İzmir'de meme kanseri nedeniyle tedavi gören 40 yaşında bir hasta yoğun bakımda. Nedeni kanser değil, internetten kansere şifa diye görüp kullandığı parazit ilacı... İvermektin etken maddesi kemoterapi ilaçlarıyla etkileşime girmiş ve karaciğerine zarar vermiş. Kanser gibi zorlu hastalıklarla mücadele edenler bir de çaresizliği sömürenlerin hedefi haline geliyor. Kanser hastalarına köpek balığı kıkırdağı hatta kaplumbağa kanı dahi önerenler var. Prof. Dr. Bülent Karabulut: "İbni Sina bugün olsa bizim okuduğumuz okulları okur. Gelenekselliğe, tarihe saygı duymaya evet, tarihte kalmaya hayır..."
Başkasının iyiliğine tahammül edememek maalesef yaygın bir zaaf.
Nietzsche buna ressentiment dedi: Güçsüzlüğünü kabul edemeyen insanın, güçlüye duyduğu karanlık ve donuk kin. Güçlü olamıyorsan, güçlüyü aşağılarsın. Yükselemiyorsan, yüksekte olanı indirmeye çalışırsın. Ve buna erdem dersin.
Almancada bu duruma eşlik eden başka bir kavram daha var: Schadenfreude. Başkasının talihsizliğinden gizlice duyulan haz. İnsan, kendi başarısızlığını sindiremediğinde başkasının düşüşünü bir teselli gibi görür.
Oysa birinin başarısı, başkasının mağlubiyeti değildir. Dünya, herkesin parlayabileceği kadar geniştir. Yeter ki bakışlarını başkalarından çekip kendi hayatına odaklan.
Elli defa kanser taramasına çağrıldığı halde gelmeyen bu gibileri yarın o kansere yakalandıklarında sgk kapsamı dışında bırakmayan, en azından ek prim ödemesi çıkarmayan devlet suçlu değil mi? Sosyal devletin suistimali.
"Cinsel ilişkiyi reddetmek erkekte elem ve öfke" yaratır diyerek cinsel ilişkiye gitmemeyi haksız tahrik sayıp katil erkeğe ceza indirimi verilmesi Yargıtay tarafından onanmış. Kadınların bedenleri, iradeleri sadece kadınlara aittir, Yargıtay açıkça tecavüzü normalleştirmiştir.
Anadolu’da kadınlara mirastan hiçbir şey verilmemesi genel bir teamülken, kadınların cılızca talep etmesi bile edebe aykırı görülüp bastırılırken, diyanetin bu zulümlere söyleyecek bir sözü olmalıydı. Hep kadın aleyhine bir tutum var ne hikmetse.
6 siddetindeki depremde bile binaların yıkılması politiktir. baska ülkelerde insanlar depremi “dogal” karsılayıp hayatına oldugu gibi devam edebiliyorken bizim her depremde bir öncekinden daha da korkmamız politiktir. evet. bu ülkede her sey “politik” aldıgınız nefes bile
dünyanın son 50 yıldaki en ölümcül ikinci maden kazası olarak tarihe geçen, 301 madencimizi toprağa verdiğimiz soma maden katliamı’nın yıl dönümü bugün. soma davasında şu anda bir tane bile tutuklu sanık yok. madencilerin avukatları selçuk kozağaçlı ve can atalay hariç.