🚨 Erol Mütercimler’den milletvekilleri ve öğretmenler üzerinden dikkat çeken kıyaslama:
♦️ Şu anda 600 milletvekili var; herhalde 50 tanesi görev yapıyor, geri kalan 550 tanesinin işi yok.
♦️Dünyanın maaşını veriyoruz, emekliliklerini ve ailelerini karşılıyoruz.
♦️Milletvekilliği neden bir meslek olsun ki? Neden bir görev olmasın? Niye iki yıl görev yapanı emekli edip tüm sağlık giderlerini karşılıyoruz da öğretmenlerimizi ne hallere getiriyoruz?
♦️Öğretmeni bu hale sokmak, ülkenin geleceğini yok etmektir.
♦️Cami imamlarını nasıl baş tacı ediyorsak, bu ülkenin insanına hizmet eden öğretmenlerimizi de aynı şekilde üst seviyede tutmalıyız.
♦️İsveç ve Norveç’e bakın; öğretmenlerine ne kadar maaş veriyorlar?
♦️Atama bekleyen binlerce öğretmenimizin bir an önce Türk çocuklarının karşısına geçmesi gerekiyor.
♦️Eksik öğretmenimiz varken öğretmen kalitemizi de artırmalı ve insana yatırım yapmalıyız. Betona veya şehirleşmeye yapılan yatırımdan önce insana yapılan yatırım önemlidir.
Peşimize takılmış geliyorlar. Gündemi biz belirliyoruz, bütün devlet gücüyle karşı koyabilmek için kahve içmeye gidiyorlar. Bu, mağlubiyetin göstergesi. Boykot çok yerinde oldu.
İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı gözaltına alınıyor. Anayasal hakkını kullanarak protesto etmek istiyorsun ama edemiyorsun; çünkü gösteri hakkın dört günlüğüne askıya alınmış, ulaşım kısıtlanmış, sosyal medyaya erişimin daraltılmış. “Sadece benim sunduğum içerikleri tüket, anlattığım gerekçeye ikna ol. Olmuyorsan da sus." deniliyor. Başka bir opsiyonun yok.
Bu bile başlı başına tepki göstermek için yeterliyken, aynı anda kimilerinin hâlâ "E şimdi, Girne Amerikan ile İÜ aynı klasmanda okullar mı Allah aşkına? Bir usulsüzlük olmuş olabilir!" diyerek yaratılmaya çalışılan şaibeli biri algısını güçlendirmek için çabalaması ve bunu akademik etik adına yaptığını sanması... Gerçekten inanılmaz.
Bu adam seçildiği hâlde mazbatası verilmedi diye yeniden sandığa gittik. O zaman da oy çaldığı iddia edilmişti. Sandıkların başında bekledik. Sonra, 800 bin fark attığında bu iddiaların asılsızlığı ayan beyan ortaya çıktı.
Ama sanki geçmişte yaşananlar hiç olmamış, sanki her şey bugün ilk kez oluyormuş gibi bir körlük içinde hareket ediyoruz. Toplumsal bellek? O da ne? Hayret ve dehşet içinde izliyorum.
Ekrem İmamoğlu'nun taa 35 yıl onceki diplomasının 'geçersiz' oldugunu bulanlar, daha 57 gün önce 78 kişinin öldüğü Bolu Kartalkaya faciasının sorumlusunu bulamadılar.
Bir İstanbul Üniversitesi mezunu olarak şu durum karşısında utanç duyuyorum. Bir üniversite, nasıl olur da siyasi konjonktüre göre kendi verdiği belgenin geçerliliğini tartışmalı hale getirebilecek bir tutum sergiler ve kendi itibarını zedeler? Resmen “Bizim diplomamız o kadar da güvenilir değil; arada hata yapmış olabiliriz.” dediniz.