2026 yılında bar basarak, dernek kapatarak insanların kendi gerçekleriyle, kimlik ve yönelimleriyle barışık ve görünür şekilde yaşamasının önüne geçilmesi imkansız. Bunların hepsi ve daha beteri 50'lerde İngiltere'de, 70'ler 80'ler'de Amerika'da denendi, duvara tosladı. Baskılamaya çalışılan her şey bumerang etkisiyle daha da büyüyerek geri döner. Bunu da en iyi bugünkü iktidar bilir.
Kaldı ki aile kurumunu tehdit eden şey eşcinseller, translar ya da lezbiyenler değil, adaletsizlik, hukukun geldiği nokta, her geçen gün kötüye giden ekonomi ve memlekette aydınlık gelecek görmeyi zorlaştıran -ve seçmen iradesini hiçe sayan- siyasi hırslardır. Ama bunları düzeltmek kimsenin işine gelmediği gibi dikkatleri bunlardan magazinel suni tehlikelere çekerek siyasi rant uğruna insanları kutuplaştırmak daha cazip geliyor. Sonra toplumsal barış deyince neden kimse inanmıyor, neden acaba?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Javier Bardem speaks out in #Cannes on toxic masculinity:
"That problem also goes to Trump, Putin and Netanyahu... the big balls man saying 'my cock is bigger than yours and I'm going to bomb the shit out of you' is a f*cking male toxic behavior that is creating thousands of dead people."
https://t.co/XAPnz8vSKP
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️
Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var;
İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur.
Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden:
"Yerebatan yerin üstüne aittir.
O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir.
Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan"
#YerebatanSarnıcı
Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…
Berkin Elvan'ın annesi Gülsüm Elvan:
"Yavrumun katiline 16 yıl ceza verdiler. İstinaf onadı, Yargıtay onadı, geldi yine Çağlayan Adliyesi’ne tıkandı. Bir imza atamadılar.
Yine kapandı adalet bizim yüzümüze. Avukatımız Can Atalay da içeride. Ona 18 yıl verdiler, bu katile 16 yıl verdiler.
Can bizi savunduğu için ceza aldı. Avukatımız Oya Arslan da aynı şekilde. Ama bir türlü bize adalet gelmedi."
(Eylem Nazlıer)
Bu sabah uyandığınızda saat 08.00 civarında dört zargana Ahmet’in etrafını çevirecek. Ahmet,uzaklaşınca ikinci kez çevirip yumruk atacaklar. Canım yandı,şuraya da bakıp eve gidelim dediği pazar tezgahının başında;kaçmasın diye önce bacağından sonra kalbinden bıçaklanacak. Yere düştüğünde kafasına tekme atılacak. Son kez “anne” diyemeden bilincini kaybedecek. Önce katil diye iki kişi tutuklanacak,sonra katillerin dört kişi olduğunu sosyal medya kullanıcıları bulacak. Kamera kayıtları anlık olarak alınmadığı için TÜBİTAK tarafından kurtarılan kısmı aylar sonra dosyaya girecek ve katillerin diğer ikisi de cinayetten 100 gün sonra tutuklanıp birkaç ay sonra “27 Mayıs, 12 Eylül” nutukları ile berat edecek. Bir pazar yerinde çocuklarınızın anısına ağlamak istemiyorsanız Ahmet’i unutmayın. Ben unutmayacağım.
@MarketingTR@MarketingTR erkekler için en iyi iş yerleri diye bir haber yapmıyorsanız, bunu da yapmayınız. Gayet basit bir doğrulama yöntemi, kullanınız.
Dünkü “ben bu kadını tanımam sosyal medyadan gördüm ihbar ettim, niye ihbar ettim hatırlamıyorum” diyen “tanık” beyanından sonra utancından insan içine çıkamaması gerekenlerin itirazıyla yeniden tutuklamaya karar vermişler Ayşe Barım’ı!
Daha dün tahliye oldu, evinde bir gece geçiremeden hastaneye kaldırıldı, şimdi oradan alıp tekrar tek kişilik bir hücreye tıkmaya kalkıyorlar!
Bu nasıl gaddarlık, bu kimin, neyin kini çıkın söyleyin açık açık.
Bomboş bir dosya.
O dosyaya bakan mahkemenin bir tahliye, bir tahliyede direnme kararı, hayati riski var diyen adli tıp raporu, buna rağmen hop diğer mahkeme üzerinden bir daha tutuklama!
Türkiye’de Saray Rejimiyle yargı kolonu tümden kesilmiş, devlet vatandaşın üstüne çökmüştür.
Bu büyük çöküşü maskelemek için bakalım daha ne gibi yeni işkence yöntemleri icat edecekler.
Bilin ki bu ne yargılama faaliyetidir ne de hukuktur, bu yapılan alenen işkencedir.
⏺️Fatih Altaylı’yı söylemediği sözden niyet okuyarak tutukla. ⏺️Leman çizerlerini karikatürde kast etmediklerini yorumlayarak hapse at.
⏺️Manifest grubunu sahne şovlarından dolayı adliyeye götürüp yurt dışı çıkış yasağı ver.
⏺️Kızılcık Şerbeti dizisine senaryo nedeniyle inceleme başlat. Senaryoyu değiştir.
⏺️Mabel Matiz’i şarkı sözü nedeniyle adliyede polisler arasında savcıya götür.
⏺️Tele 1 yöneticilerini hatalı KJ nedeniyle TV binasından polislere aldır, adliyeye götür.
⏺️Gazeteci Furkan Karabay’ı haber yaptığı için tutukla 7 ay sonrasına duruşma günü ver.
⏺️Ve bir şaka programında hadis olduğu tartışmalı, toplumun çok büyük çoğunluğunun sadece atasözü olarak bildiği bir söz nedeniyle Boğaç Soydemir ve Enes Akgündüz’ü tutukla.
Hukuk güvencesinin kalmadığı ülkeye niyet okumayla, çarpıtmalarla, saçma yorumlarla zifiri karanlık çöküyor. Ülke bir kafese dönüşüyor.
Evlilik ve boşanma işlemlerinde kadının maruz kaldığı evrak yüküne karşılık erkeğin yapması gereken şey bir ‘hiç’. Bu karara da şaşırmadık. Sorsan eşitlik her yerde, siz abartıyorsunuz.
hepimizin "bu geri zekalı, üniversiteyi nasıl bitirmiş" yada "herifin bir halttan haberi yok, iki kelimeyi bir araya getiremiyor ama akademisyen olmuş" dediği kişiler olmuştur. Heh işte artık sebebini biliyorsunuz!
Tam 32 yıl önce, yüreğimizde yarası kapanması mümkün olmayacak bir acıyı yaşadık.
Halk Edebiyatımızın büyük ozanı Pir Sultan Abdal’ı anmak için Sivas’a gelen 33 aydın ateşe verilen Madımak Oteli’nde katledildi.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı, laik, demokratik ve üniter devlet yapısını hedef alan gerici ayaklanmacılar, “Kahrolsun laiklik!", "Yaşasın Şeriat!" sloganlarıyla birlikte 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta hiç sönmeyecek bir yangın, yüreğimizde hiç dinmeyen bir acı ve kanlı bir tarih bıraktı. Sivas’ta dil sustu, vicdanlar sustu, türküler ateşe verildi. Gerici ayaklanma, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!” diyerek sadece aydınlarımızı değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Cumhuriyet’in temel kazanımları olan laikliği, bilimi, demokrasiyi ve çağdaşlaşmayı hedef aldı.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirdiğimiz canlarımızı saygıyla anıyor, onların aziz hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.
Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin ışığı hiç sönmeyecek!
Sivas’ta insanlığa karşı işlenen bu suçu unutmayacağız, hep aklımızda!
#ÇağdaşYaşamıDesteklemeDerneği #madımakaklımda
Ekrem İmamoğlu:
"Biz yargılanmıyoruz. Biz, bir daha asla seçim kazanamayacak bir avuç insan, önümüzdeki seçimi kazanabilsin diye rehin tutuluyoruz!
Bizi tutuksuz yargılanmaya bile cesaretleri yok."
Bilal Erdoğan: "Ekonomi kötü o yüzden çocuk yapılmıyor deniyor.
Öyle olsaydı varlıklı insanlar daha çok çocuk yapardı ama yapmıyorlar.
Araştırmalara göre gelir düzeyi arttıkça çocuk sayısı azalıyor."
Eğer sizin iktidarınız olmasaydı şuan çocuğum yanımda olacaktı.
Sayenizde bu ülkeye yeniden çocuk getirmek de imkansız.
Yani mümkünse gidin artık ve nasıl yaşayacağımıza biz karar verelim.
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi uğruna Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaatını başlattılar.
Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler. Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok. Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz. Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden. Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.