şule gürbüz’ün ‘ben her şeyi çok erken, hiç sırası değilken ve kimseden yardım almadan anladım. bu yüzden hep böyle tek başımayım.’ dediği yerde insan eksiliyor.
BU RESMİ bugün gördüm.
1990 yılında Cengiz Aytmatov ile ilgili yazımı şöyle bitirmiştim:
"Heyy Aymuhammedoğlu Cengiz!.. Bu sözleri duy-san da, duymasan da; duymazdan gelsen de sen bizimlesin! Bizdesin, bizdensin!.. Vallahi bunu 'o seni pek çok seven' Gorbaçov da biliyor…"
36 yıllık yazım burada:
https://t.co/s9Mt6HTPEs
Yahu adam zaten komik falan değil. Gözlerinden bile ideolojik körlük akan, kinle bilenmiş tipik bir geç ergen.. Siz tutuklamasanız, kendiliğinden sönecek, şu Kadıköy'deki işlevi kalmayan balon gibi bir şey olacaktı. Pespaye herifleri soruşturmalarla birilerinin kahramanı yaptınz
1999’da mensubu olmaktan daima onur duyduğum @iuedebiyatf Türkoloji bölümüne girdiğimde öğrencisi oldum. 2003’te lisans mezunuydum. Sonra bölüme asistan, sonra da hoca oldum. Yıllardır da bu hâl berdevam. “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” ama Özcan Hoca hep aynı Özcan Hoca…
Çok faşistçe biliyorum. Ama İstanbul'da doğmayanların, kök bağı olmayanların İstanbul'u benim kadar, benim gibi sevmelerine tahammül edemiyorum. Git, kendi şehrini sev, o benim diyesim geliyor, çılgın aşıklar gibi....
Şanlıurfa’da 37 derecede ve çıplak arazide kamuflaj altında iki buçuk saat dayanabildim. Ve bu kuşları alnımdan akan ter gözümü yakarken çektim. Sonuç; ülkemizden sanıyorum bu zamana kadar çekilmiş en yakın görüntüleri.
- Kılkuyruk Bağırtlak
- Bağırtlak
#DoğayaKanatAçtık
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
@paterfamilias06 Üniversite kapısındaki polis de içeri alacaktı bizi. Ama ön koşul olarak saçımızın bir kısmı görünecek şekilde ve iğnesiz olarak girmemiz gerekiyordu. Daire içine alınmış teyzeler gibi.. Saç kılı görünce içi rahatlayan tuhaf bir medeniyet anlayışı....
@ogretmensitemiz Bu tip durumlarda okul idaresinin öğretmene tam destek sunması lazım. Kendi dersimde sadece akıllı saat ziliyle dersi sabote etmeye çalıştılar diye bütün idareyi sınıfa toplayıp arama yaptırmış ve ilgili öğrencileri disipline sevk etmiştim.