15 yaşındayım. En yakın arkadaşım Pınar ile birbirimizde kalmış gibi yapıyor, çift katlı otobüse binip Taksim'e gidiyoruz. Haliç sonrası boğazımız yanmaya başlıyor, her şeyden haberimiz var ama hiçbir şeyden haberimiz yok.
O zamanlar tek hayalim iyi bir fotoğrafçı olabilmek, gördüğüm duvar yazılarını/yerdeki biber gazı kapsüllerinin fotoğrafını çekiyorum. O günlerde "beni biraz böyle hatırla" diye bir şarkıya takmışım, Gezi Parkı'nın zeminine spreyle "bizi biraz böyle hatırla tayyip" yazıyorum, 15 yaşındayım.
Hiç tanımadığımız insanlar "kardeşim" diye sesleniyor, Gezi'de herkes canının derdini bırakıp bize sahip çıkmaya çalışıyor. İsmi çok garip bir abi var, 19/20 yaşlarında ve hayatımda gördüğüm en komik insan. Bizi sürekli güldürmeye çalışıyor. Yanında da gümrükçü başka bir abi, kendi battaniyesini bizim üstümüze örtüyor. Önce bize yemek buluyorlar, sonra kendi karınlarını doyuruyorlar.
Ergen ve Fenerbahçe'liyim ama o parkta Çarşı'yı öğreniyorum. O kadar güçlüler ki gözümde, ben artık Çarşı'lı olacağım diyorum ama gönül ya :) Fenerbahçe'yi de bırakamıyorum. Kaba saba abiler, nasıl böyle güzel gülümseyebiliyorlar aklım almıyor. Düşünüp duruyorum.
En çok "kurabiye tayyip" sloganında eğleniyorum, "nereden akıllarına gelmiş bu" diye gülüp gülüp duruyorum. Herkes aynı şeyi konuşuyor; "en çok bu slogana sinirlenmiş beyefendi, bunu sık söyleyelim."
Eve dönüyorum, eve döndüğümde hiç farkına varmadan büyümüş oluyorum ama hala tazecik kalbim. Sonra Ali İsmail'i tekmeliyorlar bir sokakta, kalbim onunla birlikte soluyor. Facebook'ta albüm albüm gezip Ali İsmail'in fotoğraflarını arıyorum, bir kalabalıkta onu bulmanın ümidiyle.
İşte o günden beri, o haberi duyduğum günden beri ana haber bülteni seyredemiyorum. Bütün o işleyiş hep aynı haberi duyuracak gibi geliyor; "Üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz hayatını kaybetti."
Büyürken herkese onu anlatıyorum, canım Emir Can İğrek yıllar sonra bi şarkısında "tekmele tekmele ölmedi Ali, onun gibiyim inatla" diyor. "Evet" diyorum duyar duymaz, "ben de Ali gibiyim."
Tekmeleyin, vurun, kırın. Bizi eksiltmek için elinizden geleni yapın ama düşüncelerimizi, zihnimizden geçenleri, bu ülkeye olan sevdamızı öldüremeyeceksiniz. Ali İsmail giderken yerine başka Ali'ler bıraktı, ama sizden bir tane daha yok. Hepiniz gideceksiniz, biz kalacağız. O ağaçlara sarılıp, sizin kötülüğünüzü anlatacağız. Anlatacağız ki; bilinsin kıymetimiz. Kıymet bileceğiz, kıymetimizi bilenleri seçeceğiz.
Ali İsmail... Bana, nice genç arkadaşıma "yaşamayı" miras bırakan canım Ali İsmail. Sırtımızı dönersek namerdiz. Tayfun Kahraman'ı, Selçuk Kozağaçlı'yı, Can Atalay'ı, Çiğdem Mater'i alana kadar bu davadan dönmek yok. Emanetin emanetimiz canım Ali İsmail.
Şimdi 28'im, tam da mücadele dolu günlerden geçerken bir ara sokakta o üniformalıları gördüğümde aklımda hala sen varsın. 28'im, Saraçhane'de tekmelenen genç kardeşlerime elimi uzatırken aklımda sen varsın. 28'im, çevik kuvvet omurgama tekme atarken aklımda sen varsın.
28'im ve seni her mücadelede daha çok özlüyorum. Çocuklar özgür doğduğunda kavuşacağız canım Ali'm.
Muharrem İnce: "Cumhurbaşkanı adayı olunca beni destekleyen milletvekillerinin hepsinin üstünü çizdiler. Onları listeye koymadıkları gün keşke adaylıktan çekilseydim, buna pişmanım. Üzerime oynanan planları fark etmeliydim ve adaylıktan çekilmeliydim. Bana seçim sonuçlarını veremeyen, sistemi çöken CHP'yi o gece CHP'ye gidip halka şikâyet etmedim. Parti zarar görmesin diye kendimin zarar görmesini göze aldım. 'Partiyi yakmayayım, ben yanayım' dedim."