Nedense saygı sadece avukatlara lazımmış gibi bir algı var.
Örneğin;
•Hakimlerin basiretsizliği nedeniyle her gün saatlerce duruşma bekliyoruz.
•Savcı ve hakimlerle görüşmek istediğimizde asık bir suratla karşılaşıyoruz ve bazılarıyla görüşebilmek mümkün bile değil.
•Adliyeye giriş, otopark, yemekhane, asansör, tuvalet gibi konularda savcı ve hakimlerle ayrı uygulamalara tutuluyoruz ve bu ortamı yaratanlar bizzat kendileri oluyor.
•Duruşmalarda kıdemli hakimler karşılarındaki avukatın sicilinin yeni olduğunu anlayınca üslup değiştirme girişiminde bulunabiliyor.
•Karar aralarında dışarıya heyetin çıkması gerekirken avukatlar çıkıyor.
•Sık sık Avukatlık Kanunu hükümlerine itibar edilmemekte ısrar ediliyor.
•Hakim ve savcıların üstten tavırları nedeniyle kendinde güç ve hak bulan kalem personeliyle yersiz ve anlamsız diyaloglara girmek zorunda bırakılıyoruz.
•Terör savcılarının yalnızca katipleriyle konuşabiliyoruz.
•Zaman zaman kasıtlı olarak vekalet ücretlerimize hükmedilmiyor.
Şu an aklıma gelmeyen fakat var olan birçok böyle durum sıralayabiliriz. İçinde bulunduğumuz çalışma ortamı bundan ibaret iken bir avukatın gerek görüntü gerek iletişim üslubu, tartışılması gereken son konulardan biridir.
Peki şimdi biz, zamanında ev arkadaşı, yurt arkadaşı, sıra arkadaşı olduğumuz insanların bizi böylesine ötekileştirmelerinin üzerine bir de saygı mı borçlandık?
Saygı gösterilen bir şey değildir, hak edilir.