Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin siyasi vizyonununu ve stratejik duruşunu anlamak üzerine kaleme aldığım 4 yazıdan oluşan yazı dizisinin 1’incisini gururla takdim ederim.
İyi okumalar dileğiyle..
👇
https://t.co/ZXYqHlok83
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün Türk dünyasının yakın tarihinde derin ve acı izler bırakan "Repressiya" gerçeğine ve bu hakikati hafızalarımıza taşıyan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki önemli bir sergiyi dikkatlerinize sunmak istiyorum. Repressiya, kelime anlamıyla baskı, sindirme ve cezalandırma demektir ancak bizim için bu kavram yalnızca siyasi bir tasfiye değil, milletimizin diline, kültürüne, inancına, hafızasına ve aydınlarına yönelmiş sistemli bir yok etme politikasıdır. Repressiya yalnızca bedenleri ortadan kaldıran bir zulüm değil, hafızayı sıfırlamayı, kimliği silmeyi, inanç ve kültürü kurutmayı hedefleyen sistematik bir Sovyet Devleti terörüydü. Amaç, Türk dünyasının kendi tarihini hatırlamasını, kendi dilinde düşünmesini, kültürüyle var olmasını engellemekti. 1917 Bolşevik Devrimi sonrasında Sovyet coğrafyasında başlayan, özellikle 1937, 1938 yıllarında kitlesel boyutlara ulaşan bu karanlık süreçte Azerbaycan'dan Kazakistan'a, Kırgızistan'dan Özbekistan'a, Kırım'dan Türkistan'a kadar binlerce aydın, şair, devlet adamı, din adamı ve fikir insanı "Pantürkist" "halk düşmanı" "karşı devrimci" gibi yaftalarla idam edilmiş, kurşuna dizilmiş, sürgün edilmiş, çalışma kamplarında yok edilmiştir. Halkın "Kara kuzgun" adını verdiği siyah kapalı otomobillerin gece yarısı kapılara dayanması, yalınzca bir tutuklamanın değil, ailelerini hedef alan büyük bir korku düzeninin sembolü hâline gelmişti. Bu zulüm öyle akıl almaz, öyle sınır tanımaz bir boyuttaydı ki Repressiya döneminde atlara bile ceza verilmiş, atlar sürgüne gönderilmişti çünkü mesele sadece insanı değil, hatırlatan her değeri kökünden kazımaktı. Ancak bu karanlık dönemde aynı zamanda eşsiz bir asalet ve sadakat destanı da yazılmıştır. Azerbaycan'ın istiklal şairi Ahmed Cevad zindanlara atıldığında eşi Şükriye Hanım'a Sovyet yönetimi ahlaksız bir teklifte bulundu: "Onu terk et, boşan, seni sürgüne göndermeyelim." dediler. Şükriye Hanım'sa boşanması hâlinde asıl o zaman Ahmed Cevad'ın öleceğini söyleyerek kendisinin de kurşuna dizilmesini istemiştir. O asil kadın teklifi elinin tersiyle itti ve eşine, davasına ihanet etmemek için tam sekiz yıl sürgün kamplarında, o dondurucu cehennemde azap ve çile çekti. İşte, tarihin sessiz bırakılan bu acılarını hatırlamak, unutmamak ve bugünün kazanımlarını yarının ufkuyla birleştirmek boynumuzun borcudur.
Bu şuurla, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin himayelerinde kurulan Ahmed Cevad Enstitüsünün öncülüğünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TÜRKSOY'un değerli katkılarıyla Türk Dünyasında Repressiya Sergisi hayata geçirilmiştir. 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı'nın 100'üncü yılı ve Türk devletlerinin bağımsızlığının 35'inci yılına atfen düzenlenen bu kıymetli organizasyon yalnızca bir sergi değildir. Bu çalışma fotoğraflar, belgeler, yarım kalmış hayat hikâyeleri ve susturulmuş isimler üzerinden ortak hafızamızı diri tutan tarihî bir şahitliktir. Bu sergide Stalin döneminin baskıcı uygulamaları, sürgün kampları, cinayetler, katliamlar ve Türk dünyası aydınlarının yaşadığı büyük dram belgeleriyle ortaya konulmaktadır. Azerbaycan'dan Kazakistan'a, Kırım'dan Türkistan'a kadar "repressiya"ya maruz kalan nice fikir, sanat, edebiyat ve dava insanlarının aziz hatırası milletimizin hafızasına ve vicdanına emanet edilmektedir. Bu vesileyle, serginin düzenlenmesinde emeği geçen başta Ahmet Cevad Enstitüsü olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşlara ve bilim insanlarına yürekten teşekkür ediyorum. Ankara 15 Temmuz Demokrasi Müzesindeki bu anlamlı sergiyi ziyaret etmeye siz kıymetli milletvekillerimizi, aziz milletimizi ve özellikle gençlerimizi davet ediyorum çünkü hafızasını koruyan milletler ortak geleceğini daha güçlü inşa eder ve kurar. "Repressiya" kurbanlarını, hürriyet mücadelesinde bedel ödeyen bütün şehitlerimizi ve mazlumları rahmetle, minnetle, saygıyla anıyorum.
MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekilimiz Erkan Akçay: Bu hafta Türk fikir ve irfan hayatının 3 mümtaz şahsiyetini; #CemilMeriç'i, #DündarTaşer'i ve #PeyamiSafa'yı saygıyla, rahmetle yâd ediyoruz.
🇹🇷@erkanakcay45 : Her biri farklı mecralarda eserler vermiş olsa da onları aynı çizgide buluşturan temel hakikat milletimizin tarihî şahsiyetine, kültürel hafızasına ve medeniyet davasına duydukları sarsılmaz bağlılıktır.
Peyami Safa velut kalemini kültürel yabancılaşmaya ve maddeci ideolojilere karşı aşılmaz bir kalkan yapmış, Cemil Meriç idrakimize giydirilen deli gömleklerini yırtarak bize kendi irfanımızı, bu ülkenin hakikatlerini göstermiştir.
Merhum Dündar Taşer bu fikrî uyanışı siyasete ve aksiyona taşıyarak Türk milliyetçiliğinin ülküleşmesinde büyük Türkiye vizyonunun inşasına ömrünü vakfetmiştir.
Cemil Meriç "Mağaradakiler, Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa ve Kültürden İrfana" gibi eserleriyle kelimelerin arkasındaki medeniyet ufkunu göstermiş; aydınlarımıza kendi sesini, kendi kavramlarını ve kendi ufkunu hatırlatmıştır.
Dündar Taşer "Mesele" kitabında ve büyük Türkiye idealini besleyen fikirlerinde tarih şuurunu kuru bir hatıra olmaktan çıkarıp devlet aklına, millî ülküye ve siyasi aksiyona dönüştürmüştür.
Peyami Safa ise "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"nda insan ruhunun sancılarını, "Fatih Harbiye"de medeniyet buhranını, "Türk İnkılâbına Bakışlar"da ise milletimizin modernleşme arayışını derin bir fikirle işlemiştir.
Onlar bize, taklit ederek değil; düşünerek, araştırarak, hatırlayarak ve kendi köklerimize yaslanarak yükselebileceğimizi gösterdiler. Fikirleriyle yolumuzu aydınlatan bu düşünce ve fikir insanlarını saygıyla anıyorum.
#MHPAdana#HayırlıOlsun
Liderimiz, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin takdir ve tensipleriyle, Adana İl Başkanlığı görevine layık görülen kıymetli dava arkadaşım ve ülküdaşım Hakan Yıldırım’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk.
Bu kutlu vazifenin davamız, teşkilatımız ve Adana’mız için hayırlara vesile olacağına olan inanç ve duayla kendisini ve yönetimini tebrik ediyor, çalışmalarında üstün başarılar diliyorum.
Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin.
@01_mhp
Zengezur, Nahçıvan’ın Azerbaycan’la vuslatı olacaktır. Bu, “iki devlet, tek millet” şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım:
Bu hat, Turan Koridoru’dur.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Sizler Mete Han’ın devlet nizamını, Attila’nın Avrupalının dizlerini titreten heybetini, Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu yurt kılan azmini, Osman Gazi’nin Söğüt’te can bulup üç kıtaya yayılan muradını, Fatih Sultan Mehmed Han’ın 21 yaşında Avrupalıların atası olan Doğu Roma’yı dize getiren dehasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yokluklardan bir devlet var eden ferasetini miras almış bir milletin evlatlarısınız.
Bu miras omuzlarınızda bir yük değil; şereftir.
AHMET TÜRK BİR “KÜRT SORUNU”DUR.
“Kürt sorunu” denilen şey,
"Ahmet Türk sorunu"dur.
Şu cümlelere bakın:
“Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim.”
Zenginliğin, gücün sınırlarına ulaşmış.
Kendisi için hukuk bile askıya alınmış.
Her şeye sahip olmuş ama tek bir şeye ulaşamamış:
Türkiye’yi parçalayamamış...
Avrupa’ya dayanmış, İsrail’e dayanmış, ABD’ye dayanmış.
Elli yıl terörü umut görmüş,
Türkiye’nin yıllarını çalmış.
Şimdi kıvranıyor.
“Türkiye’yi parçalayamadık” diye hazımsızlık çekiyor.
Neredeyse delirecek...
Terör bitti, o ortamdan gelen güç, zenginlik, rol boşa düştü.
Onların ve Türkiye’ye dışarıdan müdahale edenlerin hesapları sıfırlandı.
Ya demans oldun ya da dünyayı okuyamıyorsun.
Veya ihanet ve nankörlük sende bir genetik olmuş.
O zaman sahip olduğun araziler müsadere edilsin.
Tapuları, üzerinde yaşayanlara dağıtılsın.
Sen de bir fedakarlık yap.
Ya da bu ülkeden nefret etmenin bedelini öde.
Hayır, öyle değil.
Kötülük zihnini ve kalbini öyle sarmış ki, artık arınması mümkün değil.
Bu ülkede Ahmet Türk sorunu var.
Onun gibilerin bu ülke ile sorunu var.
Bu vatanla, bu milletle, bu tarihle, birlikte olan ne varsa, onlarla sorunu var.
Bunun gibiler;
Türkiye’ye elli yıl kaybettirdi.
20. yüzyılın ikinci yarısını kaybettirdi.
Hala devam etmeye çalışıyorlar.
Bu ülke, bu zehirli zihinden kurtulmayı bilecektir.
Son bin yılda ne "Ahmet Türk'ler" gördük.
Sen gerçekten bir sorunsun Ahmet Türk.
Sen ve senin gibi bir avuç insan sadece
Türkiye’nin değil, coğrafyanın sorunusunuz.
Unutma;
Batı’nın bu coğrafyadaki hakimiyeti bitti.
Senin gibilerin arkasındaki duvar çöktü, patronları devrildi.
Türkiye'yi vurduğu silahlar sustu.
Sen işte bu yüzden kaybettin.
O tarih bir daha geriye gelmeyecek.
Yirminci yüz yıl parantezi kapandı.
Umutların suya düştü.
Sen etrafına yaydığın zehirle kalacaksın.
FETÖ tarihi ıskaladı.
Sen de ıskaladın Ahmet Türk!
Başkalarının silahını Türkiye'ye doğrulttuğunuz için kaybettiniz.
Şükür, Türkiye şuan o patronlarınızdan güçlü.
Tarih bir kez daha kendi havzasına döndü.
Ama sana burada bir rol düşmeyecek...
187 yıldır vatanın dört bir yanında milletimizin huzur ve güvenliği için fedakârca görev yapan Jandarma Teşkilatımızın kuruluş yıl dönümünü kutluyorum.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor; görev başındaki tüm jandarma personelimize başarılar diliyorum.
Allah muhafaza etsin
#Jandarma187Yaşında 🇹🇷
Milliyetçi ülkücü hareket olarak her şeyden önce Türkiye ve Türk milleti diyor.
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’yi ve Türk milletini güvenli ve müreffeh bir geleceğe taşımayı siyasi misyon olarak kabul etmiştir"
@ifarukaksu https://t.co/FbM6JotEJB
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekilimiz Sadir Durmaz: Zamanın her defasında haklı çıkardığı Saygıdeğer Genel Başkanımız #DevletBahçeli’nin ifadeleriyle #TerörsüzTürkiye, bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır.
🇹🇷@sadirdurmaz : Bugün, Bilge Liderimizin ortaya koyduğu ve Sayın Cumhurbaşkanımızın sahiplenmesiyle bir devlet projesine dönüşen “#TerörsüzTürkiye” vizyonu, işte bu sorumluluk sahibi devlet aklının; milletin birliğini, devletin bekasını ve gelecek nesillerin huzurunu her türlü siyasi hesabın üstünde gören kararlı iradenin en somut tezahürüdür.
#TerörsüzTürkiye, emperyalizmin taşeronluğunu yapan mahfillerin, etnik fitne mühendislerinin ve din kisvesi altında Siyonist kuruntu tacirlerinin Türkiye üzerinde kurmak istediği oyunu bozma iradesidir.
Bölgemizin etrafında kanlı hesaplar yapılırken; yüce Türk milletinin birliğini, dirliğini, dirayetini ve bin yıllık kardeşliğini zaafa uğratamayız, uğratmak isteyenlere de fırsat vermeyiz! Çünkü biz, bu ülkenin birlik ve beraberliğinin teminatı Milliyetçi Ülkücü Hareketiz!
Milliyetçi Ülkücü Hareketin mensupları, makamların değil davalarının peşinden yürüyen, menfaatlerin değil milletinin yanında duran, karşılık beklemeden hizmet etmeyi şeref bilen gönül erleridir.
Milliyetçi Ülkücü hareketin mayasında fedakârlık, vefa ve adanmışlık vardır.
Bu nedenle; Dün olduğu gibi bugün de, yarın da Türk milletinin emrinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin hizmetinde olmaya devam edeceğiz.
Allah birliğimizi daim, devletimizi kaim, milletimizi aziz eylesin.
Büyük mütefekkir Cemil Meriç; ne ithal fikirlerin önünde eğildi ne de kolaycı ezberlere teslim oldu. Kalemiyle, hakikati kendi medeniyet köklerimizde arayan hür bir fırtınaydı.
Vefatının yıl dönümünde, bizi sahte yollardan çekip alarak asıl medeniyet özüne, irfanına ve haysiyetine çağıran, düşünceleriyle ufkumuzu aydınlatan ustayı rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
13 Haziran 1972’de elim bir kazayla vefat eden Dündar Bey henüz elli yaşına ulaşmadan uçmağa varanlardan ! Şuurla, aşkla, imanla mefkûre dolu bir hayat sürmüş ve unutulmazlar arasında yerini almıştır !
Vefatının seneyi devriyesinde, Türk milliyetçiliğinin mümtaz fikir adamı, yüksek ahlak sahibi, inançlı dava eri Dündar Taşer’i rahmet, minnet ve sonsuz bir saygıyla yine yeniden yad ediyoruz. O’nun titizlikle inşa ettiği fikir dünyası ve ortaya koyduğu yüksek idealler, Büyük Türk Milleti’nin varlığı, birliği ve bekası uğruna bizlere emanet edilmiş kutlu bir miras ve ağır bir sorumluluktur.
Ruhu şad olsun !..
Erol Güngör Taşer’i tarif ederken “Dündar Taşer, cami avlusunda bulunmuş bir çocuk olmadığımızı, şerefli bir aileye mensup bulunduğumuzu anlatmak istiyordu. Bir kargaşalıkta babasını kaybederek yetimhaneye konulan çocuk, dünya kadar bir mirasa dayandığını öğrenmeliydi.”demiştir!..
Türk milliyetçiliğinin önde gelen fikir adamlarından Dündar Taşer derin tarih bilgisi, devlet anlayışı ve fikir dünyasına kattığı özgün yorumlarıyla tarihin önemli düşünürlerinden biri olmuştur. Onun en özlü ifadelerinden biri, aynı zamanda temel bir hedefin de ifadesidir: “Bizim derdimiz, Büyük Türk Milleti’nin iradesini, Büyük Türk Devleti’nin idaresine dönüştürmektir.” Bu cümle, onun hem milli egemenlik anlayışını hem de devlet felsefesini ortaya koyar niteliktedir.
Mütefekkir Cemil Meriç’in de belirttiği üzere, “Dündar Taşer haklı. Yarınki büyük Türkiye’nin başlıca mimarı şuurdur; devlet ve tarih şuuru.” Bu yorum, Taşer’in düşünce sistematiğinin yalnızca o dönem ile sınırlı kalmayıp , aynı zamanda geleceğin de inşasında belirleyici olduğunu göstermektedir. Taşer’in devlet geleneğine ve millet iradesine duyduğu güven, bugün hala birçok düşünür için ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Onun “Medeniyet ve siyaset savaşında, ancak tarihi zemine basılarak sonuç alınabilir ve başarıya ulaşılabilir” sözü ise, bir stratejik duruş ve fikri pusula niteliğindedir.
Ve yine merhum Erol Güngör, Dündar Taşer’in kaybını şu cümlelerle dile getirmiştir: “Kendisini ‘Büyük Türkiye’ idealine adamıştı. O’nu bu kutsal yolculuğu sırasında kaybettik… Ve bu, hayli erken bir kayıptı. Ölümüyle, Türk Milleti değerli bir evladını, Türk milliyetçiliği bir mücahidini ve dostları bir ‘insan-ı kâmil’i kaybetmişti. Ölümün en güzel tarafı, onun sohbetlerine yeniden kavuşmak olacaktır” Bu ifadeler, Taşer’in hem şahsiyetini hem de misyonunu en özlü biçimde tarif etmektedir.