Çöp poşeti alıyorum incecik yırtılıyor, fırın kağıdı koyuyorum yemek yapışıyor olum siz ne ara bu kadar onursuz oldunuz lan ayıp ulan parayla satıp insan kandırıyorsunuz
Fuck the US.
Fuck Israel.
Fuck Trump.
Fuck Netanyahu.
Fuck Zionism.
Fuck Trump supporters.
Fuck the Republican Party.
Fuck the Democratic Party.
Fuck war.
Fuck everyone who helped make this war possible.
Fuck the western press.
Fuck warmongering think tanks.
Fuck the Israel lobby.
Fuck the military-industrial complex.
Fuck the western intelligence cartel.
Fuck the western empire.
I hate everyone who inflicted this nightmare upon my species. If you stand by this senseless US-Israeli act of depravity, then I consider you an enemy. And I will never stop reminding everyone of the psychotic agenda you supported.
You own this. This is on you. It's on you forever.
@Variety As a festival director it is his civic duty to call out genocide. It is not about politics but about his duties also under International Law. This statement makes him complicit.
Wim Wenders vesilesiyle:
Sanatta siyasetin sınırlarını kim çiziyor?
Devam eden Berlin Film Festivali’nin jüri başkanı Wim Wenders’in, festivalin ve Alman devletinin İsrail yanlısı tutumuna yönelik bir soruya verdiği cevap hayal kırıklığı yarattı. Tarih ‘büyük sanatçı’ların, böylesi hayal kırıklığı açıklamalarıyla dolu. Wenders’i de o çöplüğün içine atıp unutmak bir seçenek! Ama bu yanıt ve etrafında oluşan hayal kırıklığı üzerine söz söylemek lazım. Çok basit bir karşılaştırmayla başlayabiliriz. Soru Rusya- Ukrayna savaşı üzerine olsaydı cevap yine böyle olur muydu? Açılışında Zelenski’nin konuştuğu, Ukrayna elçisinin takdis edildiği üç yıl önceki festivalin kapanışında ise İran rejimine yönelik eleştiriler sahneye hakimdi. Bu kadar siyaset kimseyi rahatsız etmemişti. Oysa bir yıl sonra en iyi belgesel ödülünü kazanan “No Other Land”in İsrail ve Filistinli yönetmenlerinin sahnedeki açıklamaları festival yönetimi, Berlin belediye başkanı ve kültür bakanı tarafından “politik, antisemitik, kabul edilemez” bulundu.
Şimdi sorumuza dönebiliriz tekrar: Sanatta siyasetin sınırlarını kim çiziyor? Cevap kadim ve tarihi: Mekanın sahipleri belirliyor. Yani merkezi/ yerel iktidarlar, sermaye sahipleri, bu sahipler adına sanat kurum ve mekanlarını yöneten elitler, sponsorlar, piyasa! Bu çok uzun yıllardır böyle üstelik. Sanki ortada sanatsal özgürlük ve ifade alanı varmışçasına akıp giden işleyiş böyle anlarda patlak veriyor işte. Wenders’i böyle kaçamak bir cevap vermeye itenin inandığı şeyler olup olmadığının bir anlamı yok artık. Sanat çoktandır inandığınız şeylerle ilgili bir üretim alanı değil zaten, bu alanın gerçek sahiplerini ve müşterilerini inandırabildiğiniz şeylerle ilgili!
Dünyanın en normal şeyi olması gereken bir meselede bile bu kadar çekememezlik yaşanması bu toplum hakkında çok şey anlatıyor. Kürtler bu coğrafyanın insanıdır ve Kürtçe öcü dil değildir. Kürtçe şarkılar, Kürt kültürü bir insanlık birikiminin sonucudur. Türklerin de bir zenginliğidir.
İsrail’in 2 yıldır soy*k*rm yaptığı Gazze’nin öncesi ve sonrası.
İsrail 67 binin üzerinde sivili katl*tti.
Bugün ateşkesin ilan edilmesi çok önemli ancak bunu yapanların hiçbiri yargılanmayacak.
Oğuz Murat Aci'nin annesi Pervin Aci:
Gelinimin altında 2 milyonluk araba var. Bir sürü kira geliri var.
Villa verdik, sırf para alabilmek için villadan annesinin yanına taşındı.
Oğlumun kanında boğulsunlar. Kanını sattı oğlumun.
(Rojda Altıntaş)
Merhaba,
Ben Ekrem İmamoğlu;
Göreve geldiğimde sıfır olan kreş sayısını, 100'ün üzerine çıkardım.
İstihdam ofisleri açarak 100 binden fazla insana iş buldum.
Kadını kuluçka makinası ve hizmetçi olarak gören iktidarın, "muhtaç bırak, yardım et, oyunu al" düzenine çomak soktuğum için 2 aydır tutsağım!..
Ben Ekrem İmamoğlu! Yıllarca cemaatlere ve tarikatlara akan belediye kaynaklarını gerçek sahibi halka geri verdim; binlerce öğrenciye yurt, yüz binlerce öğrenciye burs oldu. Milletim beni cumhurbaşkanı adayı yaptı. Bu yüzden tutukluyum!
herkes "taksim" derken başı çekip bütün bileşenleri kadıköy'e yönlendirdiler, şimdi de kimsenin giremediği taksim'e, hiç sorun yokmuş gibi çelenk bırakıyorlar. yazıklar olsun size!
Yüzlerce Öğrenci ve İşçi şişli ve beşiktaştan Taksim'e yürümeye çalışırken onlu gruplar halinde yaka paça göz altına alınırken kadıköyde halay çekmek TİP'in solculuğunu çok güzel özetliyor
Tüm kriz anlarında, depremlerde çöken, internet usulsuzlüğü yapan ve kalitesiz hizmete rağmen %200'e varan zamlar yapan Türkiye'deki telekominkasyon şirketlerini tanıyın.
Bu şirketlere bugüne kadar hiçbir ciddi yaptırım uygulanmadı.