine Bahçeli açıklamaları üzerinden “çatlak” senaryoları üretmeye başlayacaktır.
Oysa tablo çok net: YSK’nın tescil ettiği ve KK’ye yakın isimlerin yasal süresi içinde itiraz etmedikleri bir kongre, iktidarın 2024 yerel seçim yenilgisinden sonra bu konuda yetkili olmayan bir mahkeme tarafından iptal ediliyor.
Bu açık hukuksuzluğu sineye çeker ve karşı tarafa en küçük bir taviz verirseniz, yarın partiye doğrudan kayyım atanmasının da önünü açarsınız. Bu nedenle mutlak butlan kararını bir parti içi mücadele değil, anayasanın askıya alınması olarak görüyorum. @herkesicinCHP
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Cumhuriyet tarihi açısından kara bir gün. Mahkemeler eliyle ana muhalefet partisinin yönetimi, hukuk geleneğimizde örneği olmayan bir biçimde değiştirilmek isteniyor.
Dün paylaştığı video ile Kılıçdaroğlu’nun bu karardan haberdar olduğu ve bu kararın çıkması için uğraştığı da tescillenmiş oldu. @kilicdarogluk artık asla kurtulamayacağı bir şaibeyle hatırlanacak.
@ozngndgdu Doğurganlık oranının düşme endişesine kapılıp yine sorunların kök nedenini başka yerlerde arıyorlar, önce ülke koşullarını iyileştirsinler,hakkı,hukuku,eğitimi,adaleti,güveni yerine getirsinler!!Sonra fantezi olarak başka şeylerle uğraşabilirler!!
@YildizFeti Yani yargılama sürecinde,doğrunun ayrıştırılması için beyanlar tekrar tanıklara sorulmasın,ilk beyanlarına göre yargılansın,ne karıştırıyorsunuz diyorsunuz,o zaman yargılama olmasın ilk beyanlarla hüküm verilsin geçsin niye mahkemeler var o zaman ne demek istediğiniz anlaşılmıyor
Türkiye, son günlerde yine döndü dolaştı “laiklik” tartışmasına gömüldü.
ATV’deki “Aynı Yağmurun Altında” dizisindeki domuz eti sahnesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan etkinlikleri genelgesi, 168 kişinin imzaladığı “Laiklik Bildirisi”, sosyal medyada viral olan “Kabe’de Hacılar” ilahisi…
Liderler konuşuyor, soruşturmalar başlatılıyor, davalar açılıyor, TV’lerde saatlerce programlar yapılıyor, gündem toplumun geniş kitlelerinin içinde hiç olmadığı bir tartışmaya boğuluyor.
Peki bunları tartışırken neleri unutuyoruz?
Gelir adaletsizliği: DİSK’e bağlı Genel-iş’in raporuna göre Türkiye gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisi. En zengin yüzde 20’lik grup, en yoksul yüzde 20’lik grubun 9 katı gelir elde ediyor. Her 10 kişiden 6’sı da borçlu.
Açlık sınırı - asgari ücret makası açılıyor: TÜRK-İŞ’in 30 Ocak’ta açıkladığı açlık sınırı yani dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı, 31 bin 224 TL. Bu rakam açıklandığında daha asgari ücretliler zamlı maaşlarını almamışlardı bile. İlk maaşlarını ertesi gün aldılar. Asgari ücret net 28 bin 75 lira 50 kuruş. Yani açlık sınırının altında. Üstelik maaşlara yıl boyunca zam beklenmiyor ama açlık sınırı her ay yükselmeye devam ediyor.
Gıda enflasyonunda lideriz: Türkiye’de son bir yıllık gıda enflasyonu yüzde 31,7. Avrupa’da yanımıza yaklaşabilen hatta çift haneye çıkan ülke yok. Bizden sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke 9,4 ile Kosova. Avrupa Birliği’nde bu oran ortalama yüzde 2,5. Dünyadaysa Türkiye’yi geçen ülkeler sadece Güney Sudan, İran, Arjantin ve Burundi. Savaşta dört yılı geride bırakan Rusya’da gıda enflasyonu 5,9, Ukrayna’da 9,7.
Dolaylı vergide Avrupa liderliği: Avrupa’da, tüm gelirler içinde dolaylı verginin en yüksek olduğu ülke yine Türkiye. Oranı, yüzde 62,4. Bizden sonra 51,9’luk oranla Hırvatistan geliyor. Ama Almanya’da yüzde 26,5, Norveç’te yüzde 24,2. Avrupa Birliği’nde dolaylı verginin ortalaması ise yüzde 33,2. Yani Türkiye’nin neredeyse yarısı kadar.
Gençlerin gelecek sorunu: TÜİK’in son açıkladığı verilere göre 2024 itibariyle Türkiye’de gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne de istihdamda. Bir önceki açıklamasında bu oran yüzde 22,5’tu. Yani yükseldi.
İddianamesiz tutuklu başkanlar: Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün ile Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe 268, Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı 228, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney 191, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu 163 gündür tutuklu. Ama yolsuzluk iddiasıyla tutuklanan bu isimler hakkında hâlâ iddianame hazırlanmadı. Ne İBB ne de Aziz İhsan Aktaş suç örgütü iddianamesinde yer aldılar. Başkanlar hakkındaki soruşturmanın akıbeti belirsizliğini koruyor.
Hukukun üstünlüğünde “gerileme”: Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project - WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre 2025’te Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı. Bir önceki yıl da 117. sıradaydı. Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 15 ülke arasında 14’üncü sırada bulunan Türkiye, üst-orta gelir grubundaki 41 ülke içinde ise 37’nci sırada.
Mazota yüksek zam: 24 Şubat’ta motorine 2 lira 40 kuruş zam geldi. Böylece motorin fiyatı 60 lirayı aştı. Motorin zammı önemli, çünkü taşımacılıkta kullanılan akaryakıt. Yani, tarladaki ürünün soframıza gelişinin maliyet kalemi de yükseldi. Bunu çarşıda pazarda ya da ulaşımda zam olarak göreceğiz.
Kendi çocuklarına, torunlarına Montessori’ler, Avrupa tarzı eğitimler, gariban Türk çocuğuna zorla İmam Hatip.
Taliban liderleri de aynısı, kendi çocukları Avrupa’da, Amerika’da, Dubai’de, gariban Afgan kızları komple eğitimin dışında.
PKK ve Kürt toprak ağası derebeyleri de aynısı, kendi çocukları Avrupa’da, Amerika’da, Rio’da, gariban Kürt çocukları zorla dağda.
Çünkü kafalarının içi aynı.
Eylül 2021'den beri dünyada gıda fiyatları yüzde 4 geriledi.
Türkiye'de artış TÜİK rakamlarıyla yüzde 638.
Tarihimizin en büyük gıda krizlerinden birini yaşıyoruz
@dbdevletbahceli Bozguncu fedailer her kavgada kendini belli ediyor bu millet onları da biliyor,orada hukuku tartışmak için tepki gösterildi işin özünü bağlamından koparıp,bu milleti kandıramazsınız,ülkeyi zamanında parselleyenler anca yumruk sallasın!!Asıl Gazi meclisi öyle bir yer değildir!!
Böyle bir Türkiye yok, hiç olmadı.
Laiklerin kahır ekseriyeti domuz yemez, yemediği gibi ikram da etmez.
Ramazan’a girerken vatandaşları birbirine karşı dindar-seküler gerilimi üzerinden kışkırtarak reyting elde etme gayreti, domuzluk değilse nedir?
Artık mesele yalnızca siyasal rakipleri bastırmak ya da seçim rekabetini yönetmek değil. İktidar çok daha geniş bir hedefle hareket ediyor. Yani toplumsal hayatın tamamını sarıp siyasal sonuç üretebilecek hiçbir alanı başıboş bırakmıyor.
Spor, sermaye, medya, kültür ve sivil toplum gibi alanlar da aynı denetim mantığının parçası hâline geliyor. Çünkü bu alanlar doğrudan siyaset yapmasalar bile kamusal görünürlük, meşruiyet ve toplumsal etkiye sahip. İktidar açısından risk tam da burada. Kontrol edilmemiş her alan, potansiyel bir özerklik alanı anlamına gelir. Ki demokrasiyi rekabetçi kılan da bu alanlardır. Alternatifler bu alanlarda filizlenir.
İşte iktidarın amacı bu alanları kapatmak ve bu alanları iktidarın belirlediği bir çerçeve içine alarak her faaliyeti önceden öngörülebilir ve gerektiğinde müdahale edilebilir hâle getirmek. Böylece hayatı bütünüyle kuşatmak ve itiraz ihtimali daha doğmadan etkisizleştirmek.
İktidarın özel hayat teşhirleri ve ahlak dili üzerinden yürüttüğü strateji tam olarak bu “sarma” çabasının uzantısı. Hukuk yoluyla müdahale etmek her zaman mümkün ya da maliyetsiz değildir. Oysa ahlakçılık, hukuka başvurmadan da alanları disipline etmenin etkili bir yoludur. Hukuken yasakçılık yoktur. Ama herkesi hareket edemez hâle getirir. Böylece iktidar, tek tek aktörlerle uğraşmak yerine, alanın tamamını hizaya getirir.
Üstelik bu, sadece bugünü değil yarını da hizaya çeken bir önleyici disiplin rejimidir. İktidarın asıl hedefi, fiilen herkese müdahale etmek değil, herkesin kendisine müdahale edilebileceğini bilmesinde yatar. Özel hayatın teşhir edilmesi, itibar suikastlarının normalleştirilmesi ve suçla ahlak arasındaki sınırın bilinçli biçimde bulanıklaştırılması tam da bu nedenle işlevseldir. Çünkü bu ortamda kimse iktidarın çizdiği sınırları aşmaya cesaret edemez.
Artık risk, yalnızca hukuki bir yaptırım riski değildir. Asıl risk, toplumsal itibarı kaybetme, çevresinden kopma, yalnızlaşma ve “savunulamaz” bir pozisyona düşme riskidir. İnsanlar hapse girmekten çok, rezil edilmekten korkar. Çünkü itibar kaybı hapisin aksine kalıcıdır. Suç öngörülebilir ve objektiftir, ahlak ise her an yeniden inşa edilebilir ve subjektif.
Böylece insanlar kendilerini denetlemeye başlar. Ne söylediklerini, kiminle görüldüklerini, nasıl yaşadıklarını sürekli tartar. “Sınırı” aşmadan önce dururlar. Böylece iktidar, fiilen müdahale etmeden de herkesin kendini hizaya soktuğu bir düzen kurar.
Bu düzende siyasal alan hukuken değil, fiilen yasaklanır. Kimse zorla susturulmaz ama susmayı “tercih” etmeye zorlanır. Alternatif üretme ihtimali olan aktörler daha ortaya çıkmadan geri çekilir. Sivil toplum, medya, spor ve sermaye alanları görünürde faal olsa da içerik olarak steril hâle gelir. Bazı muhaliflerimizin de bu sürece tuzlukla koşmasıyla işler iyice kolaylaşır. İnsanları özel hayatıyla yargılamak kimseyi daha ahlaklı yapmaz. Ahlakçı yapar. Ahlak, kişinin kendinde bir şeydir. Yani belli değer setlerimiz vardır ve onlara uygun yaşamaya çalışırız. Kendi değer setlerimizle başkalarını teste tabi tutuyorsak bunun adı ahlak değil, ahlakçılıktır ve epey ahlaksızca bir şey olmasının yanında otoriter bir yaklaşımdır. Özetle herkesin silkinip kendisine gelmesinde fayda var.
@_cevdetyilmaz Ya kelime oyunları yapmayın, beklenen enflasyon üstü gibi yaptık algılar, reel enflasyonu,bu halkın ne yaşadığını, gerçekliği inkar etmektir!!siz kendinizi ezdirmeyin aman, bizi bu halkı ezin!!sizlere hayırlı olsun!!