İnsan hayvan farketmez bir can dünyaya getirmek mucize ama annelik dünyanın en zor şeyi. Koruma iç güdüsü hele tarifsiz bir duygu.
Bazı insan annelere ders olsun.
İstanbul yönetiminin, 15 Ekim’e kadar sokaklarda sahipsiz kedi ve köpek bırakılmayacağı yönünde bir açıklama yaptığı ifade edilmişti.
Bugün 15 Ekim… Yaşanan şiddetli yağışlar nedeniyle insanlar bile sokaklarda zor anlar yaşadı.
Allah’ın adaleti her şeyin üzerindedir. Bizler gelir geçeriz, makamlar ve mevkiler de gelip geçicidir. Ancak hiçbir cana yapılan merhametsizlik karşılıksız kalmaz.
Bu dünyada yalnızca biz insanlar yaşamıyoruz. Sokaktaki kedinin de köpeğin de yaşamaya hakkı var.
Merhameti kaybeden insanlığını da kaybeder.
Bu saatten sonra herkes sözlerine, kararlarına ve savunmasız canlılara karşı davranışlarına dikkat etsin. Unutmayalım, bu dünya yalnızca bize ait değil.
Allah’ın yarattığı her can, bizlere emanettir.
#istanbul
Sel, yağmur, fırtına… Sokaklarda yaşam hakkı tanımadığımız canların çaresizliğini şimdi insanlar yaşıyor. Oysa acının dili yok, çaresizliğin türü yok. Keşke merhamet etmek için aynı acıyı yaşamak değil, yalnızca vicdan sahibi olmak yetseydi.
Yağmur başlayınca ilk söylediğim cümle Allahım sokaktaki hayvanlara yardım et oldu.
Hayvanlara edilen zulüm elbet ilahi adaletle böyle yavas yavas çıkacak yeterki mazlum canlar korunsun.
Şimdi ben olayı şöyle anladım: Kaplanı doğal yaşam alanından al, getir bir kafese kapat. İnsanlar da gelip onu seyretsin. Sonra bir insan, anladığım kadarıyla kazara düşmüyor, kendi isteğiyle kaplanın bulunduğu alana atlıyor. Kaplan da doğası gereği saldırıyor ve o insan hayatını kaybediyor.
Ardından birileri çıkıp “Kaplanı öldürün!” diyor.
Yani önce hayvanı doğasından kopar, özgürlüğünü elinden al, kafese mahkûm et. Sonra da içgüdüleriyle hareket ettiği için ölüm cezası ver!
Peki, bu hikâyede asıl suçlu kim? Kaplan mı, yoksa insan mı?
Gerçekten çok enteresan bir canlı türüyüz! Adına da insan diyoruz.