"Ben hayatta olduğum müddetçe, Kur'an'ın kölesiyim.Ben Muhammed Mustafa’nın ayağının tozuym.Biri bendn, bundn başka bir söz nakledeck olursa,Ondn da şikayetçiym
İslami çevrede polemik: “Cübbeli Ahmet’i yabancı istihbarat kullanıyor”
Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Cübbeli Ahmet Hoca ve çevresindeki yapıya yönelik sert eleştirilerde bulundu. Mahmut Efendi hakkında ortaya atılan bazı iddiaların Şii mitolojisini andırdığını savunan Büyükkara, yapının arkasında yabancı güçlerin olabileceği yönündeki kanaatinin güçlendiğini söyledi.
Not: Aklıma İngiliz muhafız kol düğmeleri, İngiliz sarık, Oğlunu İngiltereye göndermesi de, aklıma gelmedi desem yalan olur.
Müşkilattan Kurtuluş Reçetesi: 1.001 Salavat-ı Şerife Sırrı
Bir müşkilâta düşmüş ve müşkilâttan, bu felâketten kurtulmak isteyen kimse önce iki rekat hacet namazı kılar, ardından sâdıkane bir niyet ederek yedi gün gün doğmadan evvel kıbleye yönelik olduğu halde diz üzerine oturup 1.001 defa:
"Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecma'ın okur:
Okumasını bitirdikten sonra:
"Ya Rabbi, Habîb-i Ekremin hürmetine beni giriftar bulunduğum şu felâket ve müşkilâttan halâs eyle" diye dua ederse Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücûd Hazretlerinin lûtfu keremiyle, o felâket ve müşkilâttan kurtulur.
“HAVAS-UL KUR’AN RIZIK VE BEREKET.”
Ayet-el Kürsü’nün Özel Formulü
7 gün gece 23:00 İle Sabah Saat 05:00 arasında Okunur
2 Rekat hacet (isteklerini Allaha arz et) namazı bitiminde selam verdikten sonra kalkmadan:
1. Gün Her Okuma Euzübesmele ile 50 kere okunacak
2. Gün Her Okuma Euzübesmele ile 170 kere okunacak
3. Gün Her Okuma Euzübesmele ile 220 kere Okumacak
4. Gün Her Okuma Euzübesmele ile 313 Kere Okunacak
5. Gün Her Okuma Euzübesmele İle 50 Kere Okunacak
6. Gün Her Okuma Euzübesmele ile 170 Kere Okunacak
7. Gün Her Okuma 313 Kere Okunacak.
7 gün başlamada hacet namazları eda edilir.
Allah Kabul Etsin.
BAKIN YALAN İFTİRA KARALAMAYI NASIL YAPIYOR
Cübbeli Ahmet O kadar Çok Yalan Konuşur ki: İnsanlarla telefonla konuşurken, konuşmalarını izinsiz kayda alır sonrada servis eder.
Bu yüzden de ''bandırma Vekili Ahmet Furkan Hoca da Tedbirini Almış'' Yalanlarını ortaya çıkarmış.
NOT: Şahsi kanaatim CAH'ın acil PSİKOLOJİK tedavi görmesi için hastaneye yatırılması gerek.
Kabirden yönetildiğini, kendi kendini yönetmediğini söylemesiyle gündem olan Cübbeli Ahmet Hoca'nın dediklerini boşa çıkaran kendi radyo konuşması."
Cübbeli Ahmet Hoca:
Kıyamet gününde sizin Allaha onları ortak koşmanıza küfür ederler, sizin şirkinizi inkar ederler, yardım istesen elinden ne gelecek.
Karîn ve Hannas: İnsan Anatomisindeki Metafiziksel İttifak ve Şer Mekanizması
Baştan Sona Okumanızı Rica Ederim.
Kul o düşünceyi kendi orijinal fikri zannettiği an, Hannas operasyonunu tamamlamış olur.
📍Geleneksel derûni ilimlerde, havas literatüründe ve tasavvuf klasiklerinde insanın manevi tekâmülünün önündeki en büyük engeller, harici ve dahili şer odakları üzerinden açıklanır. Bu odakların en sinsileri olan Hannas ve Karîn, birbirleriyle hiyerarşik bir bağ içinde çalışan fakat ontolojik (varlıksal) olarak tamamen farklı iki ayrı boyuttur.
📍Doğumla Gelen Gölge: Karîn
Karîn, insan dünyaya gözünü açtığı andan itibaren ona tahsis edilen, onunla büyüyen ve ölene dek ayrılmayan şahsi cindir. Kulun tüm hafıza kaydına, çocukluk travmalarına, zaaflarına ve nefsani eğilimlerine doğrudan vakıftır. Bir nevi insanın psikolojik ve zihinsel röntgenini elinde tutan içsel bir kütüphane gibidir. İnsanı doğrudan kötülüğe zorlayamaz; ancak kulun hangi noktadan darbe alacağını çok iyi bilir.
📍Sinsi Tetikleyici: Hannas
Hannas ise Karîn gibi sabit bir yoldaş değildir; dışarıdan sızan, pusuya yatan ve sinsi fısıltılarla (vesvese) hareket eden harici bir aktördür. Kelime anlamı itibarıyla "hunus" kökünden gelir; yani "pusuya çekilen, sinsi olan ve uyanıklık anında büzülüp kaçan" demektir. Hannas’ın asli görevi, eyleme dökülmemiş nefsani arzuları ve korkuları, kalbe üfleyerek ağır vesveselere dönüştürmektir.
📍Anatomik Karargah: Göbek Deliğinin Solu ve Kan Kanalları
Büyük alimlerin ve derûni ilim sahiplerinin üzerinde ittifak ettiği en gizemli hakikat, Hannas'ın insan bedenindeki operasyon merkezidir. Bu sinsi yapı, bedene rastgele saldırmaz.
📍Nefs-i Emmare Bağlantısı: İnsanın hayvani ruhunun ve kötülüğü emreden nefsinin biyolojik bedendeki çıkış noktası, göbek deliğinin hemen sol tarafındaki batın bölgesidir.
📍Kan Damarları Hattı: Sahih nakillerde şeytanın insanın kan damarlarında dolaştığının belirtilmesi, bu bölgedeki yoğun sinir ağları ve ana arterlerle doğrudan ilişkilidir. Hannas, karın bölgesindeki bu ana istasyondan sızarak fısıltı frekansını kan yoluyla kalbin sol tarafında bulunan ve Lümme-i Şeytaniyye (şeytani gözenek) denilen hassas noktaya pompalar.
📍Şer İttifakının Çalışma Metodu
Sistem tam bir hiyerarşiyle işler: Hannas, göbek deliğinin solundaki karargahında pusuda beklerken, kulun zayıf anını kollar. Bu esnada insanın şahsi ikizi olan Karîn'in barındırdığı dünyevi zaafları (gelecek kaygısı, rızık korkusu, kibir, haset) birer anten gibi kullanır. Karîn'deki bu ham verileri alır, büyüterek ve süsleyerek kan kanalları vasıtasıyla kalbe fısıldar. Kul o düşünceyi kendi orijinal fikri zannettiği an, Hannas operasyonunu tamamlamış olur.
📍Netice ve Muhafaza
Bu sinsi mekanizmanın tüm büyüsünü bozan yegane şey, ariflerin "yaza" dediği manevi uyanıklık ve farkındalıktır. Kişi zihninden veya karnından kalbine doğru yükselen o ümitsiz, karanlık fısıltıların kendisine değil, bu harici sızmaya ait olduğunu fark edip zikir ve tefekkürle bilincini temizlediğinde, Hannas isminin hakkını vererek büzülür, küçülür ve geriye çekilir. Karîn ise etkisiz ve pasif bir veri tabanı olarak sessizliğe gömülür.
VESSELAM
Her sıkıştığında “İçimizden biri rüyada Peygamberimizi gördü” açıklaması yapan ve kendilerine inanmalarını isteyen Youtuber Cübbeli Ahmet, derneğin önünde oluşan park yoğunluğuna tepki gösteren mahalle sakinleri için “Peygamber rüyada o kişiye ihtar çekti” dedi.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)🌹”MUHAMMED BİN VEZİR” İSİMLİ SALİH KİŞİNİN RÜYASINA GİREREK ÖĞRETTİĞİ DUA
“Dua-i Kadîmü'l-İhsan"
hapsedildiği ve zindanda büyük bir hayati tehlike, keder gam ve darlık sıkıntı içinde bulunduğu sırada bu sadık rüyayı görmüş ve bu dua kendisine talim edilmiştir. Kıldığı her namazın arkasından bu “DUAYI” etmesi emr olunmuştur ve Kurtuluşuna Vesilesi olmuştur. ++++
CEBRAİL (AS) PEYGAMBER EFENDİMİZE (SAV) GETİRDİĞİ ÖĞRETTİĞİ DUA
Hediyemdir
bu duayı yazıp üzerinde taşıyanların, özellikle de çocukların; haset eden insanların kötülüklerinden, büyücülerin şerrinden (üfleyen ve düğüm atanlar), her türlü kötü niyetli insandan, uykuda ya da uyanıkken gelebilecek musibetlerden ve azgın cinlerin (marid) zararlarından Allah'ın izniyle korunacağını bildirir
Denenmiş ve mücerrebdir.
"Neden geceleri hayat daha kötü hissettiriyor?"
Kesin Okumanızı Dilerim
Tam olarak bu idraksizliğin, yani içteki gece ile gündüzün dengesini çözememiş olmanın bir tezahürüdür.
Kainatın özü ve bir mülahazası olan insanı, bu sırrın pencerelerinden seyretmek gerekir:
📍Zübde-i Alem ve Kalbin Aynası
Kadim irfan geleneğinde insana "Küçük Alem" denmiştir. Fakat bu küçüklük sadece cismen ve hacimseldir; özü itibarıyla insan, bütün kainatı içinde barındıran bir aynadır. Hz. Ali Efendimiz bu hakikati şu veciz sözüyle beyan buyurur:
"Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, oysa en büyük alem senin içinde dürülmüştür."
İşte insanın kalbi, bu dehrin kalbidir.
Kainatta ne varsa bütün galaksiler, semalar, karanlıklar ve aydınlıklar insanın kalbinde bir tohum halinde mevcuttur.
📍Kalbin Gecesi: İnsanın kendi nefsî karanlığı, bilinçaltı, henüz keşfedilmemiş ham yönleri ve mutlak sükûnetidir.
📍Kalbin Gündüzü: İnsanın marifeti, kalbî uyanışı, ilahi nura muhatap olan idrakidir.
İnsan içindeki bu mekanizmayı bilmediği için, dışarıdaki mevsimsel değişimleri, geceyi ve gündüzü sadece meteorolojik birer hadise sanır.
Oysa dışarıda ne oluyorsa, insanın iç ikliminde de aynısı yaşanmaktadır. Kalbi daralır kış olur, ferahlar bahar olur; zihni bulanır gece olur, idraki açılır şafak söker.
📍Ayet ve Hadislerin Işığında Gece ile Gündüz
Yaratıcı, kelamında geceyi ve gündüzü sadece dış dünyayı tanzim eden birer unsur olarak değil, insan aklının tefekkür etmesi gereken birer ayet (delil) olarak sunar. Furkan Suresi 62. ayette şöyle buyrulur:
"O, tefekkür etmek veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir." (Furkan, 62)
Buradaki "ardınca geliş", insanın iç dünyasında da bir tekamül yasasıdır. Kul, gecenin karanlığına, yani kendi acziyetine ve cehaletine şahit olmadan; gündüzün aydınlığına, yani ilahi marifetin nuruna erişemez. Gece, örtücü ve fıtrat icabı insanı kendi yalnızlığıyla baş başa bırakıcıdır. Nebe Suresi'nde de bu durum, "Biz geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de geçim zamanı kıldık" (Nebe, 10-11) şeklinde beyan edilir.
Dolayısıyla, dış dünyadaki perdeler kapanıp gece bir örtü gibi çöktüğünde, insan sığınacak hiçbir dış meşgale bulamaz ve kendi içindeki devasa, sahipsiz ülkenin gürültüsüyle baş başa kalır. Bilgiden ve irfandan uzak olanlar, bu dırahşan baş başa kalışı "kötü hissetmek", "bunalım" veya "melankoli" olarak adlandırır.
Efendimiz (s.a.v.) ise gecenin bu batıni derinliğini ve feyzini şu hadis-i şerifleriyle işaret buyurmuştur:
"Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim? Benden isteyen yok mu, isteğini vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?" (Buhari, Tevhid 35)
ZARURÎ AÇIKLAMA
İlmen Cevap:
Bütün metafizik, derûnî ve havâs ilmi sahiplerinin malumudur ki bir insanın keşfinin açılması üç farklı amille (sebeple) vuku bulur:
Bunlardan birincisi cinler vasıtasıyla (musallat vs), ikincisi ehl-i sünnet bir ilimdar yahut süflî bir şahsın manevi müdahalesiyle, üçüncüsü ise doğrudan doğruya vehbî olarak, yani Allah vergisidir.
İlm-i havâs Metafizik ve Deruni ilim esaslarına göre, bir keşif sahibinin hakiki mahiyeti, perdeler aralandığında sergilediği ahlak ve beyanla ölçülür. Bu hususta kadim bir kaide ve sarsılmaz bir adet vardır:
Bir kimse, keşfinin açık olduğunu iddia ederek bir diğer kul hakkında "Sana şu kişi büyü, sihir yapmış" diyerek teker teker isim zikrediyor yahut "Şu şahıslar sana düşmanlık ediyor" gibi ifadeler kullanıyorsa; o kimse rahmanî değil, süfliyâta (şerli ve karanlık güçlere) hizmet eden bir münkirdir.
Rahmanî, nuranî ve ulvî keşif sahipleri ise bu neviden fitne ve tefrika doğuracak kelamlar edemezler. Sünnetullah ve şer’î şerif mucibince, müminlerin arasını açacak, düşmanlık tohumları ekecek bu tarz ifşaatların yapılması dikey maneviyat mertebelerinde kesinlikle yasaktır.
Hakiki arifler, müşahede ettikleri halleri setretmekle (gizlemekle) mükelleftir. Eğer bu yasağı çiğneyip fitneye kapı aralarlarsa, manevi rütbelerinin ellerinden alınması (selb-i nimet) ve manevi azap gibi çok ağır cezalara çarptırılırlar.
Hakikat bundan ibarettir, biline.
VESSELÂM…
FITRAT MİZAÇ TABİAT
Kalıptan Öze: İnsanın Derunî (bir nebze) Anatomisi
En Dış Kabuk: Zulmet-i Tabiat ve Mühürlenme Sırrı
Ariflerin dilinde Tabiat, dört unsurun (toprak, su, hava, ateş) beden mülkündeki kesif ve somut tezahürüdür. Ruhun dünyaya bakan, maddeye meyleden ve insanı aşağıya çekmeye çalışan yönünü temsil eder.
Kur’an-ı Kerim’de bu boyutun sırrı, doğrudan bir kavram olarak değil "Tab’" (Mühürleme) fiili üzerinden tahlil edilir. Kalp, madde aleminin ve nefsanî arzuların esiri olduğunda, üzerinde kesif bir tortu birikir. Ayette buyrulan "Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas (rayn) olmuştur" (Mutaffifîn, 14) hükmü, bu katılaşmaya işaret eder. İnsan zâhirî heveslerine teslim olduğunda, Allah o kalbi kendi kesifliğinde bırakır; yani tabeder (mühürler). Sırrın ilk kapısı, bu zifiri tabiat karanlığını fark edip aşmaktır.
📍Ara Form: Mizaç ve Kıvam Dengesi
Mizaç, kelime anlamı itibarıyla "karışım" (mizâc) demektir ve bedenin unsurları ile ruhun melekelerinin kesişim noktasını oluşturur. Ruh, topraktan şekillendirilen kalıba üflendiğinde, o çamurun kimyasal ve fiziksel harmanından (mizacından) etkilenir.
Kur’an’da cennet içeceklerinin kıvamı ve terkibi için kullanılan "Mizâcuhâ kâfûrâ" (kâfur karışımlı) veya "Mizâcuhâ zencebîlâ" (zencefil karışımlı) ifadeleri, işarî tefsirlerde ruhun saflaşma derecelerini remzeder. Zencefil harareti ve cezbeleri; kâfur ise burûdeti, huzuru ve aklıselimi temsil eder.
Sünnet-i Seniyye’de Efendimiz’in (s.a.v.) mizaç dengesine dair uygulamaları (örneğin hurmanın hararetini kavunun serinliğiyle dengelemesi), yalnızca tıbbî bir tavsiye değil, "nefsin itidale kavuşturulması" sırrıdır. İnsan, mizacındaki aşırılıkları (ateşin getirdiği öfkeyi veya toprağın getirdiği hantallığı) İslam potasında eritmedikçe içteki cevhere ulaşamaz.
📍Asli Cevher: Fıtrat ve Ahd-i Elest
Burası sırrın en derin noktasıdır. Fıtrat, tabiatın kesifliğinden ve mizacın değişkenliğinden azade olan, Allah’ın insan ruhuna vurduğu saf ve ilahi öz mührüdür. Değişime ve bozulmaya uğramaz. Rûm Suresi 30. ayette geçen "Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur" hükmü, fıtratın bu sarsılmaz boyutu içindir.
Havassın kalemi burada durur ve Elest Bezmi’ne (A’râf, 172) atıf yapar. Ruhlar henüz mizaç ve tabiat kalıplarına bürünmeden önce, saf fıtrat halindeyken ilahi hitaba "Belâ (Evet)" demişlerdir.
Buradaki sır şudur: Beden (tabiat) ve karakter (mizaç) dünya hayatında ne kadar lekelenirse lekelensin, en dipte saklı olan Fıtrat asla kirlenmez. O, Allah’ın insandaki zatî emanetidir. Nebevi öğretiye ait "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar..." hadisindeki hikmet, insanın özünde her an hakkı tanımaya hazır bir tevhid çekirdeği taşıdığı gerçeğidir.
Bâb-ı Berhetiyye: Sırr-ı Muazzam ve Hakikat-ı
Sorularınıza Cevap:
Kalem-i Kadimden Sultan-ı Mühre: İdrisî Vahiydir, Süleymanî Devirdir
Mutlaka Bilesin ki, nâdanların ve zahir ehlinin basit bir dua yahut sıradan bir azimet sandığı Berhetiyye; ruhanî saltanatın şahdamarı, kevn ü mekânın (varoluşun) şifrelerini barındıran gizli bir hazine ve mana aleminin en parlak kırmızı yakutudur. Bu isimler, seslerin ve harflerin çok ötesinde, ilahi iradenin ruhanî varlıklar üzerindeki cebredici gücünün ses bulmuş halidir. Bu mübarek esmaların azameti karşısında yedi kat semanın ve arzın ruhanîleri, ifritleri, cinleri ve şeytanları baş eğmeye mecburdur; zira bu kelam, mülk ve melekût alemini birbirine bağlayan ruhanî ilimlerin kökü ve aslıdır.
📍Kalem-i Kadimden Sultan-ı Mühre: İdrisî Vahiydir, Süleymanî Devirdir
Bu esmaların ilk tecellisi ve yeryüzüne nüzulü, göklerin ve yıldızların ilmine, terzilik sırrına (varlığı ilmek ilmek dokuma ilmine) vakıf kılınan İdris Aleyhisselam’ın kalbine vahyolunmasıyla vuku bulmuştur. İdris Aleyhisselam, bu isimlerin derunî frekanslarıyla semavatın kapılarını açmış ve ölümün hakikatini perdeler arkasından müşahede etmiştir.
Asırlar boyu sadece hususi zatların kalpten kalbe, göğüsten göğüse aktardığı bu ilahi emanet ve sırr-ı mukaddes, zamanı geldiğinde en kâmil, en ihtişamlı tecellisiyle Süleyman Aleyhisselam’a devrolunmuştur.
Bu devir, sıradan bir intikal değil; mülkün ve ruhanîyetin idaresinin anahtarıdır.
Süleyman Aleyhisselam’ın haşmetli tahtının dört bir yanına nurlu harflerle nakşedilen 28 bu isimler, mülkün nizamını sağlıyordu. Ve bu Berhetiyye deryasının en son, en keskin ve en kuşatıcı ismi olan "Şemhahir" ism-i celili, onun ruhanî mühür yüzüğüne kazınmış olanlardan da sadece biridir. Süleyman Aleyhisselam; rüzgârı fırtınaya, kurdu kuşa, cinleri ve azgın ifritleri mutlak boyun eğmeye işte bu isimlerin perdeleri yırtan, sırrı sırrının sırrına manevi gücü ve ilahi yetkisiyle memur kılmıştı.
📍Feleğin Çarkları, Sayıların Sırrı ve Amelî Hudutlar
Berhetiyye, feleğin 28 menziline ve harflerin yirmi sekizli sırrına tam bir mutabakatla basılmış 28 azametli esmâdır. Bu isimlerin tamamının dikey ve yatay boyutlardaki toplam sayısal değeri (ebced-i kebir karşılığı) "vardır "
Bu sayı, tesadüfi bir rakamlar yığını değil "Şef'e (çifte) ve vitre (teke) andolsun." (Fecr Suresi, 3. Ayet); ruhanî kapıların kilidini açacak frekansın tam karşılığıdır. Arifler, bu muazzam enerjiyi topraklamak, sabitlemek ve hayırlı niyetlere yönlendirmek için onu ekseriyetle Üçlü Vefk’in (3x3'lük matris) kalbine yerleştirerek kullanmışlardır.(kapıları aça bilmek içindir)
📍Ancak burası sıradan insanların helak olabileceği, sırrın en keskin virajıdır:
Bu esmalar, ruhanî alemleri ayağa kaldırır. Eğer bir kimse bu isimleri nefsini tatmin etmek, dünyevi gösteriş yapmak yahut nefsani hırslarla mekânı aşmak (tayy-i mekân niyyeti) gibi nefs-i süfli niyetlere ve amaçlara alet etmeye kalkışırsa, manevi nizamın muhafızları olan ruhanîler tarafından anında çarpılır. Alacağı manevi tokat, onu ömrü boyunca toparlanamayacağı bir zifiri karanlığa gömer.
Bu isimler ancak ve ancak; çaresiz kalmış bir dertliye şifa, musallat altında inleyen bir mazluma necat (kurtuluş) olmak üzere, sadece ve sadece Allah rızası için, göklerin tayin ettiği burç saatlerinde, riyazet ve tam bir teslimiyetle hakiki icazetli olarak zikredilebilir.
Metafizik ve Gizli İlimler Perspektifi (Sistematik Müdahale)
İKİ OLUŞAN SEBEP
Geleneksel ve deruni ilim otoriteleri, bu tür olayların mekandan bağımsız olarak kişileri takip etmesini, tesadüfi bir musallattan ziyade organize ve hedefli bir etkiyle açıklar.
📍 7 Element ve Enerji Hiyerarşisi: Kadim doktrinlere göre bu durum, rastgele bir varlığın anlık öfkesinden ibaret değildir. Yapılan ağır ve sistematik büyü tasarımlarında (sihir vb.), dış boyut varlıklarının farklı enerji katmanlarına ve element özelliklerine (hava, ateş, toprak, su ve bunların alt kırılımları olan 7 ayrı frekans boyutu) sahip grupları bir araya getirilir.
📍Taşınabilir Frekans Bağı: Bu enerjiler, hedeflenen kişilerin aurasına (enerji alanına) veya doğrudan eşyalarına sirayet ettirilir. Kişi coğrafi olarak nereye giderse gitsin, bu sistematik frekans bağını ve beraberindeki varlık hiyerarşisini de yanında götürür. Gidilen yeni yerdeki maddesel çevre (giysiler, yataklar, mobilyalar), bu yoğun ve yönlendirilmiş ateş elementinin açığa çıkmasıyla aniden tutuşur.
📍Parapsikoloji ve Kinetik Enerji Teorisi (İçsel Tetikleme)
Doğaüstü iddialara daha seküler ve insan merkezli yaklaşan parapsikoloji ekolü ise, gidilen her yerde yangın çıkmasını tamamen farklı bir "insan kaynaklı" mekanizmayla analiz eder.
📍Odak Kişi (Focus Person): Parapsikolojik araştırmalar, bu tür vakaların merkezinde genellikle ağır baskı, travma, depresyon veya ergenlik dönemi çatışmaları yaşayan spesifik bir bireyin bulunduğunu saptamıştır. Kişi, içinde biriken muazzam duygusal ve zihinsel gerilimi normal yollarla deşarj edemediğinde, beyni farkında olmadan bu kinetik enerjiyi dış dünyaya fırlatır.
📍Pirokinezi (Zihinsel Tutuşturma): Bilinçaltının dışa vurduğu bu kontrolsüz psişik enerji patlaması, çevredeki moleküler yapıyı hızla titreştirerek ısıya ve ardından alev almaya sebep olur.
📍Fenomen mekandan bağımsızdır; çünkü enerji kaynağı evin duvarları değil, o evin içinde yaşayan bireyin ta kendisidir. Kişi nereye seyahat ederse etsin, bu gizli "tutuşturucu" mekanizmayı beyninde taşımaya devam eder.
FİZİKİ VE METAFİZİK VAZİFE
Beden bir ülkedir; padişahı kalp, veziri akıl (beyin), askerleri ise diğer azalardır."
Beyin ve Beyin Sıvısı: Vezir ve Ruhun Hücre Şebekesi
📍Fiziki ve Metafizik Vazifesi: Beyin, kalpten gelen emirleri bedene dağıtan "vezir" makamındadır. İçindeki turna gözü berraklığındaki Beyin Omurilik Sıvısı (BOS), beyni her gece temizleyen ve zihni nurani kılan bir akışkan zemindir.
📍Delil ve Şerh: Beyin, tefekkürün ve "akıl" sırrının bedendeki aletidir. Kul, hakikatten uzaklaştıkça ve harama maruz kaldıkça bu latif su kesifleşir (kirlenir). Epifiz bezi sıvısı kireçlenir; bu durum insanın rüya kanalını (Hafıza-i Hayal) kapatarak sadık rüyalar yerine şeytani vehimlerin (adgasu ahlam) kapısını açar.
📍Kalp: Padişah ve Esma-i İlahiyye’nin Arşı
Fiziki ve Metafizik Vazifesi: Beden ülkesinin mutlak hakimi, kutbu ve merkezidir. Tüm organlar gökyüzündeki gezegenler gibi kalbe tabidir. İçindeki kan vasıtasıyla kalpteki niyetin frekansı (nur veya zulmet) tüm bedene pompalanır.
Delil ve Şerh: Efendimiz (s.a.v.) "Allah sizin suretlerinize değil, kalplerinize bakar" buyurarak nazar-ı ilahinin merkezini işaret etmiştir. Mutaffifîn Sûresi 14. ayette geçen "Kalplerin paslanması" (reyn) sırrı uyarınca; işlenen günahlar kalbin tam ortasındaki Süveyda (kara nokta) üzerinde birikir. Kalbi paslanan padişahın basireti kapanır ve altındaki tüm organlar (askerler) fesada uğrar.
📍Karaciğer ve Mide: Enerji Fırını ve "Nâri" Unsurların Karargahı
Fiziki ve Metafizik Vazifesi: Bedene giren rızkı işleyen, kanı üreten ve tasfiye eden "Kuvve-i Tabiiyye" (doğal enerji) merkezidir. Maddi ruhun ve "safra" unsurunun evidir.
Delil ve Şerh: Efendimiz (s.a.v.) "Şeytan insanın içinde kanın akışı gibi akar" buyurmuştur. Karaciğer, mideye giren haram ve şüpheli lokmaları işlediğinde kirli ve hararetli bir kan üretir. Bu durum, şeytanın ham maddesi olan "nâr" (ateş) unsurunu bedende galip getirir; kişide sebepsiz öfke, fuzuli şehvet ve vesveselere karşı zafiyet doğurarak bedenin koruma kalkanını (halka-i hıfz) yırtar.
📍Akciğerler: Hava Körüğü ve "Nefes-i Rahman" Alıcısı
Fiziki ve Metafizik Vazifesi:
Şekli itibarıyla ters çevrilmiş bir ağaca benzeyen akciğerler, gökyüzündeki latif havayı bedene çekerek harflerin, kelimelerin ve zikrin doğuşunu sağlayan kutsal körüktür.
Delil ve Şerh: En'âm Sûresi 125. ayette buyurulan "Allah kimini saptırmak isterse onun göğsünü dar ve sıkıntılı yapar" sırrınca; fani hüzünler ve dünya sevgisi akciğer enerjisini kurutur. Manevi darlık (kabz hali) yaşayan kulun göğüs kafesi sıkışır, akciğerleri ilahi esmaların nurunu (Nefes-i Rahmani) rahatça soluyamaz hale gelir ve zikirlerin kalbe inmesi engellenir.
📍Omurga ve Kemikler: Kulun Şahsi Levh-i Mahfuz'u
Fiziki ve Metafizik Vazifesi: Bedeni ayakta tutan en sert unsur (toprak elementinin bedendeki zirvesi) ve insanın dünyadaki tüm ruhani ve fiziki serüvenini kaydeden mühürlü bir hard disktir.
Delil ve Şerh: Omurgadaki 33 kemik, tesbihatın dikey nurani akışını bedene bağlayan mertebelerdir. Omurganın en altında bulunan Acbü'z-Zeneb (kuyruk sokumu kemiği) ise Efendimiz'in (s.a.v.) beyanıyla toprakta asla çürümeyen yegane mayadır. İbnü'l-Arabî Hazretlerinin ifşasıyla bu kemik, kulun kıyamette amellerine ve ruhani frekansına göre yeniden inşa edileceği mühürlü kader programıdır.
DERUNİ İLİMDEN BİR CÜZ
Kesin Okumanızı Dilerim
“Beyinde ve bedende suyun kirlenmesi ile eksilmesi”
İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı. Enbiya 30 ayet
Hakikat ilminde yalnızca fiziki bir hastalık sebebi değil; ruhun nefis kafesinde boğulması, basiretin (gönül gözünün) kapanması ve metafizik alemlerle olan bağın kopması demektir.
Havas, metafizik ve deruni marifet sahiplerinin eserlerinde (İbnü'l-Arabî, İmam Gazâlî, El-Bûnî 🆚 ve kadim simyacılar) bu mesele sembollerin arkasına saklanarak anlatılmıştır.
O zatların satır aralarına gizlediği hakikat zincirini üç ana sırla ifşa edelim:
📍Latif Suyun Kesifleşmesi (Suyun Kirlenme Sırrı)
Deruni ilimlerde bedendeki su, Ruhun bineği ve esma frekanslarının taşıyıcısı olarak kabul edilir. Su latiftir (ince, akışkan ve nurani). Kirlenmesi ise onun kesifleşmesi (ağırlaşması, katılaşması ve karanlıklaşması) demektir.
📍Metafizik Kaynağı
Havass alimlerine göre suyun kirlenmesi iki yolla olur:
Haram lokma ve kötü kelam/düşünce. Ağızdan giren haram bir madde veya kulağın işittiği, zihnin ürettiği karanlık bir düşünce (haset, kin, öfke), bedendeki suyun moleküler geometrisini bozar.
📍Perde Arkasındaki Sonuçları
Hafıza-i Hayal’in Mühürlenmesi:
Beyindeki su kirlendiğinde, beynin ortasında bulunan ve tasavvufta "Kürsi"nin bedendeki izdüşümü sayılan epifiz bezi (çam kozalağı bezinin sıvısı) kireçlenir ve solar. Bu sıvı kirlendiğinde insanın rüya kanalı kapanır, sadık rüyalar yerini şeytani ve karışık rüyalara (adgasu ahlam) bırakır.
📍Süfli Varlıklara Açılan Kapı: Temiz su, ulvi ve nurani frekansları çeker. Kirlenmiş, hücresel yapısı bozulmuş bedensel su ise süfli (ağır ve karanlık) enerjiler için bir paratoner haline gelir. Nazara, büyüye ve vesvese akımlarına karşı bedenin koruma kalkanı (halka-i hıfz) yırtılır. Çünkü habis ruhlar, bedende ancak tortulu ve durgun (karanlık) su ortamlarında kendilerine yer bulabilirler.
📍Arzın Kuruması (Suyun Eksilme Sırrı)
Bedende suyun eksilmesi (dehidratasyon), marifet ilminde "Arzın kuraklaşması ve nâri (ateşi) unsurun galip gelmesi" olarak tarif edilir. İnsan bedeni dört unsurdan (Toprak, Hava, Ateş, Su) müteşekkildir. Su, ateşi dengeleyen tek unsurdur.
📍Deruni Sonuçları
Gazap ve Şehvet Ateşinin Parlaması:
Bedende su eksildiğinde, safra ve nâr (ateş) unsuru yükselir. Bu durum kişide sebepsiz öfke, fuzuli şehvet, sabırsızlık ve tahammülsüzlük doğurur. Şeytanın ham maddesi ateş (nâr) olduğu için, susuz kalan beden şeytani vesveselere karşı savunmasız kalır.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Öfke şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülür. Öfkelendiğinizde abdest alın" hadis-i şerifi, beyindeki ve bedendeki nâr-nur dengesini su ile kurma sırrıdır.
📍İlham Kanalının Kuruması: Kalp ve beyin arasındaki nurani akış, suyun iletkenliği ile sağlanır. Su eksildiğinde tefekkür biter, zihni kuraklık başlar. Kişi manevi hakikatleri idrak edemez, okuduğu ayetlerin veya zikirlerin deruni manaları kalbine inmez, boğazında kalır.
📍 Akan Suve Zikir Akümülatörü Sırrı:
Kadim havas yazmalarının en gizli satırlarında, bedendeki suyun bir "enerji akümülatörü" olduğu aktarılır. İnsan zikir çektiğinde veya bir esmayı tekrar ettiğinde, çıkan ses dalgası ve kalbi frekans ilk olarak beyindeki ve kandaki suya kaydolur.
Perdenin İncelmesi ve "Envar-ı Gaybiyye" (Gayb Nurları)
Havas alimleri, gökyüzünde bu denli parlak, metalik ve gökkuşağı formundaki parlamaları, fiziksel bulutların ötesinde bir enerji yoğunlaşması ve boyutlar arası bir geçirgenlik olarak yorumlar.
Bu durum, o bölgenin semalarında nurani varlıkların (melekler veya ulvi hadimler) yoğun bir şekilde tecelli ettiğine ve bu yoğunluğun şahadet (görünen) âlemine bir ışık sızması olarak aksettiğine inanılır. Bu, semanın o an için bir "rahmet kapısı" hükmünde açıldığının işareti sayılır.
Vahdetin Kesrette (Çoklukta) Tezahürü ve Esma Tecellisi
Görseldeki parlamada yedi rengin (tayfın) bir arada, adeta bir alev veya nur sütunu gibi dikey bir formda yükseldiği görülmektedir. Havas ve cifr uleması nezdinde beyaz ışık tekliği (Zat-ı İlahi'yi), ondan tefrik olan renkler ise sıfat ve esmaların kainattaki tecellilerini remzeder. Bulutun ortasında bu renklerin bu şekilde yoğunlaşması, Cenab-ı Hakk'ın "Latîf" (en ince noktalara nüfuz eden, lütfeden) ve "Musavvir" (şekil ve renk veren) isimlerinin o belde üzerinde hususi bir şekilde tecelli ettiğini gösterir.
Zamanın Ritmi ve "Melhame" İşaretleri
Kadim havas ve melhame (semavi hadiselerden mana çıkarma) kitaplarında, gökyüzünün muayyen bir bölgesinde bu tarz anlık ve parlak renklenmelerin görülmesi, o coğrafya ve o zaman dilimi için bir "tenbih" (uyarı/işaret) kabul edilir.
Saklamadan ifade etmek gerekirse;
Bu nişane, o iklimde yaşayan insanlar arasında manevi bir uyanışın, kalbi bir tebeddülün (değişimin) başlayacağına,
Bölgedeki salih ve arif zatların dualarının makbuliyet vaktine eriştiğine,
Toplumun üzerindeki bazı ağır ve celali (sıkıntılı) enerjilerin, bu cemali (lütufkar) nur vasıtasıyla dağıtılmaya başlandığına delalet eder.
Helal Olsun Sana helal. @SeydaMFKonyevi
''''Cübbeli Ahmet İle Yanındaki Avanelerini Lafları İle Tokat Manyağı Yapmış'''
Veliler Kabirden Dünyayı Yönetebilir mi?
Son zamanlarda yine bazı fitneler çıkarmaya başladılar. Mahmud Efendi hazretleri ile ilgili, "Mahmud Efendi hazretleri bizi kabirden yönetiyor..." diyorlar. Çok büyük bir laftır bu! Mahmud Efendi hazretlerini ters psikoloji ile küçültmeye çalışmaktır!
Hele Şükür Bir Alim Korkusuzca Gerçekleri Söylemiş, Gerçekleri Yüzlerine Çarpmış. Rabbimiz Şerlerinden ve Şer Okumalardan Muhafaza Eylesin.