Teşekkür edene estağfurullah diye karşılık vermemizin, “aman efendim şükür makamı ben değilim, öyle anlaşıldıysam Allahtan af dilerim” manasına geldiğini öğrenmemin henüz tadı damağımdayken, şimdi de şu bilgiyi sindirmeye çalışıyorum. “Evet” Türkçe, zıddı “hayır” ise Arapça… Türkler, İslamiyet öncesi “hayır” yerine “yok” derlermiş. Daha sonra “yok” dendiğinde karşıdakini incitmemek için “hayr” demeyi tercih etmişler… Gel de bu milleti sevme!…
Dünya, hep iyi bir halde olmayı istediğin ama hiçbir zaman sana mutluluk vaat etmeyen bir yerdir. Her şeyin ihtimallerle ve belirsizliklerle dolu olduğu bir yer…
“Konuşuyoruz desem, konuşmuyoruz da.
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik,
birbirimize bakarak.
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi.
Ne varız ne de yoğuz gerçekte.
İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
aydınlatan odayı.” 🥀
“O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”
‘Pes etmek değil benimki, kabullenmek.
Değiştiremeyeceğim şeyler varmış.
Gücümün yetmeyeceği olaylar,
mutsuz olsam da elimden
bir şeylerin gelmeyeceği durumlar varmış.
Büyümek de denebilir buna belki,
olgunlaşmak da.
Ama hissizleşmek bunun adı.
Herkese, her şeye.’