Nagehan Alçı Medrese eğitimi iyidir diyor. Şu an kendi çocuklarının okulunda halis Fransız birinin çocuğu bile eşi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise okuyamıyor.
Anne Baba çocukların hiçbirinin TC vatandaşı olmaması gerekiyor.
Geçen sene itibari ile okuyan çocukların okuldan alınması ya da TC vatandaşlıklarından çıkması istendi. 2 yıl ile Nagehan grubu muaf kaldı.
O kadar Fransız okulda yani.
Yarı fransızlar bile gidemiyor.
Meb'e bağlı Türk-Fransız okulu filan değil.
Ama diğerleri için Medrese iyidir diyor, oh la la Madame 😅
Siyasiler yüzünden birbirinizi kırıp incitmeyin arkadaşlar. Dün Öcalan için kürsüden darağacı ipi atan adam, bugün ondan kilim armağan alıyor. Anlık değişen bir sirk için gönül kırmayın.
Babam kaçırma yok ya. Koca tapınağı abdülhamit 20 bin marka satmış. Trenlerle falan öküzlerle falan bi yolculuğu var sırf bu yolculuk üzerine bir kitap bile var. Çevirisini bulup okuyamadım.
Abdülhamit böyle bi kişiydi. Bilmeyen bilsin.
*Birgün Gazetesi'nden İsmail Arı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı Selçuk Bayraktar'ın bir yatırımı için devletin vergi muafiyeti, 49 yıllık arsa tahsisi ve altyapı desteği verdiğini haberleştirdi.
Selçuk Bayraktar, bu haber nedeniyle Birgün ve İsmail Arı'ya 2 milyon TL'lik tazminat davası açtı.
Mahkeme, haberde yer alan bilgileri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sordu. Bakanlık, mahkemeye gönderdiği yazıda Selçuk Bayraktar'a ait tesise haberde belirtilen teşviklerin verildiğini doğruladı. (Birgün)
Türkiye’nin kuzeyi ve marmara istisna bir yaz yaşıyor. Sebebi omega sembolü şeklinde bir kalkan oluştu ve orada marjinal serin kaldık. Bunları burada yıllarca bir tek like almayan paylaşımlarla anlattım. Yakın gelecekte türkiyenin kuzey hattı gibi birkaç bölge dışında dünyada yaşanacak pek yer kalmayacak. Düşük nem yüksek ısı yangın demektir. Akıllı telefonunuza günde bir kez bakın yarın neresi yanacak görün. Eğer bahar yağışı fazlaysa yeşeren doğa kuru ota döndüğünden bu yangınlar daha da çoğalır. Tepede ormanda kaz dağımda bodrum muğla çiftlik yazlık bu işler bitti. Su yok. Yangın çok. Konular sürekli siyasi kavga şeklinde konuşuluyor bu siyasetin gündemin süperstarı olması ülkede büyük bir cehalet inşa etti. Flaubert 1700’lerde matbaa ile eve gazete girmeye başladığında “Fransa’da cahil olmayan bir insan arıyorsak bu kesinlikle evine gazete girmeyenler arasından çıkacaktır” sözü gerçek oldu. Neyse bunları geçelim, hayat bilmek istemediklerimizi bağıra çağıra öğretecek. Doğruyu söyleyen hesaba engeli basıp takipten çıksanız da öğretecek. Türkiye’nin kuzeyi işi ise ilginç. Kuzey yarım kürenin kuzeyinin de problem yaşayacak olması fantastik. Marmara ve karadenizin güneyine zaten geçmiş olsun. Bunları geçen yaz Cumhuriyet’de “Filika” başlıklı yazımda da yazmıştım. Arsalar evler araziler bunlara deli paralar istenip bitiyor ama pek çok kentte yaşam diye bir şey olmayacak. Yaşanır görünür şu yazdığım bile fazla ve uzun.
Eğlencenin bize fazla görüldüğünü yüzümüze haykıran bir gece oldu. Tüm dünya beraber şarkı söyleyip tebessümlerle devre arası şovu izlerken, biz ekranı parçalara bölüp takım elbiseli erkeklerle dolduran çatık kaşların esiri olduk. Esprisini kaybeden toplumlar tel tel dökülür.
Deniz Göktaş, 2 yıl boyunca biletli gösteri yapıyor.
Gösteriyi tamamladıktan sonra Youtube için bir buçuk saatlik de izlenebilir içerik yayınlıyor.
Günlerce bunun kurgusuyla, şusuyla, busuyla uğraşıyor.
Gösteri yayınlandıktan kısa bir süre sonra 2 milyon kişi izliyor.
Sonra gerizekalının teki gelip diyor ki:
"Eğer siz izlediğiniz gösteriyi herkese yaymış olmasaydınız, çocukcağız bu kadar töhmet altında kalmazdı".
Bazı insanların, etraflarında bulunan herkesi kendileri kadar gerizekalı sanması durumu da, sanırım iyice mutasyon geçirdi.
Sahneye kendi kellesinin devasa heykelini koyan adamın, kendi iradesiyle yayınladığı gösterisinin kesitleri başkaları tarafından paylaşıldığı için başının belaya gireceğine inanabilecek birini, her şeye inandırabilirsin.
AKP'nin 24 yıldır yaptığı şey de ziyadesiyle bu.
Bak bunu "aydın" olduğunu iddia eden insan yapıyor düşün!
Ünlü bir nörolog diyor ki:
Erken dönem demansın (bunamanın) ilk belirtisi unutkanlık değildir.
Herkes sanıyor ki demans önce hafıza kaybıyla başlar, ama gerçekte daha basit ve erken bir şeyle başlayabiliyor.
Bu işaret 45 yaş civarından itibaren fark edilebiliyor.
Milyonluk eşeklerin 30 kelime ile Türkçe konuştuğu yerde İlkin Aydın şakır şakır İngilizce röportaj veriyor. Diğer kızlar da farklı değil. Kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Futbolcular da biraz para kazanınca kendini bir halt sanıyor! Gelişim sıfır!
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Bu savaşı köylüler 50 yıl önce kazandı:
Batı bölgelerinin büyük şehirleri gecekondu bölgeleri bu savaşın en önemli cephesiydi; kentliler kesin olarak yenildi, sindirildi ve kadim kent kültürü ölümcül darbe aldı.
30 yıl önce bu kez Doğu bölgelerinin tüm şehir merkezleri köylüler tarafından işgal edildi, oranın kentlileri sindirmenin daha kötüsü olarak evlerinden sürüldü, kadim kent kültürü yok edildi.
Bugün için ülkemizde köylü kentli problemi yoktur.
Tüm ülke koca bir köydür.
Köylülük ve köylüler her yere hakimdir.
Ülkemizde çözülmesi gereken problem, bu köylülerden yeni bir kentli topluluk yaratmaktır.
Bunun için de en az 25 yıla ihtiyaç var.
Sanıyorum benim kuşağım, çocukluk ve gençlik döneminde kendinden önceki kuşaklarla "benzer" ve "anlaşılabilir" dertlere sahip son kuşaktı.
Bugünki çocuk ve gençlerin sorunları ise önceki nesillere kıyasla birçok açıdan benzersiz.
En büyük etkenlerden birinin "sosyal ağlar" olduğunu düşünüyorum.
Eskiden bireyler çoğunlukla kendi akranları ve "fiziki" çevreleriyle birlikteydi. Şimdi herkes, diğer herkesle içiçe. Herkes, her şeye "maruz kalıyor".
Çocuk yaştakiler siyasetin içinde, gelecek endişesinde. Yetişkinler ise çocukların, ergenlerin muhabbetine laf yetiştiriyor.
Bireylerin ve olayların yaş, kültür ve sosyal bağları koptu.
Kimse diğerinden bir şey öğrenmek istemiyor; herkes haklı çıkma telaşında. Kimse ötekini dinlemiyor, herkes konuşma derdinde.
Bu yüzden ne sözün kıymeti var ne de fikrin hükmü.
Hatıralarıma sığınıp, ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.
Kanye West konserine İstanbul'da gösterilen rağbet, İstanbul'u Türkiye'de dert edilmeyen konularda global olarak iptal edilmiş ünlülerin para tahsilatı noktasına dönüştürecektir. Will Smith herhalde "Gettin' Jiggy With It"in sözlerini hatırlamak için çalışmaya başlamıştır.
•Akın Gürlek’in tapuları
•Okul saldırıları
•İmara açılan ormanlık alanlar
•Otoyolların özelleştirilmesi
•Kanal İstanbul
Daha niceleri Bunak Hain yüzünden konuşulmuyor bile