Eğer Pakistan'ın meşru lideri İMRAN HAN, ABD sömürüsünü kabul etmiş ve hapsedilmemiş olsaydı, Husilere saldırmayı ve Pakistan'ı bu savaşa sürüklemeyi asla kabul etmezdi.
Ama yine de, tam da bu yüzden yasadışı bir şekilde hapsediliyor.
The Taliban brutally slaps an Afghan woman and throws her inside an unmarked van with tented windows. No one knows where she was taken. Women’s rights activists in Afghanistan condemn this oppression and gender apartheid genocide.
Bir hanımefendinin istememesine rağmen ev baskını esnasında gecelik kıyafetiyle görüntülerinin çekilip basına servis edilmesi, bunun da polis tarafından devlet adına yapılması tam bir utançtır. Sorumlular mutlaka hesap vermeli. Bu gidişat hiç hayra alamet değil.
Hazır herkes infial hâlindeyken, yolsuzluk yapan herkesin -kim olduğuna bakmaksızın- hesap vermesi konusunda fikir birliğindeyken…
Neler geniş anlamıyla YOLSUZLUK ve HAKSIZ KAZANÇ kapsamına girer, bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Bu vesileyle, belki herkes kendisini ve çevresinde olup bitenleri gözden geçirir:
1. Bir kişinin devletteki görevini ve sahip olduğu yetkiyi kullanarak kendisine, akrabalarına veya arkadaşlarına çıkar sağlaması YOLSUZLUKTUR.
2. İmar planlarını, inşaat haklarını veya devlet arazilerinin kullanım biçimini, belli kişi veya şirketlere kazanç sağlayacak şekilde değiştirmek YOLSUZLUKTUR.
3. Devlet arazilerini, ruhsatları, izinleri, teşvikleri, lisansları veya devletin diğer imkânlarını sadece belli kişilere çıkar sağlayacak şekilde kullandırmak YOLSUZLUKTUR.
4. Bir işin, iznin veya ruhsatın verilmesi karşılığında hediye, ayrıcalık, siyasi destek veya başka bir menfaat elde etmek YOLSUZLUKTUR.
5. İhaleleri gerçek rekabet ve yarışmadan kaçırmak için davet veya doğrudan temin yoluyla yapmak, baştan birileri kazanacak şekilde hazırlamak, işi adrese teslim hâle getirmek YOLSUZLUKTUR.
6. Devletin veya belediyenin araçlarını, binalarını, çalışanlarını ve diğer imkânlarını bir parti veya kişisel işler için kullanmak YOLSUZLUKTUR.
7. Bazı kişi ve grupları, siyasi düşüncesi, kimliği, inancı, bölgesi veya aidiyeti nedeniyle devletin imkânlarından ayrıcalıklı olarak yararlandırmak YOLSUZLUKTUR.
8. Yolsuzluğu gördüğü hâlde bunu gizlemek, soruşturulmasını engellemek veya yolsuzlukları denetlemesi gereken kurumların çalışmasını engellemek YOLSUZLUKTUR.
9. Kamu görevinden ayrıldıktan sonra, yasal sınırlamaları ihlal ederek, denetlediği sektör ve kurumlarda görev almak ya da görev sırasında edindiği bilgi, belge veya nüfuzu kişisel veya ticari çıkar sağlamak için kullanmak YOLSUZLUKTUR.
Tekrar altını çizmek gerekiyor:
Yolsuzluk sadece devletin parasını çalmak veya rüşvet almak değildir. Bir kişinin devletin gücünü ve imkânlarını kendisi, partisi, yakınları veya belli bir grup için çıkar sağlamak amacıyla kullanması da yolsuzluktur, haksız kazançtır.
Örneğin, devlet gücünü kullanarak sağlanan menfaat karşılığında, bir evi gerçek değerinden daha düşük bir değerle almak da yolsuzluktur.
Bir siyasetçi, yukarıda sayılan davranışları yolsuzluk olarak görmüyorsa ve bunlarla samimi ve etkili şekilde mücadele etmiyorsa, “Yolsuzluğa karşıyım” demesinin tek başına bir anlamı yoktur.
Bu milli takım neden böyle ben size anlatayım.
- Dünya Kupasında rezil olan takımın hocası hala bugün hocası diye böyle.
- Maç 3-0 iken penaltı için kendini yere atan ahlaksız Barış Alper’ler yüzünden böyle.
- Futbolla alakası 3 sene önce biten Merih sırf bozkurt işareti yaptı diye hala milli takımda oynuyor diye böyle.
- Berke’yi sırf milli takıma almamak için son 5 yıldır kalecilik yapmayan adamları kaleye koydukları için böyle.
- Mafyavari bir adamı Federasyon başkanı yaptıkları için böyle.
- Liyakatın yerini adamcılık, ahlakın yerini kibir aldığı için milli takım böyle.
- Sözün ona milliyetçileri mutlu etmek için rezil bir zeminde İtalya maçını Bursa’da oynadığı için milli takım böyle.
- Herkesin milli marşını ıslıklayan soytarılar olduğu için böyle.
Bu kadar potansiyelli olup bu kadar rezil olan bir milli takım varsa sorun tek bir yerde değildir, tüm organizasyonda problem vardır. Düzelir mi?
Düzelmez. Çünkü toplum olarak böyle bir toplumuz.
Bu kadar potansiyelli, bu kadar
Fenerbahçe kongresini saatlerce izledik.
Borç varmış…..
20 yıl başkanlık yapmış Aziz Yıldırım, 9 ay başkanlık yapmış Sadettin Saran’ı borç konusunda eleştirdi.
Müthiş…
Ama maalesef Fenerbahçe’nin en hayati meselesi hâlâ çözülemedi:
Kanté’nin menajerinin parasını kim ödeyecek?
İnanılmaz gerçekten…
Galatasaray’da ise 16 Eylül’deki Divan Kurulu’nda Sedat Doğan kürsüye çıkıyor; kulübü hukuki süreçler konusunda uyarıyor.
Aradan sadece bir hafta geçiyor…
Türkiye’nin konuştuğu, milyarlarca dolarlık dev fon soruşturmasında Galatasaray Sportif AŞ’nin biri mevcut, diğeri eski iki yöneticisi tutuklanıyor.
Sonra bu iki ismin, 2021 Galatasaray başkanlık seçiminde aynı yönetim listesinde yan yana olduğu ortaya çıkıyor.
Galatasaray’ın yakın geçmişteki üç sponsorunun adı aynı soruşturmada gündeme geliyor.
Bitmiyor…
GStatil projesinin lansmanında Galatasaray yöneticileriyle yan yana olan Tera Holding’in patronu da aynı soruşturmada tutuklanıyor.
Hadi bunları önemsemediniz…
Ama Kanté’nin 3 milyon Euro menajerlik ücreti çok önemli!
Yahu;
28 Ağustos 2026…
Galatasaray’ın Rafael Leão transferi için 45 milyon Euro bonservisle anlaştığı haberlerinin medyaya düştüğü gün, MASAK raporuna göre Galatasaray’ın mevcut Yönetim Kurulu Üyesi Özen Kuzu’ya tek işlemde:
1 milyar 159 milyon 772 bin TL gönderiliyor.
Samimi soruyorum:
Bunların hiçbiri Fenerbahçe kongresinde saatlerce tartışılan Kanté’nin menajerlik parası kadar merak edilmiyor mu?
Yazık değil mi Fenerbahçe’ye?
Fenerbahçe’nin gerçek sorunları bunlar mı?
Bugünkü yazı: Dünyanın en etkili 13’üncü ekonomistinin Mali Şube’de ne işi vardı?
https://t.co/vaVNVVTlOg
Emre Alkin’i Bernanke, Summers, Shiller ve Dani Rodrik’i geride bırakarak dünyanın en etkili ekonomistlerinden biri seçen sitenin izi sürülünce karşınıza “En Derin” lakaplı Lefkoşeli bir rapçi çıkıyor.
İki nepobaby kardeşin akademik kariyerleri bir dönemin özeti gibi:
Babalarının hoca olduğu fakültede mezun olur olmaz gelen asistanlıklar, yüksek lisans ve doktorada babalarının yakın arkadaşı tez danışmanı, çok az akademik makaleyle gelen hızlı doçentlik ve profesörlükler.
Kerem Alkin 28 yaşında yardımcı doçent, 33 yaşında doçent, 38 yaşında profesör, Emre Alkin ise doktoradan bir yıl sonra, askerliğini yedek subay olarak yaparken 27 yaşında doçent, 32 yaşında profesör olmuş.
CV’sinde 183 İngilizce makaleyle çok şık duran, Tomorrow’s Affairs’in neredeyse tek yazarı…
Sonra bu aşırı yerli kariyerle, muhafazakar camiadan çıkan ve itibarlı kariyerleri olan Şimşek, Babacan, Başçı, Turhan gibi ekonomi kadrolarının “liberal, faizci, dış güçlerin adamı” denilerek itibarsızlaştırılıp tasfiye edildiği yıllar ve bu tasfiyede rol alarak “yerli ve milli” ekonomi kadrolarına eklemlenen Alkin kardeşler…
Kamuda ardarda gelen üst düzey pozisyonlar, sonra açgözlülükle girilen TERA, Topkapı Üniversitesi ve sonunda Mali Şube….
Savcılıktaki savunmaları ibretlik:
“Sermaye piyasasını çok iyi bilmiyorum.”
Belki de uzun süredir söyledikleri ilk doğru bu…
La humanidad tardó siglos en sustituir el derecho del más fuerte por la fuerza del derecho y nosotros no podemos ser la generación que recorra ese camino en sentido contrario.
Kardeşim!
1980'lerde bankerler çıktı, “Yüksek faiz” dediler.
Koştun, paranı verdin.
Battılar.
“Mağdur oldum!” dedin.
Dersini almıştır, dedik.
Almamışsın.
Sonra holdingler çıktı: “Yüksek kâr payı!”
Yine koştun.
Sonra offshore hesaplar…
Sonra yüksek faiz veren bankalar…
Şimdi de fonlar…
A be kardeşim!
%20 kazandırana bakmıyorsun.
%50'yi merak ediyorsun.
%100'de heyecanlanıyorsun.
%150'yi görünce:
“Ben niye girmedim?”, diyorsun.
Bir kere de şunu de:
BU PARA NEREDEN GELİYOR?
Şirketin üretimi artmamış, kârı katlanmamış; ama hissesi 10–20 kat artmış!
Sen hâlâ:
“Daha gider mi?”, diye soruyorsun.
Aha gitti. Ama sana gitti:(
Bir kere de:
“Bu nasıl oluyor?”, diye sor be!
Elbette devlet denetleyecek.
SPK görevini yapacak.
Suç işleyen cezasını çekecek.
Ama devletin görevi,
senin aklını kullanma sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor ki.
Bankerlerden ders almadın.
Holdinglerden ders almadın.
Offshore'dan ders almadın.
Batan bankalardan ders almadın.
Fonlardan bari ders al artık!
“Ne kadar kazandırıyor?” diye sormadan önce:
“Bu kazanç nereden geliyor?” diye sor.
Tamam
Devlet görevini yapsın.
SPK görevini yapsın.
Savcı görevini yapsın da
Sen de biraz akıllan be kardeşim…
Hiç konuşulmuyor ama tartışılmalı; bu batık fonlara devlet adına neden can simidi atılıyor, zarar ziyanı kamu kaynakları yani vergilerimizle karşılanıyor?
Fon mağdurları ben, siz değilsiniz. Size de teklif edildi, paranızı şöyle karlı fonlara yatırın diye. Muhtemelen, böyle bir riske neden gireyim, dediniz.
Akıl karı mı bu kadar kısa sürede böyle parlamak! O zaman bu fonlara para yatıranlar , riski göze aldılar. Kazanmak kadar kaybetmek de var bu oyunda. O kumara oturanın zararını toplum niye ödesin?
Kurtarılanların çoğu acaba eş-dost mu?
Kamu kaynağı ile enkaz kaldırılmasına muhalefet karşı çıkmalı. Kimse akıllar vermemeli
Soykırımcı İsrail’in içinde vicdan ve merhamet taşıyan insanlığa yaptığı en büyük kötülüklerden biri, insanlığı böylesi korkunç bir vahşete alıştırmasıdır.
Daha dün enkaz altından, aralarında yetmiş masum çocuğun da olduğu 100 şehidin naaşına ulaşıldı. Böylesi bir katliamın bile haber ve gündem değerini kaybetmesi; zulmün nasıl sıradanlaştırıldığını ve insanlığın vicdanının nasıl köreltildiğini gösteriyor. İnsanlık adına bundan daha korkunç ne olabilir?
Gazze’de enkazların altında çocuk bedenleriyle birlikte her gün insanlık da can çekişiyor. Bugün onları hiç değilse hatırlamak, yaşananları duyurmak ve o mazlumları unutturmamak insani olduğu kadar İslami de bir sorumluluktur. Çünkü zulme karşı söz söylemek, en azından onu görünür kılmak ve unutulmasına izin vermemek de hepimiz üzerinde bir borçtur.
Yarın mazlumların karşısında, gördüğümüz hâlde sustuklarımızla da hesaba çekileceğiz. Ve bu sessizliğin vebali çok ağır olacaktır.
Rabbimiz, bir an önce bütün insanlığı bu ağır vebalden halas eylesin. Mazlumlara sabır, güç ve nusret ihsan buyursun.
Çiftçilere destek olsun diye kurulan banka bir futbolcu alımı için 75 milyon dolar vermiş başka takıma, gariban çiftçi gitse bunun yüzbinde birini istese kahkahalarla gülerler bankada. Bir başka büyük takım 13 milyon euro bonservisine ödediği oyuncuyu bedava yolladı, ++
Gerçekten milli olanlar, kendilerine vaat edilen villaların peşine düşmez; 250'ye yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Bargilya Tuzla Sulak Alanı'nı korumak için en önde mücadele eder.
"Orası bizim milli doğal mirasımızdır, üzerine tek bir çivi bile çakılamaz." der, inşaatın karşısında durur.
Millilik; rantın değil, vatan toprağının yanında durmaktır. Sulak alanı villaya feda edenler, "milli" söylemini de sorgulatırlar.
@hakanc10@Merihdemiral@TFF_Org
ABD, Venezüela'ya hangi gerekçeyle saldırmıştı?
- Güya Amerika'ya uyuşturucu soktuğu gerekçesiyle. Bunun için son bir yılda onlarca balıkçı teknesi batırılmış yüzlerce insan öldürülmüştü.
Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırıp hapse attıktan sonra, tek bir balıkçı teknesi batırılmadı.
Sonuç: ABD'ye 5 Trilyon dolar kazandıracak 100 yıllık petrol anlaşması.
ABD, İran'a hangi gerekçeyle saldırdı?
- İran'ın birkaç hafta içinde atom bombası yapıp tehdit oluşturacağı ve on binlerce muhalifi öldürdüğü gerekçesiyle.
Sonuç: Trump, ABD'nin en ağır askeri ve ekonomik saldırısıyla İran'ın petrolüne sahip olacaklarını açıktan ilan etti.
Peki ya halk ve muhalifler ne oldu?
Canları cehenneme...
Batı Avrupa (Almanya- İngiltere-Fransa vd.) Ukrayna'ya niçin maddi ve askeri açıdan destek veriyor?
- Ukrayna'nın Rus işgalinden kurtulup bağımsız ve özgür olması için.
Sonuç: 52 milyon nüfusu olan Ukrayna'nın şu andaki nüfusu 25 milyona düşmüş.
Genç erkek nüfus mezarda, kadınları ise Avrupa'ya sığınmış. Ülkenin bütün altyapısı tahrip olmuş, sürekli borçlandırılarak ekonomik ve siyasi özgürlüğü yüzlerce yıl boyunca ipotek altına alınmış bir Ukrayna.
Peki gerçek amaç nedir?
- Rusya'yı güçsüz düşürüp parçalamak ve saf dışı bırakmak.
- Çin'in enerji kaynaklarını kesmek ve yalnızlaştırmak.
- Siyasi açıdan önemsizleşen, ekonomik açıdan yıkılmakta olan Batılı devletleri silahlanma yoluyla çöküşünü engellemeye çalışmak.
Dünya savaşları bir provokasyonla başladı.
Yeni bir dünya savaşına doğru dört nala giden bir sürecin düğmesine çoktan basıldı.
Ne Venezüela ne İran ne de Ukrayna için ileri sürülen gerekçeler akla ve mantığa uygundur.
Fakat bunlarla zayıf kişilikler ve olaylara yüzeysel bakan beyinler kolayca aldatılabiliyor...
Özcan
Daha önce tarafımca defalarca alt edildikten ve gerçek bir hekime karşı(ben veya başkası isim önemli değil) bu ALENİ YALAN, TEHLİKELİ UYDURMA'ları savunamayacağını anladığında ana hesabimi engellemistin çok önce.
O yüzden direkt seni alıntılayamıyorum.
Bir kere sen bunları BİR KARDİYOLOG olarak başlayan bir tweet'le öneremezsin. Dünya üzerindeki hiçbir kardiyolog gerçek RCT ve metaanalizlerin, en güncel rehberlerin aksini sanki bir kardiyoloji konsensüsüymüş gibi paylaşmaz.
Kaynak soranlara uyduruk veya düşük kanıt düzeyli yayınları paylaşıyor, veya düzgün yayınları yapılamayacak çıkarımları yapıp paylaşıyorsun.
Gerçek RCT'leri, meta analizler, kanıta dayalı güncel rehberleri görmezden geliyorsun.
Çok değerli kardiyolog meslektaşlarımız, hocalarımız, senin gibi tiplere rağmen canla başla halka doğruları anlatmaya ve gereken yerde gerekli ilaçları başlamaya, gerekli müdahaleleri yapmaya devam ediyorlar.
Şimdi senin bir KARDİYOLOG olarak ortaya attığın ve KARDİYOLOJİ CAMİASINI ASLA TEMSİL ETMEYEN bu yalanlarına, senin tane tane yazdığın gibi tane tane cevap verelim.
Bir kere hastanın epikrizi, ejeksiyon fraksiyonu, koroner anatomisi ve kanama riski bilinmeden böyle bir yorumlama zaten yapılamaz. Ama sen aklınca karalamışsın bişeyler, onun üstüne konuşacağız.
Bir hastanın EF’sini, nabzını, tansiyonunu, ritmini, böbrek fonksiyonunu, LDL/ApoB düzeyini ve kanama riskini bilmeden
"bunu kesin yazmazdım, şunu ileride keserdim"
demek kişiselleştirilmiş tıp falan değildir.
Önerilerin doğru olduğunu varsaysak bile görmediğin hastaya sosyal medya üzerinden taburculuk reçetesi yazmışsın.
Gerçi aşı karşıtlığı, statin saldırısı yapan, kanıt dayalı tıbba savaş açmış bir adamın bunu yapması bizi şaşırtmamalı.
Ayrıca daha da tehlikeli olanı bu yöntemin sadece kendisinin yanlışlığı değil, içeriğinin de tamamen uydurma ve tehlikeli olması.
Burada salladığın maddelerin büyük kısmı kendi uydurma, hayali içerikli kişisel doktrinini insanlara kardiyolojinin görüşü gibi sunuluyor.
Ama inceleyeceğiz.
Kalp krizi geçirmiş kişinin ünü üzerinden dikkat devşirmek için doğru olmayan önerileri, büyük bilim insanı edasıyla açık mektup formuna çevirip tweetlemekle olmuyor bu işler.
Çok değerli Prof. Dr. Ercan Akşit hocamız gerçek bir kardiyolog olarak yaptığı müdahalenin kusursuzluğu gibi, hastanın sonraki sürecini de kusursuzca planlamış ve kendisini-yakınlarını bilgilendirmiştir. Hasta gerçek bilimin ellerinde iyi durumdadır, hurafecilerin hurafe saçtığı saçmasapan listelere ihtiyacı yoktur.
Madde madde bakacağım:
1- İkili kan sulandırıcı:
Büyük ölçüde doğru, fakat burada kullanılan terminoloji ve süre üzerinden dokunmak istediğim detaylar var:
Bunlar çoğunlukla kan sulandırıcı değil, aspirin ile bir P2Y12 inhibitöründen oluşan ikili antiplatelet tedavi. Akut koroner sendrom sonrası yüksek kanama riski yoksa 12 ay güncel varsayılan süredir; ancak kanama ve iskemi riskine göre süre kısaltılabilir veya tedavi sadeleştirilebilir.
Yani bir yıl evet makul başlangıçtır ama kutsal sayı değildir (1).
2- Beloc/Saneloc yazmazdım demişsim, EF'yi mi gördün Özcan??
Hastanın EF’sini görmeden böyle bir şey söyleyemezsin.
Bu çıkarımınla alakalı konuşalım, sonra neden direkt böyle bir şey söyleyemezsin, detaylandırayım.
EF’si ≥%50 olan ve beta-bloker için başka endikasyonu bulunmayan 17.801 post-MI hastasında beta-blokerler ölüm, yeni MI veya kalp yetersizliğini azaltmadı.
Ancak buna karşılık EF’si %40–49 olanlarda yarar sinyali görüldü.
Tabii kalp yetersizliği, angina, taşiaritmi, hipertansiyon veya başka bir endikasyon varsa denklem burada yeniden değişir.
Dolayısıyla hastayı değerlendirmeden, herkese ömür boyu veririm de, EF’yi görmeden asla vermem de bilimsel değildir (2,3).
3- Mide koruyucu yazmazdım demiş, yani yine otomatik ret.
PPI herkese zorunlu değildir; fakat ikili antiplatelet kullanırken gastrointestinal kanama riski bulunan hastalarda önerilir.
Yine burada da, doğru yaklaşım “herkese yaz” veya “kimseye yazma” değildir.
Kanama riskini değerlendirmek gerekir(1).
4- Tansiyon ilacını ileride kesmeyi hedeflerdim, hem neden??
Hem de büyük yanlış.
Tedavinin hedefi ilaçsızlık değil, güvenli biçimde hedef tansiyona ulaşmaktır.
Güncel hedef çoğu erişkinde <130/80 mmHg’dir; klinik kardiyovasküler hastalığı bulunan kişide ortalama tansiyon ≥130/80 ise yaşam biçimiyle birlikte ilaç tedavisi önerilir.
Kilo kaybı sonrası kontrollü azaltma elbette mümkün olabilir; ancak ayrıca bazı ilaçların ventrikül fonksiyonu, kalp yetersizliği veya başka endikasyonları bulunabilir. Burada klinik sonlanım olarak alınacak şey tablet sayısı değildir (4).
5 - Kolesterol ilacını yazmazdın ha? Bir de kesinlikle ha? SEN kendi adına evet, ama kardiyoloji adına konuşma Özcan
Akut koroner sendrom geçiren hastaların tamamına, kontrendikasyon yoksa yüksek yoğunluklu statin önerilir.
Güncel sekonder korunmada hastaların büyük bölümü için LDL hedefi <55 mg/dL’dir. İnsülin direnci önemlidir; ancak LDL/ApoB taşıyan aterojenik partiküller ile insülin direnci birbirinin alternatifi değildir.
LDL’nin aterosklerotik kardiyovasküler hastalığın nedensel bileşeni olduğu genetik, epidemiyolojik ve randomize tedavi verileriyle gösterilmiştir.
Yan etkiyi anlatabilirsin bu başka ama kanıtlanmış faydayı “kolesterol önemsiz” diyerek SİLEMEZSİN(1,5,6). Yok hala iddialıysan istediğin kanalda istediğin moderatör eşliğinde benimle tartış bakalım bu konuları.
6 - Tuzu kısıtlamazdın öyle mi? Kimse fizyolojik sodyumu ortadan kaldırmayı önermiyor Özcan, algınız insanlara hep bu yönde aksettiriliyor ama.
Senin uyduruk ketojenik diyetlerin bir halta yaramadığı yerde hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıkta fazla sodyumun azaltılması, güncel kılavuzların güçlü yaşam biçimi önerilerindendir. Çünkü seninki gibi anekdot veya isteğe göre değil, güçlü kanıta göre çok etkilidir.
Miktarı tansiyon, kalp yetersizliği, böbrek fonksiyonu ve kullanılan ilaçlara göre kişiselleştirebilirsin. Ancak hele de bu konuda ASLA, "ASLA" diyemezsin(4,7).
7A - Hayvansal yağ konusunda senin kanıttan uzak abuk subuk önerilerin zaten malumumuz.
Balıkla tereyağını aynı sepete koyan saçmasapan bir beslenme yaklaşımı.
Balık, yumurta, yoğurt, peynir, sakatat, yağlı et ve tereyağı; yağ asidi profili, işlenme düzeyi ve besin matriksi bakımından birbirinin eşdeğeri değildir.
Bunların hiçbirini tek başına zehir ilan etmek gerekmez; fakat kalp krizi geçirmiş hastaya özellikle hayvansal doymuş yağdan zengin diyet reçete etmek de kanıta dayalı değildir.
Güncel öneri, doymuş yağ kaynaklarının yerine ağırlıklı olarak doymamış yağ kaynaklarını koymaktır.
Yaklaşık 59.000 kişiyi içeren 15 randomize çalışmanın Cochrane analizinde doymuş yağın azaltılması, birleşik kardiyovasküler olayları %21 azalttı(7,8). Bak Cochrane diyorum Özcan, ne demek biliyorsun de mi?
7B - Buğdaya, pirince, mısıra ve patatese veda mı? Ne alaka? Popülist olarak iyi tutuyor de mi Özcan? Farklı olmak insanların ilgisini çekiyor. Tekrar soruyorum Özcan ne alaka?
Rafine tahılları, aşırı porsiyonu ve ultra-işlenmiş ürünleri sınırlamak anlamlıdır; fakat bütün tahılları ve nişastalı gıdaları topluca yasaklayan bir sekonder korunma kılavuzu yoktur.
Güncel öneriler sebze, meyve ve rafine tahıllar yerine çoğunlukla tam tahılları destekler. Karbonhidratın kaynağı, işlenme biçimi, porsiyonu ve toplam enerji dengesi önemlidir, bitkinin adını verip etiketleyip kenara çekilirken amacın nedir(7)?
8 - Görmediğin hastaya, samimi gözükmek ve yazıyı doldurmak için yazılmış abuk subuk öneriler.
9 - Sigarayı bırak, ilk sıraya yazılacak madde Doğru yani
10- Alkol konusunda genel olarak mümkünse sıfırlamak, mümkün değilse minimuma indirmek en doğrusu. İlk 3 ay hatta daha uzun süre asla demek doğru diyebilirim.
Ancak doktorun ağzından "haftada 1-2 rakı" gibi bir cümle makul değil
Güncel yaklaşım, içmeyenin başlamaması; içenin ise tüketimi sınırlamasıdır.
Ritim bozukluğu, tansiyon, karaciğer durumu, kanama riski ve kullanılan ilaçlar ayrıca değerlendirilir tabii(7).
11 - Yeniden tıkanmayı önlemede ilaçların rolü sıfıra yakın, demişsin. Şaşırmayın arkadaşlar, bu arkadaş bunu hep yapıyor. Utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden, insanların hayatına nasıl bir zarar verdiğini düşünmeden bunu bu adam hep yapıyor!!
Stent trombozu, stent içi restenoz ve başka bir damarda gelişen yeni aterotrombotik olay aynı şey değildir; farklı mekanizmaları ve farklı önleme stratejileri vardır. Antiplatelet tedavi trombotik olayları, LDL düşürücü tedavi aterojenik yükü, antihipertansif tedavi ise hemodinamik riski hedefler.
Statin çalışmalarında LDL’nin her 1 mmol/L düşürülmesi majör vasküler olayları yaklaşık beşte bir azaltmıştır. Ayrıca 2.499 post-MI hastasının yer aldığı SECURE çalışmasında aspirin, atorvastatin ve ramipril içeren ilaç stratejisiyle primer kardiyovasküler olay oranı %12,7’den %9,5’e düşmüştür.
Aşılarla alakalı haddini aşıp benden RCT isteyen, sonra iki tur eveleyip geveledikten sonra rezil olduğunu anlayıp beni engelleyen Özcan!!
Al bak bu hayati konuda, senin alanında NASIL YALAN KONUŞTUĞUNUN KANITLARI BUNLAR!
Varsa cesaretin çıkıp canlı yayında, karşımda savunsana şu yalan, uyduruk, tehlikeli önerilerini(9,10).
Evet arkadaşlar, Özcan efendinin paylaşımda sigarayı bırakmak, eklenmiş şekeri azaltmak ve yaşam biçimini düzeltmek gibi doğru parçalar var evet fakat
Özcan yine bunları fırsattan istifade
"insülin direnci her şeydir, LDL önemsizdir, ilaçlar işe yaramaz, hayvansal yağ tedavidir" şeklindeki DÜPEDÜZ YALAN bir üst anlatının içine yerleştirmiş.
Koroner sekonder korunma; "ilaç mı yaşam biçimi mi?"seçimi değildir. Hele hastayı ve okuyan herkesi yanlış yönlendirecek şekilde uzun uzun absürt ve aykırı öneriler yazmak kardiyolojiye asla uygun değildir.
Gerektiği sürece antiplatelet tedavi, yoğun LDL/ApoB düşürülmesi, tansiyon ve gliseminin kontrolü, sigaranın bırakılması, kardiyak rehabilitasyon, sürdürülebilir beslenme ve egzersiz birlikte uygulanır.
Yaşam biçimi çok önemlidir. Direkt hayat kurtarır, ancak kanıtlanmış ilaçlar da hayat kurtarır.
Birini yüceltmek için diğerini sıfırlayamazsınız.
Bunu kişiselleştirilmiş tıp kisvesi altında yapamazsınız.
Çünkü bu tıp falan değil, saçmasapan bir ideolojidir. Kalp krizi sonrası hastanın ihtiyacı tereyağı manifestosu değildir, epikrize dayalı risk azaltımıdır ki bunu hastanın kardiyologu en iyi şekilde yapmıştır zaten
Şike soruşturmasının başlamasına neden olan rapora imza atan eski polis memuru Lokman Yanık ile Osman Çırak’ın 15 Temmuz darbe girişimden sonra MİT’ten ihraç edilen Mehmet Burak Arat tarafından 2010 yılında bir Galatasaray maçında tanışmışlar.
Aziz Yıldırım’ın göz altına alıncağı ve operasyon yapılacağını 3 Temmuz’dan iki üç ay önce MİT mahrem sorumlusu Talip kod adlı Murat Karabulut tarafından yapıdaki üyelere söylendiği ortaya çıktı.