Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 14 Temmuz 2026 tarihinde sunulan ve çocuk ceza hukuku, çocuk koruma hukuku ile çocuk infaz sisteminde kapsamlı değişiklikler öngören kanun teklifi, Adalet Komisyonuna sevk edilmiştir.
Teklif ile çocuklara uygulanacak yaş küçüklüğü indirimleri yeniden düzenlenmekte, bazı suçlar bakımından çocuklara özgü ceza indirimlerinin sınırlandırılması ve hâkime daha geniş takdir yetkisi tanınması öngörülmekte, tekerrür hükümleri değiştirilmekte, çocuk hükümlülerin infaz rejimi yeniden yapılandırılmakta, İdare ve Gözlem Kurullarının çocuklar bakımından yetkileri genişletilmekte ve çocuk adalet sisteminde kullanılan temel kavramlarda değişikliğe gidilmektedir.
Çocuk adalet sisteminin temel ilkelerini doğrudan etkileyen bu düzenlemeler, çocukların korunma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma güvenceleri ile rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırılma hakkı bakımından ciddi hak ihlali risklerini gündeme taşımaktadır.
Kanun teklifi çocukların üstün yararını önceleyen temel anlayıştan uzaklaşmakta, çocuk adalet sistemini koruma ve rehabilitasyon ekseninden çıkararak güvenlik ve caydırıcılık odaklı bir ceza politikasına tabi kılmaktadır. Teklifin gerekçesinde kamu düzeni, caydırıcılık ve güvenlik vurgusu öne çıkarılırken, çocukların suça sürüklenmesine neden olan yoksulluk, eğitimden kopma, ihmal, istismar ve sosyal hizmetlere erişimde yaşanan sorunlara ilişkin herhangi bir yapısal çözüm önerilmemektedir. Çocukların korunmasına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçlarıyla mücadele etmek yerine, bu sonuçların daha ağır cezalarla bastırılmaya çalışılması çocuk adalet sisteminin temel felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
Açıklamanın tamamı: https://t.co/w2bVz9FuyA
We call for an urgent communication to the Turkish authorities and for these provisions to be reconsidered in line with the CRC and General Comment No. 24.
#ChildRights#ChildJustice
We urge @UN_EndViolence and @UNChildRights1 to act before Türkiye's draft child justice bill becomes law. The bill would allow life imprisonment for some children, expand closed detention, and keep children incarcerated longer.
https://t.co/8UzQptRNda
#ChildRights#ChildJustice
Bu kanun teklifi çocuk adalet sistemi açısından önemli bir yol ayrımıdır.
Çocuk haklarını birlikte savunmak, bu geri gidişe karşı ortak sözümüzü söylemek için buluşuyoruz.
📍TBMM Dikmen Kapısı
📆 16 Temmuz 2026, Perşembe
🕧 Saat: 12.30
Çocuk Hakları Savunucuları
BU BİR ÇOCUK KORUMA DEĞİL, ÇOCUKLARDAN VAZGEÇME POLİTİKASIDIR!
Çocukları koruyamayan sistemin bedelinin çocuklara ödetilmesine HAYIR!
Çocukları hedef haline getirmeyin, çocukları koruyamayan politikalarınızı değiştirin!
🎙️ #Podcast yayında
Okullar kapandı! Ya eşitsizlikler?
Ezgi Koman, Emrah Kırımsoy ve Esin Koman çocuk gündemini, çocukların haklarını ve Türkiye’de çocuk olmayı konuştu.
@darulmihen | @ekirimsoy | @esinkoman
Şimdi #Spotify’da👇
🎧 https://t.co/9QVlvK0l6K
Çocuklar neden okulları terk ediyor?
Ezgi Koman, Emrah Kırımsoy ve Esin Koman ile gündemi çocuk hakları perspektifinden değerlendirdi.
@darulmihen | @ekirimsoy | @esinkoman#ÇolukÇocuk👇
https://t.co/Va6OXlOWAh
Tarlada, hapishanede, evde... Kapanan okullar ve kapatılan çocuklar
Ezgi Koman, Emrah Kırımsoy ve Esin Koman ile gündemi çocuk hakları perspektifinden değerlendirdi.
@darulmihen | @ekirimsoy | @esinkoman#ÇolukÇocuk👇
https://t.co/Va6OXlOoKJ
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
📢 Travma ve İnsan Hakları Güz Okulu 2026 başvuruları başladı!
📌 Detaylı program ve başvuru için: https://t.co/GRXsl02bYU
❗Son başvuru: 31 Temmuz 2026
Travma ve İnsan Hakları Güz Okulu’nun programını, farklı disiplinlerden gelen ve uzun yıllardır insan hakları mücadelesi sürdüren savunucu ve akademisyenlerin katkısıyla yapılacak bir dizi seminer ve atölye çalışması oluşturuyor.
2 Temmuz Sivas Katliamı: Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Talebimizden Vazgeçmeyeceğiz
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri kapsamında bir araya gelen aydın, sanatçı, yazar, semah dönecek olan gençler ve çocuklar ile iki otel emekçisi 35 can Madımak Oteli’nin kuşatılarak ateşe verilmesi sonucu katledildi. Sivas Katliamı; yaşam hakkına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, inanç özgürlüğüne ve eşitlik ilkesine yönelik, insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biridir.
Aradan geçen yıllara rağmen katliamın tüm boyutlarıyla aydınlatılması sağlanmamış, gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmamış, kamu görevlilerinin sorumluluğu etkin biçimde soruşturulmamıştır. Yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı saldırıya ilişkin yalnızca 124 kişi hakkında dava açılmış, yargılama sürecinde birçok fail hakkında etkili kovuşturma yürütülmemiştir. Sanıklardan Ali Kurt ve Mevlüt Atalay, pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla ifadelerinde örgüt bağlantılarına ilişkin beyanlarda bulunmalarına rağmen bu iddialar yargılama makamlarınca etkili biçimde araştırılmamıştır.
2012 yılında davanın önemli bir bölümü zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmüş, yıllar içerisinde çok sayıda hükümlü tahliye edilmiş veya farklı hukuki düzenlemelerden yararlandırılmıştır. Firari sanıklardan bir kısmı hakkında dosyalar teknik olarak açık görünse de, aradan geçen uzun süre nedeniyle etkili bir yargılama yürütülmemektedir. Bu tablo, ağır insan hakları ihlallerinde cezasızlığın kurumsallaşmasının en çarpıcı örneklerinden biridir.
Sivas Katliamı yalnızca bir linç girişimi olarak değerlendirilemez. Katliamın planlanması, gerçekleşmesi ve sonrasında yürütülen cezasızlık politikaları; olayın tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasını ve varsa kamu görevlileri ile örgütlü yapıların sorumluluğunun bağımsız ve etkili biçimde araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Hakikatin ortaya çıkarılması, demokratik toplum düzeni ve toplumsal barış açısından vazgeçilmezdir.
#UnutMADIMAKlımda
Açıklamamızın tamamı:
https://t.co/CB7y9paG3u
Bugün, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının yürürlüğe girişinin yıl dönümü.
📌 Geçen beş yılda kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sona ermedi. Devletin bu şiddeti önleme, mağdurları koruma ve failleri etkili şekilde soruşturma yükümlülüğü de ortadan kalkmadı.
❗ Herkes şiddetten uzak, güvenli bir yaşam hakkına sahiptir.
🟣 İstanbul Sözleşmesi yaşatır!
Sen de kampanyamızı imzala 👉 https://t.co/1fru40TDBF