Kürsüdeki gözyaşları…
İBB soruşturması için aylardır aynı şeyi söyledim.
Eşler, çocuklar hedef ve rehin alındı, itirafçılık ailelere zulümle geldi, dedim.
Bunun canlı örneği dün kürsüde, mahkeme huzurunda yaşandı.
30 yıllık aile dostunun çirkin ithamlarına maruz kalan Ağaç A.Ş. Genel Müdürümüz Ali SUKAS, sanığa şunu sordu: “Oğlun tutuklanmasa bu ifadeyi verir miydin?”
Bu soru, kürsüdeki sanığı ağlattı. Gözyaşları aktı. 60 yaşını aşan kürsüdeki sanık, dostunun bu sorusuyla gözyaşlarını silerken “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diyebildi.
Bu “ah”ların elbet bir faturası olacak!
Bu zulmün adil yargı önünde elbet bir sonucu olacak!
Şimdi lütfen kendinizi benim yerime koyun. Beraat ettiğiniz bir dava var. Yargı ve siyaset oyunlarıyla, bu davada tekrar hakim karşısına çıkarılıyorsunuz.
Üstelik hakim sadece ifade alacak. Çünkü dava, ifade alınmadığı için bozulmuş. Yani esas değil usül meselesi.
Bu esnada, beraat veren hakim hemen değiştiriliyor. Yeni atanan hakim beraat kararını yok sayıyor ve 2 yıldan fazla hapis cezası veriyor ki siyaset yasağı da gelsin.
Tuzla davasının özeti budur ve tam bir skandaldır.
Bu asla tesadüf değildir. Bütün davalarımda hakimler değiştirildi. Müdahale edilen mahkemelerin “Türk Milleti adına” değil, siyaset ve bir kişi adına karar verdiğine artık şüphe yoktur.
Tuzla skandalı; bunun son, açık ve sarih kanıtıdır. Böyle bir düzenden kimse adil bir yargılama beklemesin.
Yüksek yargı camiasını, hakim ve savcıları tarihi bir sorumlulukla düşünmeye davet ediyorum.
Millet şahidimdir!
Aziz milletim, size sesleniyorum:
Kanıksamayın, normalleştirmeyin!
Asla ve asla bu haksız kararları, bu haksız hukuksuz hapsetmeleri kabul etmeyin.
Millet şahidim olsun!
Gazeteci Oya Lale Arslan, Ali Çağatay ve Merdan Yanardağ hapiste.
Komedyen Deniz Göktaş hapiste.
AKUT kurucusu Nasuh Mahruki hapiste.
Emekli Amiral Türker Ertürk hapiste.
Seçilmiş belediye başkanları hapiste.
Seçilmiş Milletvekili Can Atalay hapiste.
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun raflardaki yerini almadan yasaklanan “Millet Şahidimdir” kitabının tanıtım videosu!
"Millet olduğu sürece sesim kısılamaz!"
“Söylemek istediklerimi tam olarak anlatamadım. Sözüm defalarca kesildi, ertelendi, unutulmaya bırakıldı. Günü geldiğinde de susma hakkımı kullandığım iddia edildi, tutanağa geçirildi.
Ama bir insanın sözü, dört duvar arasında durdurulabilir mi?”
Bu sözlerle duyuracaktım ve 30 Ağustos’ta raflarda olacaktı “Millet Şahidimdir”
Millet olduğu sürece sesim kısılamaz.
Demokrasi yarışından korktu diplomamı iptal ettirdi.
Tutuklanıp hücreye atılmamı istedi.
Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklattı.
Sosyal medya hesabımı defalarca kapattırdı.
Yetmedi, mahkemede savunma hakkımı dahi engelletti.
Sanıklara soru sormama bile tahammül gösteremedi.
Şimdi ise bana yaptırmadıkları savunmamın yer aldığı “Millet Şahidimdir” kitabımı daha yayınlanmadan yasaklattı.
Emniyet güçleri eliyle matbaalar basıldı ve kitaplar toplandı.
Yılmayacağım!
Susmayacağım!
Durmayacak ve teslim olmayacağım!
Milletle beraber bu kitabı milyonlar okuyacak.
Savunmamı herkes görecek. Yasakçılar dahil!
Kıymetli kadınlar, hanımefendiler;
Anneler, ev hanımları; emekçi, işçi, çiftçi, esnaf, girişimci, yönetici kadınlar;
Türkiye'nin geleceği sizi çağırıyor.
YENİ PARTİ sizi davet ediyor.
https://t.co/dGBhRtVAY5
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Bugün Türkiye siyasetinde büyük bir deprem yaşanıyor. CHP, dünyanın en eski ve köklü partilerinden biri. Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar, 12 Eylül darbesi sonrasındaki ara dönem dışında, iktidarda veya ana muhalefette Türkiye siyasetini şekillendiren en önemli aktörlerden biri olmuş. Bu partiyi bırakmanın çok ağır bir tarihi ve siyasi sorumluluğu var. Ancak gelinen noktada Özgür Özel, iktidar yargısıyla yönetiminin değiştirildiği ve göreve getirilen yönetimin parti içi muhaliflerini tasfiye etmek için tüzüğü askıya aldığı bir ortamda, mücadelenin artık CHP içinde yürütülemeyeceğini belirterek yeni bir parti çağrısı yaptı.
Özel konuşmasında, ülkede iktidarı kaybedip parti içi iktidarla yetinmek yerine, sonu belirsiz olsa da ülke iktidarını hedefleyen yeni bir yol tarif etti. Bu hamle aynı zamanda iktidarın kontrol edebileceği ve sandıkta başarı kazanma kapasitesi düşük bir ana muhalefet yaratma stratejisini boşa çıkarma girişimi olacak. Tahminen Kılıçdaroğlu ekibi de Özel grubunun ayrılmasını istiyordu; ancak bölünmenin boyutu beklediklerinin üzerinde olacak gibi görünüyor. Kulis bilgileri doğruysa, istifa edecek 80 küsur vekille birlikte kurulacak yeni parti daha ilk günden ana muhalefet partisi olurken, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP Meclis'in en küçük gruplarından birine düşecek. Bunun önemli bir psikolojik eşik olacağı açık.
Bundan sonraki süreçte Özel ve ekibi gerçekten ateşten gömlek giydi. Normal şartlarda toplumsal hoşnutsuzluğun tavan yaptığı bir ortamda yeni siyasi oluşumların önü açık olur. Ancak yeni partinin büyümeden önünü kesmek için partiye geçmeyi düşünen belediye başkanlarına ve yöneticilere yönelik operasyonlar yapılabilir. Toplumsal desteğin iktidarın baskı hamlelerinden daha hızlı biçimde örgütsel kapasiteye dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği şu noktada çok belirleyici olacak.
Özel ve ekibi, mevcut kurumsal zemini terk ederek sonucu belirsiz ama iktidarı hedefleyen yeni bir siyasi mücadele başlatıyor. Bu nedenle işgal altındaki İstanbul'dan bütün riskleri göze alarak Anadolu'ya çıkan Mustafa Kemal vurgusu hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.
📍Eşinin sesini duyurmak için adeta tüm cihana haykıran vefalı eş Dilek İmamoğlu’nun kısılan sesini duyuralım:
“— Ekrem İmaloğlu’nun belirli bir süre içinde savunmasını bitirmesi istendi. İmamoğlu da bu sürede savunmamı yetiştiremem dedi.
— Ekrem İmamoğlu'nun savunması kısıtlanmak istendi! Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!
— Altını çizerek söylüyorum, Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!..”
Lütfen görüp geçmeyelim, ulaşabildiğimiz her yere bu sesi ulaştıralım.
Bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Hakkında 142 ayrı suçlama bulunan, 2.352 yıl hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasının tek bir güne sığdırılmak istenmesi hangi hukuk anlayışının ürünüdür?
Suçlamalar sınırsız, iddialar sayfalar dolusu; peki savunma neden süreyle sınırlandırılıyor?
Bu acele neden? Bu ısrar neden?
Adalet, yalnızca iddiaları dinlemekle değil, savunmaya da tam ve eşit söz hakkı tanımakla mümkündür.
Savunma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Savunma susturulursa adalet susar.
142 suçlama bir güne sığıyorsa, mesele adalet değil; savunmayı susturma çabasıdır.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Sözcü Yazarı Ozan Bingöl, 12 yaşında tanık olduğu Sivas Katliamı'nı anlatırken canlı yayında gözyaşlarına boğuldu. 📺
💬 "Benim arkadaşım Koray Kaya da 12 yaşındaydı. 15 yaşındaki ablası Menekşe Kaya'ya sarılı halde bulundu... Annelerinin bir sözünü hiç unutamıyorum: 'En iyi gününüz benimki gibi olsun.'"
📍 Ozan Bingöl'ün yürek burkan o anları... @ozanbingoll@simgefstk
Makamlar sizin, sokaklar, parklar, meydanlar bizim!
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, bayramın dördüncü günü örgütümüzle, partililerimizle, vatandaşlarımızla bayramlaşıyor.
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark