Öldükten sonra senden alınacak ilk şey adındır. O nedenle öldüğünde sana cenaze derler; kimse seni isminle çağırmaz. Senin namazını kılmak için geldiklerinde, adını sormaz, Cenaze nerede? diye sorarlar.
Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak.”
(20/Tâhâ, 105)
“(Dağların) yerini (hiçbir yapının olmadığı) bir düzlük ve (hiçbir bitkinin olmadığı) bir boşluk olarak bırakacak.”
(20/Tâhâ, 106)
“Sen orada ne bir eğrilik ne de bir çıkıntı görürsün.”
“Allâh’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma...”
Kısacası: İslam, “Dünyayı tamamen bırak” demez; dünyayı ahiretin için bir vesile kıl, ama dünyaya bağlanıp ahiretini unutma diye öğütler. Kalıcı ve ebedi olan ahiretine çalış.
Allah’ım, benim istediğime değil, benim için hayırlı olana yönelt beni.
Çünkü ben bazen bir şeyi çok istediğimde, onu kaybetmekten korktuğum için gözüm başka hiçbir şeyi görmüyor. Bir kapının ardında ne olduğunu bilmeden o kapının açılması için ısrar ediyorum.
Bu görüntü bize sadece bir teselli anını değil, insanlığın koca bir ayıbını özetliyor…
Bir çocuk düşünün; henüz dünyayı tam anlamıyla tanımadan acıyı, korkuyu ve kaybetmeyi öğrenmiş.