Müslümanlığın hakkını veren beyler için evliliğe en uygun adaylar saliha hanımlardır.
Saliha hanımlar, Allah’a itaat eden, iffetini muhafaza eden, kocasını memnun eden, evlatlarını terbiye eden ve eşinin maddi/manevi mahremiyetine dikkat eden kadınlardır.
Müslümanlığın hakkını veren hanımlar için evliliğe en uygun adaylar salih adamlardır.
Salih adamlar, Allah’a itaat eden, ailesinin sorumluluklarını yerine getiren, eşini Allah’ın emaneti bilen, helal kazanç ve neslinin Müslümanca yetişmesi için çabalayan kavvâm erkeklerdir.
Dünyevileşmeden yaşayan, ahireti önceleyen erkekler/hanımlar evlilik için öncelikli adaylardır.
Allah’ın rızasını her şeyin önünde tutan, şeytanın tuzaklarına karşı her daim teyakkuzda olanlar çok değerlidir.
İman, ahlak ve ibadet varsa gerisi teferruattır.
🔴 Kassam Tugayları, 2014'te İsrail askeri üssüne düzenlenen baskında komutanlık yapan merhum Abdurrahman Ahmed Hoor'un görüntülerini yayınladı:
"Vallahi, yirmiden fazla İsrail askeri öldürüldü. Bu tüfeği onlardan ele geçirdim, kanları hala üzerinde. İstediğiniz kadar bombalayın; bizim arzumuz, oruçluyken şehit olmaktır."
Gazzeli şehid Muhammed Zeki Hamed’in hanımına vasiyeti:
Ben seni bekliyorum. Geldiğinde seni ben karşılayacağım ve burada beraber yaşayacağız. Allah'a komşuluk ne güzel, bir bilsen! Kıymetlim! Sana şunları vasiyet ediyorum:
1- Söz verdiğimiz yol üzere devam et. Sen bir mücahidin ve davetçinin hanımısın. Ben seni cennet saraylarında bekliyorum. Rabbimden tez zamanda buluşmamızı isteyeceğim. Mücahidler için dua et, davalarını omuzlan. Sakın ola sürekli bir barış içinde yaşamayı, mala ve zevklere tapmayı isteyen zayıf imanlı, münafık kimselerin sözlerini ağzına alma. Bizim yolumuz bu değil hatunum. Aksine biz bedenimizi bitap düşürür, Allah'ın sevdiklerini nefsimizin sevdiklerine önceleriz. Münafık ve işsiz takımının eğilimlerine ve düşüncelerine katılma. Bil ki doğru bakış açısı ancak temeli Kur'an'a dayanandır. Biz, zayıf durumda olsa dahi hakkın yanındayız. Yahudiler'den ve onları sevenlerden beriyiz.
يا أبا ذَرٍّ: أَتريدُ صاحباً!
رحمَ الله أبا ذرٍّ، يمشي وحدَه، ويموتُ وحدَه!
كان رضيَ الله عنه يعرفُ أنَّ النَّاسَ لهم حَوَافٌ حَادَّة، وأنَّ المرءَ يُجرَحُ بقدرِ ما يقتربُ منهم، فآثرَ أن ينأى بنفسِه، فلا يَجرَحُ ولا يُجرحَ!
هذا وذاكَ زمنُه فكيف لو أدركَ زماننا؟!
كان رضيَ اللهُ عنه يعرفُ أنَّ هذا العالم مكانٌ غير آمن، فاكتفى منه ببيتٍ صغيرٍ في الرَّبذة، ليس معه من الدُّنيا إلا امرأته!
هذا وذاكَ عالمه فكيف لو أدركَ عالمنا؟!
اشتقتُ إلى نفسيَ القديمة يا أبا ذرٍّ، حين كنتُ أسيرُ وحدي!
اشتقتُ لتفسير ابن كثير،
وسير أعلام النُّبلاء،
وفتح الباري حين كنتُ أطوي رُكبتيَّ عند الشيخ فنقرأُ عليه، فيقولُ لأحدنا: حسبُكَ، حسبُكَ!
فنعرفُ أنَّ وقتَ الاستمتاع قد حان، مُفردة ستُشرح، ورجل مجهولٌ سنعرفُ هويته، وبيت شعرٍ من هناك، وحكمة من هناك، وفقهٌ مقارن!
اشتقتُ لابنِ القيِّمِ كثيراً، لطالما تخيَّلتُ أنَّي لو التقيتُ به لكُنَّا صاحبين، ولكن كان عزائي أنَّ الصُّحبة ليست لقاء أجساد، بل أن يُحادثك من تشعرُ أنَّكَ تفهمه ويفهكَ!
اشتقتُ لدار التحفيظ، حيث يكون المرءُ مجهولاً، لا أحد يعرفه، وليس له من المكان إلا موضع جسده، ومن الزَّمان إلا نصف ساعة، تمضي ثلاثة أيامٍ تستعدُّ لها، ولكنَّ الشيخ يُقرِّعك!
ولستُ بالذي لا يروي شوقه!
أخذتني هذه الدُّنيا بعيداً يا أبا ذرٍّ، فهلّا أخذتني معكَ؟!
وحيدان نرقبُ هذا العالم وكأنَّه لا يعنينا، ولا يخصُّنا ولا نخصُّه،
زائران خفيفان لدرجة أننا لن نُحمِّل الذين يعرفوننا عبء جنائزنا، يدفنا الغرباء ويكملون مسيرهم!
تعرفُ وأعرفُ أن الموتَ ليس نهاية الحكاية وإنما بدايتها!
لا شأنَ لي بالسياسة بعد اليوم ، ولا بهذا العالم ولو احترقَ من حولي، لكلِّ طائرٍ في هذه الحياة مشربُه، وهي ليستْ مشربي، لا الضوء يُبهرني، ولا العتمة تُخيفني، تعلَّمتُ منكَ يا أبا ذرٍّ أنَّ من لم يجد نفسه في صُحبة نفسه فهو امرؤٌ سُوء!
أرقبُ هذا العالم الآن، ويخطرُ لي عبسي وهو يُغادر القلعة مع عدنان وهي تحترق، وهو يقول: لِتذهبْ هذه القلعة إلى الجحيم!
هذا ليس مرتبطاً بموقف ولا حدث، أخذتُ من المديح في حياتي أكثر مما استحقُّ فأنا أدرى بنفسي!
ونلتُ من النّقد ما يكفي ليهدَّ جبلاً، وها أنا واقفٌ على قدميَّ!
لم يُسكرني مديح، ولم يكسرني هجاء،
كانت مناجاتي دوماً: إن لم يكن بكَ غضبٌ عليَّ فلا أُبالي!
لديَّ كتبٌ كثيرة لأقرأها بإذن الله،
وفكرة كتاب في السّيرة سأكتبه إن كان في العمر بقيّة،
سأحاضرُ بما ارتبطتُ به، وسأسجّل سواعد الإخاء بإذن الله، وحيث وجدتُ بيئة آمنة سأكون!
غير أنَّ علاقتي مع هذا العالم ستكون كبقعة زيت في المحيط، موجودة ولكنها ليست ذائبة فيه!
يا أبا ذرِّ، أتريدُ صاحباً؟!
Erkek ve kadınlar rekabet ediyor, ebeveynler suçlanıyor, çocuk artık tahammül edilmez bir şey, akrabadan nefret ediliyor, misafir sevilmiyor, komşu rahatsızlık unsuru, az arkadaş ve yalnız yaşam övülüyor. İnsanı insan yapan ne kadar toplumsal bağ varsa hızla çözülüyor.
Kızlarımızın, kadınlarımızın ölçü tanımayan çıplaklığından dindar olan veya olmayan aklı selim ve ahlak sahibi pek çok insan şikayetçi. Seküler, dünyevi zevklerden başka bir şey düşünemeyen nesiller yetiştirirseniz sonuç bu olur.
Kimse dindar bir partinin iktidarda olduğunu söylemesin. Ülkemizde sistem dine karşı mesafelidir. Eğitim ve hukuk sistemi seküler temeller üzerine kaimdir. Sistem başka, siyasetçilerin dindar olması başka bir şeydir.
Devletimizin temel felsefesi ve dine karşı mesafeli duruşu değişmedikçe çıplaklığın artması, cinsel ahlakın bozulması, ailenin dağılması, neslin azalması, zina, fuhuş ve lgbt gibi sapkınlıklar artarak devam edecektir.
Çözüm İslam'dadır. İslam'ın ahlakıyla yetişen ve eğitilen ahlaklı ve iffetli nesiller, ahlak ve iffet üzerine kurulan aile hayatı hakim olmadıkça toplumsal sorunlarımız gittikçe artacaktır.
Ahlak, iffet ve aile yok olursa toplum da yok olur.
İbn Ömer (r.anh) şöyle demiştir: "Kul, kalbinde şüphe uyandıran şeyleri terk etmedikçe gerçek takvaya ulaşamaz."
Allah bizleri takvanın hakikatine ulaştırsın.
Muhammed Sıddık Minşâvî'nin okuyuşunun Efendimiz'in (s.a.v) okuyuşuna en yakın okuyuş olduğu söylenir... Bu, okuyuşunda huşu, hüzün barındırmasından, tekellüfsüz olmasından ve ayetlerin uygun yerlerinde durmasından dolayıdır.
Günümüzde İslami çalışmaları saran anlaşmazlık, ayrılık ve gruplaşma gerçeğinin sebebi; Davet alanında çalışan kimselerin ruhlarında, ''İslam kardeşliği'' ile ilgili eğitimde ve gerçek manada Allah'a yönelmede bir eksiklik olmasıdır.
İsrailoğullarının yeryüzünde günah yarışı yaptığı bir zamanda Rabb'imiz iki aileyle dünyanın seyrini değiştirdi.
İmran ve hanımı, "Bu kötü gidişata karşı yapacak bir şeyimiz yok, belki Allah'a adayacağımız bir çocuk bizden sonrasını düzeltir." umuduyla Allah'tan çocuk istediler. O arzudan Meryem oldu, Meryem'den de İsa aleyhisselam. İkisi Yahudiliğin sonu oldu.
Rabb'imiz Meryem'in hizmetini peygamberlerden Zekeriyya aleyhisselama nasip etti. Zekeriyya, Meryem'in teyzesinin kocası idi.
Aynı dönemlerde Zekeriyya aleyhisselam da kendinden sonra davasını devam ettirecek bir evlat istedi Allah'tan. Eşi kısır, kendisi de çok yaşlı olduğu halde arzusundan vazgeçmedi. Neticede Allah, daha önce kimseye nasip etmediği Yahya isimli bir peygamber verdi onlara.
İşte iki aile; biri İmran ailesi diğeri de Zekeriyya ailesi...
İkisi de Allah için çocuk istedi. Ortaya mucizeler çıktı. Allah onlar vasıtasıyla bugün bile dünyadaki mücadeleye yön veriyor.
En zor şartlar altında doğan çocuklar o gün hayata yön verdiği gibi bugün de her bir coğrafyada benzeri geleceği yaşayacağımıza iman ediyoruz. Hangimizin evinden ümmete yön verecek annelerin, çocukların, gençlerin çıkacağını sadece Allah biliyor. Biz ise bunu hayal ederek yaşayacağız ve bir gün bu hayal gerçekleşecek Allah'ın izniyle.
Evimize ziyarete gelen kardeşlerimiz oluyor. Hanımlarının ve kendilerinin ortak sorusu: "6 çocukla zor olmuyor mu?"
Evet, zor oluyor. Hem de oldukça zor. 7 çocuğa göre daha kolay ama. Bazılarının da bir çocuğu on çocuğa bedel olabiliyor. Ancak bunları da dile getirmeye gerek yok kanaatimce.
Biz Allah için insan yetiştirme memuruyuz. Tabi hemen, “Ama bu zamanda…” diye başlayan, yetiştirmenin zorluklarını dile getiren cümleler kuruluyor.
İtiraz ediyorum. Para kazanmak için çalışana, ikinci-üçüncü fabrikayı kurmak isteyip yorulana, borca girene aynı şeyler söylenmiyor.
Bizim için her çocuk fabrikadır. Her biri sevap kapımızdır. Yetişsinler diye de sanayi tesisi kuranların çalışıp yorulması gibi çalışacağız. Allah hidayet yazmasa da biz sevabımızı alacağız inşallah.
Evet, yeniden söylüyorum. Çok zor ama kolaylaştıran Allah'tır. Zorluk hissi kafadadır. Allah kolaylaştırmışsa zorluk yoktur. Ben zihnimi buna şartlandırıyorum. İmanım da budur.
Rabbim sebat versin hepimize.