Uzun yıllar boşanma avukatlığı yapmış biri olarak söylüyorum:
Flört sırasında tolere ettiğiniz her şey, evlilikte 10 katı olarak size geri dönecek. Potansiyelle evlenmeyin, olanla evlenin.
Az önce şöyle bir cümle okudum : "Çocukluk travmasının en önemli belirtisi, zor bir insanın bize iyi davranmasını sağlamaya çalışmaktır."
İnanılmaz sarsıcı. Okuduğumdan beri kendime gelemiyorum.
İnsan ilişkilerindeki altın ilkenin şu olduğunu düşünüyorum. Bir, insanlara sevgiyle yaklaş, ilk sıcak adımı sen at. İki, jestin karşılık bulmuyorsa geri çekil. Üç, sana mesafe koyuluyorsa sen iki kat mesafe koy. Dört, kötülük yapılıyorsa bedelini ödet. Şaşmayan formül bu.
Hayatta üç şey sizi asla pişman etmez: bir, sıkı çalışmak. İki, beden ve ruh sağlığınızı her şeyden üstte tutmak. Üç, tüm gürültü ve debdebeye rağmen inatla, tavizsizce, keskin bir bıçak gibi kendiniz olmak. Deneyin, yaşamınızın nasıl dönüştüğünü görün.
yılladır etrafımda anlamsızca acı çeken insanları izledikçe bir şeyin farkına vardım. kendini özel sanan sıradanlık, gerçekle yüzleşmeyi reddettikçe, başarısızlığını telafi ve inkâr etmek için kendini sabote eden bir kısır döngüye hapsoluyor.
Mesafe koymak, saygısızlığa verilecek en doğru yanıttır. Tepki göstermeyin, tartışmaya girmeyin. Enerjinizi ve gücünüzü daha değerli şeylere odaklayın ve oradan uzaklaşın.
37 yıl sonra anladım ki, eğer bir yerin acıyorsa, ısrarla acıtmaya devam etmemek lazım. acı, geçti mi diye her an yoklarsan, bilakis daha da büyüyor. iyileşmeyi başarabilmiş tanıdığım bütün insanlar, acısının geçip geçmeyeceğini umursamayacak kadar özgürleşebilenlerdi.
Uzun süredir bu tarz evlerin maliyetiyle ilgili araştırma yapıyorum. Eğer arsanız varsa eşya dahil 2 katlı 150 m2 evi 2,5 milyona rahatlıkla yaptırabilirsiniz. Deniz kumuyla dikilmiş tabut gibi daireler de zaten bu fiyatlarda. Kimse bana ev satın aldıramaz.
1- 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabını okumamın üzerinde 5 seneden fazla zaman geçti. Hayranlıkla, başucu kitabım haline getirdim ve bu kitap bana 'Üzgün Kadınlar Kuşağı' olarak adlandırdığım bir kadın neslinin varlığını da gösterdi. Anlatayım...
Bir çalışmaya göre mobbing ve baskıya uğrayan insanlarda ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, uyku sorunları, deri döküntüleri ve uzun vadeli kronik hastalıklar görülüyormuş.
Meali: “özgürlüğüme göz dikenin anasını dikerim” moduna gelmezseniz sağlıklı kalamıyorsunuz.
“Birini sevmek onun onurunu korumaktır. Onun onurunu ne kadar düşünüyorsak onu o kadar seviyoruzdur. Eğer birini seviyorsak ona karşı titizliğimiz olur. Saygı, hürmet, sadakat gibi bağlayıcı duyguların olmadığı bir yerde anca saplantıdan söz edilir.”
Zorbalara gösterdiğiniz nezaket kibarlık değil boyun eğme sinyalidir. Kime iyi, kime yardımsever, kime de karanlık yönünüzü göstermeyi öğrenmedikçe acımasız dünyada hayatta kalamazsınız.
Kadının en büyük düşmanı kadındır cümlesi ataerkil bir söylemdir. Zira hiçbir erkek toplum kadın dayanışması istemez. Ben bilirim ki başıma bir iş gelse sadece çok sevdiğim kız kardeşlerim değil burda birebir tartıştığım hemcinslerim de hakkımı arar çünkü kadın kadının yurdudur
“Anana bacına yapılsa hoşuma gider mi?”
Adam yaşamı ilkel kabile perspektifiyle yorumladığı için kadınları da komün üyesi olarak görüyor.
Yani ayrı birey değiller. Empati kaynağı bile “başka erkeğin” canının acıması.
Kültürel yapıyı görmeden bu çürümeyi anlayamazsınız.
Toplumda kadına saygı duyma motivimiz bile arızalı. “unutma o da birinin kızı, karısı, kız kardeşi..” diyor adam. Yani hala kadının özerk birey olduğunu ve saygı için bunun yettiğini anlayamıyor. Kadınlar kimsenin bir şeyi olmasa da erkeklere eşit saygı hak ediyorlar, bu kadar.
Kadın düşmanı, çetesi, psikopatı, inceli, sapığı, tacizcisi, zorbası... Millet elbirliğiyle çevrimiçi platformlardan bunları kovalayıp deliğe sokmaya çalışıyor şu an. Çünkü devlet işini yapmıyor, yurttaş kendi kendini korumak için canhıraş bir şeyler deniyor.
Çürümüş toplumda kadınlar sert olsa “erkek gibi,” kibar olsa “aranıyor,” açık giyinse “din karşıtı,” geleneksel giyinse “banal” oluyor. Söktüğümün toplumunda kadınlara sürekli bir kulp var ve kadınlar bir şeylere değmeden yaşamaya çalışıyorlar. Yeter. Hepimiz kendimiz olacağız.
“Öfkeme hakim olamadım, kusura bakma.” “Alkolün etkisindeydim.” Hadi ya? Bu duygularına patron karşısında nasıl hakim olabiliyorsun? Neden senden iri bir erkek karşısında kriz geçirmiyor, bir mafyaya zarar vermiyorsun? Unutmayın: irade kontrolü bile sadece hiyerarşi meselesidir.