Yaş olmuş otuz. İş yok, her gelen akrabanın iş bul, hadi evlen baskıları. Birini sevmişsin evlenmiş gitmiş bilmezler o yaranın kapanmadığını. Tonlarca acı.. taşıdığım bir can o da şikayetçi. Bulamadığın istikamet.
Bir dostumun kardeşi vefat ettiğinde 3 gün konuşmadık 3. günün sonunda
“ bu dünya mutlu olmak mekanı değil” demişti.
“ la rahate fid dünyâ illâ fil âhire kefa bil mevt vaizan “
Geçen gün katıldığım bir nişanda durup sen mahvolmuş 30 yaşına gelmiş bu yaşına kadar gün yüzü görmemiş bir insansın,senin böyle insanların eğlendiği yerde ne işin var kardeşim dedim. Gerçeklikten çok uzaklaşmamak lazım.
Seninle göz göze geldiğim ilk gün içimde secdeye durup “ Rabbim kız bana bakıyor, yaşasın özgürlük” demiştim.
Şimdilerde her secde de sana ve oğluna dua ediyorum. hayatın muhteviyatı garip.
Ağzımda acı bir tadı var hayatın göğsüme bulaşmasın diye yutkunmuyorum
Burnumu tıkayıp nefesimi kesmeye çalışıyorlar
Küçük bir çocuğa acımıyorlar.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu.
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde.
Videonun yarattığı tesirle derin boşlukta cebelleşirken karşıma çıkan ayette şöyle buyuruyor Alemlerin Rabbi
…”Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana şükret. Sonunda dönüş yalnız banadır.”
İşitilen odur ki hz Fatıma annemiz ; seven sevdiğinin gönlünü almadan su bile içemez demiş. Ey kimsesizlerin kimsesi evimizi o yıktı Kerbela’yı biz yaşadık
Hastanede doğumunun nasıl geçtiğini beklerken okuduğum ayet-el kürsünün sonunda kocasının “siz kimdiniz?”sorusuna veremediğim cevap sonrası cigaralıktan son yudumumu alıp “Belki de bu yüzden yalnızca cesurların işidir badana” deyip kendimi yolun ortasına atıp intihar edeceğim.
Hiç anlamadı, hiç hissetmedi ne kadar kırgın olduğumu. Cenaze taşımak gibi ölü bir ruh taşıyorum içimde. Köşeye geçmiş, yüzü duvara dönük bir çocuk gibi ağlayasım geliyor, dargınım Allah’ım..