Ahmet Telli hayatını kaybetti.
Şiirleriyle, dizeleriyle ve edebiyatımıza kattıklarıyla hafızalarda yer edinen, ardında kuşaklar boyunca okunacak eserler bıraktı.
"Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz...Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün..."
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
🚨 Il drogua 248 femmes dans son bureau d'État. Personne n'a été jugé.
Il était Haut Fonctionnaire à l'Égalité au ministère de la Culture.
Entre 2009 et 2018, il convoquait des femmes pour de faux entretiens d'embauche. Il glissait du Furosémide dans leur café — un diurétique puissant — pour les forcer à uriner devant lui. Il les photographiait à leur insu.
📌 248 victimes recensées
📌 180 parties civiles constituées
📌 Des candidates, des collègues, une sous-préfète
Dans les couloirs, son surnom : "le photographe".
Ce que l'État a fait :
🔴 2013 — Plainte. Classé sans suite.
🔴 2015 — Victime éconduite au commissariat.
🔴 2016 — Deux courriers aux ministres. Zéro réponse.
🔴 2018 — Mis à pied après une victime de trop.
Pendant ce temps, il siégeait au Haut Conseil à l'Égalité. C'est à lui que les victimes auraient dû se plaindre. C'est pour ça que personne ne l'a fait.
Révoqué en janvier 2019. Mais en 2025, il donnait encore des cours en école de commerce — sous un faux nom : Bernard Genre.
En 2023, le tribunal condamne l'État : entre 11 000 et 16 000 € par victime. Pour 9 ans de soumission chimique au travail.
Le 4 juin 2026, nouvelle audience. Le procès pénal n'a toujours pas eu lieu.
Ce n'est pas l'histoire d'un prédateur isolé.
C'est l'histoire d'une institution qui l'a protégé pendant 9 ans.
RT si l'État doit répondre.
Bir öğretmen intihar ediyor. Darp edildiğine dair tutanak mevcut. Arkasında kimsenin durmadığını ifade eden mesaj kayıtları mevcut.
Okul müdürü, il milli eğitim müdürü, kaymakamlık, sendika... Bunca aktör varken bir öğretmenin sesini duyurması için intihar etmesi mi gerekirdi?
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
Sonradan gelip binlerce yıllık toprakların katman katman geleneklerini hurafelerle tersine çevirmeye çalışan, bunu da kadınlar üzerinden yapan , yapmaya kalktıklarına da “ değerlerimize karşı “ kılıfı giydirmeye kalkan adamlar topluluğu. Ne değeri! 2 sene öncesine kadar paralı askerdin .
Türk Tangoları konserimiz 8 Haziran saat 20.00 Ankara Devlet Opera ve Balesinde aklınızda olsun.
Ankara Devlet Opera ve Balesi orkestrasını Sunay Muratov yönetiyor
Sonra kadınlar niye balkondan düşüyor diye soruyoruz. Cezasızlık devam ettiği sürece bugün taciz, yarın tecavüz, öbür gün balkondan düşme. Mescitte tecavüz ettiği kızla evlendirilen, sonra çocuğuna tecavüz eden Ayhan Şengülerde ortada geziyor. Hep korunuyorlar, ki yine yapsınlar
😱 CETTE TURBINE À TOURBILLON POURRAIT CHANGER LA DONNE ÉNERGÉTIQUE.
🚨Une entreprise belge (Turbulent) a créé une turbine hydraulique qui utilise le vortex naturel de l’eau pour produire de l’électricité 24h/24.
💥Elle s’installe dans les rivières, les canaux ou les cours d’eau existants.
Avantages :
• Très faible impact environnemental
• Une seule pièce mobile → presque pas d’entretien
• Installation en environ une semaine
• Fonctionne tant qu’il y a de l’eau qui coule
• Peut alimenter des maisons ou de petites communautés
C’est simple, propre, et ça fonctionne vraiment.
Alors pourquoi ce genre de solution n’est-elle pas déployée massivement partout où il y a de l’eau qui coule ?
#Energie #Hydro #Turbine #QuestionTout
Birinci Lozan’da anlaşma sağlanamıyor ve İsmet Paşa Şubat 1923’te Türkiye’ye dönüyor. Anlaşma sağlanamama nedeni sorulunca İsmet Paşa diyor ki;
“Önümüze öyle şartlar koydular ki, bu şartları ancak akşam yiyecek yemeği olmayan bir adam kabul edebilir”
Türkiye ekonomisi nasıl şartlarda ki yabancı sermayeye bu kadar kapitülasyon veriliyor?
Gülistan Doku saldırıya uğradı, cinsel istismara uğradı. Hastaneye gitti adli vaka olduğu için polnet kaydı düştü. O silinemez.
Başhekim ya bizzat tahlileri sildi ya da sildirtti
Dönemin örbasçı valisi sim kartını otobüsle Ankara gönderdi sildirmek için
Bizi ve devletin bütün +
Bugün 18 Mayıs Müzeler Günü. Bugün çalıştığı müzedeki usulsüzlüğü kabul etmeyen, bu yüzden mobbinge maruz kalan, kendisine yönelik baskı artarak sürünce ona mobbing uygulayanları tek tek anlattığı bir mektup bırakarak yaşamına son veren genç müzeci Merve Kaçmış’ı anmak istiyorum. Onun ardından Zeugma Mozaik Müzesi'nde başlatılan soruşturmada çeşitli usulsüzlükler tespit edilmiş, 10 eserin kaybolduğu ortaya çıkmıştı.
Mahpusluk olmasa sabahları kendime vakit ayıran biri değildim. Yaşadık artık birkaç kere, “Çay mı kahve mi demlesem” diye mutfağa yöneldim. Bileklerimizde kelepçeyle Çağlayan Adliyesi’nden Silivri’ye gittiğimiz günü hatırladım Selçuk abi.
Saatlerce bir şey içememiştik, “Çay mı kahve mi” diye sormuştun. Bir an önce koğuşa geçip kahve içmek istediğini söylemiştin. İşte sizi hep hatırlıyoruz.
(…)
Apar topar çıktım evden, tesbihimi ceketimin yan cebine iliştirdim hemen. Tutuklandığın ilk gün bir tesbih yollayacaktım sana, hâlâ yollayamadım. Alican Uludağ hep aklımdasın.
Sizi unutmadım ama İstanbulkart’ımı hep unutuyorum. Otobüse adımımı attığımda fark ettim. Arkamda insanlar birikti homurdanmalar başladı. Kenara çekildim. “Kare kod ile ödesene oğlum” dedim kendime.
İstanbulkart uygulamasını açtım telefonumdan. Olmadığı projeden tutuklu Iraz Bayrak, hep aklımdasın.
Apar topar indim otobüsten, ağabeyim ve Enes ile Silivri yoluna koyulmak için arabaya atladık. Arka koltuğa sigaramdan son nefesi çekerek bindim. Sırtımdaki çantayı yan koltuğa atacaktım ki avukatcübbesini gördüm. Avukatlık yaptığı için tutsak edilenler aklımızdasınız. Mehmet Pehlivan seni hep hatırlıyoruz. Behiç abi unutmadık…
(…)
Karargâha çevrilen Silivri’ye kart göstere göstere girdik. “Adam vurmaya gelsek böyle çevrilmeyiz” dedim. Çok da vururuz ya sanki… Hızlıca indim arabadan, çantamı sırtıma attım, kafamı kaldırdım, “Marmara Kapalı Cezaevi”. Tahliye olduğumda bırakıldığım yerdeydim yine. İlk gördüğüm insanlardan biri de İsmail Arı’ydı. Tutsaklar, esirler, Edirne’den Kars’a, hep aklımızdasınız.
💬 “Bir gün tutuklanacağımı biliyordum. Çünkü Türkiye’de gerçek gazetecilik bedel ödemeyi gerektiriyor ve ben bu bedeli ödemeye hazırım. Sadece kendimi değil, aynı zamanda gazetecilik mesleğini savunuyorum.”
💬 “Ben hep şunu söyledim: “Hangi dağ efkarlıysa orada oldum.” İnsanların sesi olmaktan; hukuksuzlukları, yolsuzlukları ortaya saçıp kanun tanımayanları topluma teşhir etmekten gurur duydum. Bir gazeteciyi bundan daha fazla ne mutlu edebilir?”
💬 “Cezaevinde düzenli bir hayatım var. Gece 12-1 arası yatıyor, sabah 8’deki sayımla uyanıp kahvaltı yapıyorum. Sabah haberlerini izliyor, notlar alıyor ve mektupları okuyorum. Sonra gazeteleri okuyorum. Öğle yemeğinden sonra genelde milletvekilleri ve avukatlar geliyor, onlarla görüşüyorum. Boş zamanlarımda kitap okuyor veya avluda yürüyüş yapıyorum. Düzenli beslenip bolca spor yaparak 33 günde yedi kilo verdim.”
Gazeteci İsmail Arı, haberciliğin sessizlerin sesi olma ve kamu adına denetleme görevi yapma olduğunu hiç aklından çıkarmayan bir meslektaşımız.
BirGün gazetesinde sayısız yolsuzluk ve rant haberleri yaptı, bu haberleri nedeniyle defalarca savcılığa ifade verdi.
16 Ocak’ta gazetesinin YouTube kanalında yayımlanan “Erdoğan Ailesinin Vakıfları” yayınından sonra yeni bir soruşturmayla karşılaştı. 21 Mart 2026’da, Ramazan Bayramı’nın ikinci gününde, aile ziyareti sırasında Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alındı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.
Arı hakkında hazırlanan iddianame Ankara 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar hapis cezası talep edildi. Davanın ilk duruşması 5 Haziran’da görülecek.
İsmail Arı, tutulduğu ve Sincan Zindanı olarak tanımladığı cezaevinden yazılarına devam ediyor.
@ismailari_ yaşadıklarını Fayn’a anlattı. https://t.co/Eh2sJWBs4J
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
Belki bir RT sizin için 2 saniyenizi bile almayacak…
Belki sayfanızda en fazla 10 dakika duracak.
Ama bizim için o RT, sesimizin biraz daha duyulması demek.
Bizler, sesimize ses olan, acımıza ortak olan, görünmezliğimize ışık tutan herkese dua ediyoruz.
Lütfen bize ışık olun.
Sesimizi duymayanlar duysun.
Görmeyenler görsün.
Unutanlar hatırlasın.
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede!
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ'dan mesaj var:
"Bugün tek gündemim komşum Merdan abi. Altı buçuk aydır haksız yere tutuklu. Bugünkü duruşmada tahliye olup cezaevinden özgürlüğüne kavuşmasını dört gözle bekliyorum. Bu tahliyeye tanıklık etmek de benim için 82 günlük tutukluluğumun en özel anlarından biri olacak.
Diğer yandan Esra Işık’ın tahliyesi sevindirdi. Yarın umarım sendikacı Mehmet Türkmen de özgürlüğüne kavuşur. Sonra İsmail Arı. İçeride dışarıda hukuksuzluklara direnen herkese çok selam. Korkuya teslim olmayacağız.
Silivri Cezaevi"
#HalkaYalanSöylemedik
Milas Ilbıra Dağları'nda dünyanın en kaliteli zeytinyağı oluyor ama zeytinliğin ortasını madenciler döküm alanı yapmışlar. Yasaya göre zeytinlik sahalarında 3 kilometre mesafede kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez ama nasıl oluyor? @csbgovtr