Biz aynı fakültede aynı dönemdik ancak bilen bilir hukuk fakültelerinde sınıflar 300 er kişilik olduğundan ikinci öğretimlerle birlikte 600 kişi falandık bizim dönem olarak. O ikinci öğretimde ben normal öğretim.. tanışamadık yani bir türlü o zamanlar +
Yabancıların bize neden bize "Türk'e benzemiyorsun" dediklerini bir buçuk yıl Almanya deneyiminin ardından çözdüm. Yurtdışında yaşayan Türkler, Türk'e benzemiyorlar. Ne fenotip ne de hal/hareket olarak.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
ikbal ölümü hak etmiş densin diye kızın surlara gittiği videonun her anını detay detay paylaştınız şimdi bu çocuklara ne diyeceksiniz kendi ayaklarıyla OKULA gittiler mi? meşrulaştırdığınız her şey çığ gibi büyüyor ve her gün canlarımızı yitirmeye devam ediyoruz
Sene 2002 başları. Epeyce bir hamileyim, eşim yine görevde. O zamanki amirim, var olsun, çok severim; eşim görevde diye çok koruyup kollardı beni. KTB'nın muazzam bir etkinliğine davet etti beni. Rahmetli eşi ve ben üçümüz gittik. Gecenin sonunda "gel bak kiminle tanıştıracağım seni" dedi. Bir baktım karşımda (mecazen) kalemi kıran Hakim bey.
Dedim ki "Öyle heyecanla bekledik ki kararınızı, kilitlendik günlerce ekrana. Biz terörle mücadele edenlerin eşleri, sevinç çığlıkları attık siz hükmü verdiğinizde".
Bu "umut hakkı" mevzuunu her duyduğumda aklıma o gün geliyor.
Mesela o duruşmada Yıldız hemşire vardı. Yıldız hemşirenin Zara'da yol kesen pkklıların şehit ettiği eşini dünya gözüyle bir kez daha görme umudunu verebilecek misiniz?
Pakize ana vardı yine o salonda. Başkale'de terörist pkklılar ile girdiği çatışmada şehit düşen Namık'ı rüyalarından başka bir yerde görme umudu olacak mı Pakize annenin?
Hatırlarsınız, protezini çıkaran bir gazi vardı duruşmalarda. O mesela iki ayağının üzerinde durma umudunu bulacak mı bir gün?
Babasıyla ancak 20 yaşından sonra normal baba kız hayatı yaşayabilen kızımın her akşam "anne, bir bakmışız babam gelmiş eve" cümlesinde yitirdiği çocukluğuna geri dönebilme umudu olacak mı mesela?
Haftalarca sesini duymadığı babasını çok özlediği için, annesiyle numara çevirerek babası diye eşimle konuşturduğumuz Batuhan,
"Emel teyze babam her aklıma geldiğinde karnımda bişeyler acıyor" diyen Eser,
Babasının şehadet haberini aldığında "biz seninle bunun da üstesinden geliriz diyen Naz,
Babasının şehadetiyle tam 10 yıl sonra genç bir hanımefendi olduğunda barışıp, babasının fotoğraflarını ancak 10 yıl sonra çantasına koyabilen Ceren,
Büyüdükçe babalarının prototipi haline gelen Bade ve Kahraman,
Aylarca göremediği eşi al bayrağa sarılı geldiğinde "2 güncük izni bile bize çok gördüler" diyen Nalan,
"Abim bizi görüyordur değil mi" diye dertlenen Nükhet,
Siyah arabalardan inen adamlar kapısının önüne geldiğinde, hamile haliyle kapının arkasına çöküp kanama geçiren İnci,
"Böyle çok sabırlı ve sert duruyorsun ama bir gün patlayacaksın, neden hiç tepki vermiyorsun" diyen Fadile ve Emel'e; "onu o gün geldiğinde düşünürüz. Şimdi ayakta durmamız lazım" diyen ben, Emel...
Siz bize sordunuz mu Allah aşkına, umudunuz var mı diye de, umut hakkı dağıtıyorsunuz vara yoğa?
Yoktur rızam...
Bu kardeşimiz de sokak teröristleri tarafından katledildi ama yeterince gündem olmadı. Ablasının feryadını herkese iletelim:
“Büyük haber sayfalarına ulaşamıyorum lütfen yardımcı olun, siz de gönderin. Kardeşim 17 yaşındaydı kalbine ve ciğerlerine aldığı beş bıçak darbesiyle katledildi 18 yaşındaki Ahmet Muhammet Özkal tarafından. Berkay Milli Takıma girmek için çalışıyordu sporcuydu.”
Özellikle spor camiası Berkay Melikoğlu’nu yalnız bırakmış. Lütfen ses olalım! #berkaymelikoğlu
Kadın erkek farketmeksizin şu zeka yoksunluğunu stand up diye yutturmaya çalışmaları koparıyor ya. Bel altına vurmadan espri yapabilen insanlar istiyoruz. Şuna gerçekten mimik oynatan varsa biraz kendini sorgulasın. Komik de değilsiniz zeki de.
@Xbirveteriner@hayretnasilya @aykiricomtr Evlenip gitmedi. Gittikten sonra tanışıp evlendiler. Cidden harika bir hayat yaşıyor. Aynı zamanda çalışıyor. Kendi mesleğini yani öğretmenlik yapıyor.
@bosverelimbunu@Fakelifeisback İhbarda bulundular da eve dalanlar kim, neden rastgele ateş açtılar evde kim var kim yok demeden. ben anlayamadım orayı tam ya. anlatıldı da ben mi kaçırdım acaba:(((
@koyludiyorlar@raskolibov Ağustos ayında okullar kapalı olduğu için çocuklu aileler genelde hep bu ayda izin alıyormuş. Uçak şirketleri de bu tarihlerde fiyatları 4-5 katına çıkardığından 4-5 kişilik bir aile için araba çok daha kârlı oluyor. Araba kiralamaktan da kurtulmuş oluyorlar