Cemal Süreya diyor ki;
"Nasıl bir his, biliyor musun?
Oda çok geniş ama sığamıyorsun.
Bak, kapı orada ama çıkamıyorsun.
Pencere açık ama nefes alamıyorsun...”
Fatih Altaylı:
"Tüm suçu tek bir Bakan’ın üzerine yıkarak bu meseleden kurtulamayız.
Bakan elbette suçlu.
Ama tek suçlu değil.
Açık söyleyin bana, Kahramanmaraş’taki okul saldırısını her an olabilir diye bekliyor muydunuz, beklemiyor muydunuz!
Aylardır, yıllardır bunun işaretleri gelmiyor muydu!
Okullarda şiddet, okullarda akran zorbalığı giderek daha görünür hale gelmemiş miydi!
“Suça sürüklenen çocuklar” diyerek hafife aldığımız meselede o çocuklar “okullardan” çıkmıyor muydu!
Pazarda Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayan çocuğun, bunu okulda yapmıyor olmasının tek nedeni, okula gitmiyor olması değil miydi!
Okul müdürünün burnunu kıran babanın çocuğunun okulda şiddet uygulamasının önünde ahlaki ya da toplumsal bir engel var mıydı!
Bugün Silivri’de dev mahkeme salonlarında yüzlercesini birlikte yargıladığımız Casperlar ve Daltonlar çetelerine mensup 14-15 yaşında çocuklar bu okulların öğrencileri değil miydi!
Milli Eğitim Bakanı tüm bunları görmezden geldiği, eğitimin asıl sorunları bunlarken o tüm bu sorunlarla değil Cumhuriyet’le hesaplaşmaya çalıştığı için, aydın bir nesil değil kindar bir nesil yetiştirmek istediği için suçludur elbet.
Ama tek suçlu değildir.
Sadece Kahramanmaraş’ta bir talebe tarafından öldürülen 8 mektep arkadaşı ve 1 öğretmenle sınırlı değildir mesele.
Ya da iki gün önce Siverek’te olan ve ucuz atlatılan bir başka okul saldırısı ile de ilgili değildir. Daha derindir.
Daha köklüdür.
Sadece eğitimle, milli eğitimle, sadece bir bakanlığın görev alanı ile sınırlı da değildir.
Ben bu meselenin köklerini 2000’li yılların başına taşırım hep.
Bir diziye, “Kurtlar Vadisi” dönemine.
Bence tarihte hiçbir dizi, hiçbir senaryo bir topluma ya da bir millete bu dizi kadar büyük zarar vermemiştir.
Şiddeti, kendi hukukunu yaratıp uygulamayı, ihkakı hakkı, çeteleşmeyi, mafyalaşmayı, kendini hukukun ve adaletin üzerinde görmeyi hiçbir dizi bu kadar kutsamamış, hiçbir senaryo böyle bir yolu aydınlatmamıştır.
O yıllarda sıklıkla bu dizinin toplumsal sonuçlarının neler olabileceğini yazıp anlattım. Bu dizinin toplumu nasıl dönüştüreceğini, nasıl olumsuz etkileyeceğini anlattım. Bugünleri anlattım.
Onlarca kez yazdım, dizinin yapımcıları, senaristleri bana kızdı. Hatta dava bile ettiler.
Zaten yazdıklarımı da kimse umursamadı.
Dizinin senaristleri, yapımcıları elbette bunu bilerek yapmadılar ama bilerek yapmak veya bilmeyerek yapmak sonucu değiştirmiyordu.
Bu dizi ile birlikte şiddeti kutsamak moda oldu.
Kurtlar Vadisi’ni başka vadiler, başka kurtlar izledi.
Hakkı, hukuku kendi gücünde arayan, adaleti küçümseyen kuşaklar böyle yetişmeye başladı.
Vurdumduymazlıkla bu körüklendi.
Şiddet dolu bir topluma dönüştük.
Eğitimin modern, çağdaş, ileriye dönük gençler yetiştirmek yerine, ideolojiye hizmet edecek şekilde yeniden organize edilmeye çalışılması da üzerine tuz biber ekti.
Öğretmenin giderek küçümsenmesi, okul yönetimlerinin bakanlık tarafından ciddiye alınmaması, ülkedeki genel hukuksuzluk hepsi toplanınca sonuç bu oldu.
Zaman zaman ABD “Büyük Türkiye”ye benzemeye başlarken, biz de beklendiği üzere en azından bu gibi konularda dünyanın en kalitesiz ülkesi olan ABD’ye dönüşüp “Küçük Amerika” olduk.
Okulda şiddet, sokaklara giderek egemen olan varoş semt çeteleri, umutsuzlaşarak şiddete yönelen alt sınıf gençleri.
Bu olay tam bu mudur, bilemem.
Ama evinde 5 silah bulunduran ve bunu evdeki çocuğun erişebileceği yerde saklayan “emniyetçi” baba büyük olasılıkla bir Kurtlar Vadisi neslidir.
Okul müdürünün uyarısına rağmen, profil fotoğrafına bir şiddet faili, bir okul baskıncısının fotoğrafını koyan çocuğun durumunu anlayamamış olmak ise bambaşka bir ortak sorumsuzluktur.
Bu, elinde pastayla mum üflerken fotoğrafını görüp “Bu çocuk mu 9 kişiyi öldürdü?” diye sonuçlanan bir aymazlığa giden bir körlüktür.
Kurtlar Vadisi diye başlamış, sabah programları ile sürmüş bir şiddet ve hukuksuzluk vadisidir.
Bu vadilere düşmek kolaydır.
Çıkmak ise hayli zor."
Kör inanç anestezi gibidir; insanı "acısız ve ağrısız" yaşatır. Mutluluğu "ağrısızlık" sananı mutlu bile edebilir.
Sorgulamak uyandırır. Ağrısı çok, sıkıntısı çok, anlayanı da pek yoktur. İşte ne olduğunu bilene, mutluluk da tam o uyanıklıktadır.
Hayat o kadar büyük bir hız ve telaş içinde akıp gidiyor ki üzerine düşünecek, yaşadıklarımızı sindirecek zamanımız olmuyor. Yaşıyor muyuz hakikaten? Yoksa hayat yanı başımızdan geçip gidiyor mu ? Ruhun tazelenebilmek için yalnızlık ve sessizliğe ihtiyacı var.
ACİL!!
Mobil Vakumlu Vinç Lazım!
Umutcan Ekinci ve Fatma Ekinci 2 gündür göçük altında bekliyorlar! Hala bür araç gelmedi! LÜTFEN YARDIM BEKLİYORLAR!
Merve Sena Ekinci’nin ailesinin adresi:
Alitaş mah. 1241 sok. Merve apt.25/b ADIYAMAN
@AFADAdiyaman@haluklevent@ahbap