Sonsuza dek sürmesini istediğiniz anlar vardır.
Sevdiğiniz bir insanın kokusunu içinize çekerken.
Veya sevdiğiniz bir kokuyu içinize çekerken.
Sevdiğiniz kişilerle vakit geçirirken.
Sevdiğiniz bir mevsimi yaşarken.
Ilıman bir havada rüzgar yüzünüze ferahça çarparken.
Sevdiğiniz bir şarkı sizden bağımsız çalarken
Tam aklınızdan geçerken sevdiğiniz biri sizi ararken
Görülmek. Sevmek. Sevilmek. Tüm duyu organlarınızı hissetmek..
Güzel anılarla. Sevdiğiniz insanlarla.
Yaşamak bu değilse nedir ki? :)
Bir kuşun uçabildiğini fark etmesi için önce düşmesi gerekir.
Peki siz uçabildiğinizi görmek için kaç kez uçurumdan atladınız?
Hiç yere çakılmadınız, fark ettiniz mi?
Hala nefes alıyorsunuz?
Her nefesinizde ölüp, tekrar hayata dönüyorsunuz.
Ödül gibi.
Gerçekten kanatlarınız olsaydı, uçmanın tadını çıkarmak için en yüksekten atlamaz mıydınız?
Öyleyse neden kanatlarınızı yok sayıp daha büyük riskler almıyorsunuz ki?
Manzara her zaman en tepeden güzel değil midir zaten? :)
Bazı yerlerde özgürlüğünüzü tamamen kaybedersiniz.
Başkalaşırsınız, aşırı uyum sağlarken kendinizi kaybetmiş gibi hissedersiniz.
Boyun eğersiniz.
Çocuğunuz için, yuvanız için, para için, huzur için…
Bir bakmışsınız aynada kendinizi tanıyamaz olmuşsunuz, kendinizi unutmuşsunuz.
Öyle bir özgürleşesiniz gelmiş ki bütün zincirleri kırasınız gelmiş.
Her şeyle ve her şeyle bağınızı kopartasınız gelmiş.
Öyle bir özgürleşme isteğidir o ki; kendinizden bile özgürleşeniz gelmiş.
Kendinize koyduğunuz tüm kurallardan.
Karar vermeniz gerekir?
Bu boyun eğen yanınızın cezası mıdır?
Yoksa ödülünüz mü? … :
Büyük bir değişim dalgası geldiğinde; ya o dalganın sizi yok etmesini izlersiniz ya da o dalgayı arkanıza alarak sörfün tadını çıkarırsınız.
Kimileri unuttuğunu sansa da; dalga ile karşılaştığında hatırlar değişim konusunda ne kadar usta olduğunu.
Sadece bir yanı hala fısıldar acaba beklersem dalga geri gider mi diye.
Oysa ki bu durum mümkün değildir, büyüyerek gelir, daha da yıkmak üzere o kişiyi…
Neyse ki yıkımdan, küllerden doğmak da mümkündür.
Birçok kişi Anka kuşu olmak ister.
Oysa ki bilmezler küllerden doğmak için önce küle dönmenin şart olduğunu….
Bir anne doğuma giderken bilemez içinde yaşattığı canlının neye benzeyeceğini.
Hadislerde bile yazar ki; “ölmeden ölünüz”.
İçinizde sessizce büyüttüğünüz bambaşka bir siz…
O’ siz ortaya çıkarken doğum sancısı çekersiniz.
Neye, kime dönüşeceğinizi,
Nasıl biri olacağınızı bilmezsiniz.
Ama daha güçlü bir siz olacağı kesindir.
Eğer bu doğum sancısına direnirseniz ise, ölü doğum yaparsınız.
Olması gereken değişimlere direnmeniz size hizmet etmez.
Ağlayarak doğan bir bebek mutlaka zamanı geldiğinde kahkaha da atacaktır, korkmayın❤️
İçeride yaşadığınız değişimler, mutlaka dışarı da yansır.
İşinize, görünüşüne, ilişkilerinize, giyiminize bile…
İyisiyle kötüsüyle…
Gerçek gücünü sadece kendisinden alanlar korksa da korkmasa da bir dizi değişimden geçerler.
Buna direnseler de direnmeseler de.
Ona hizmet etmeyen her parçasını tek tek öldürürler.
Ta ki sadece gerçek benliği ve olması gereken kişi olana kadar.
Yani en iyi versiyonu…
Böylesi bir değişimin dışardan hissedilmemesi mümkün mü?
Ne sizi daha güçlü yapar?
Daha çok para mı?
Daha iyi araba mı?
Harika bir kariyer?
Gerçek güç ruhunuzda gizlidir.
Ve ruhunuz ise korkusuzdur..
Hissettiğiniz bütün korkular, kaygılar size öğretilmiştir.
Kendinize aksini öğretmek ise o noktada sizin iradenizdedir.
Hiç bir bilgi işe yaramaz, her şeyi bilseniz de; sorgulamadığınız sürece.
Sorgulayın…
Sessizlikte içinizdeki sesleri bir bir dinleyerek…❤️
Otomatik seçimler yaparız
Ya da biz otomatik olarak seçtik sanarız.
Oysa çok önceden seçimlerimiz yapılmıştır
Biz sadece yaşarız
Yaşarkense sadece bakarız.
Ne zaman uykudan uyanmayı seçeriz;
O zaman bakmanın ötesine geçeriz.
İlk kez bakan değil; gören oluruz…
Annemizin karnında bile 9 ay sadece durup, gelişiriz.
Anne karnından çıkmamız bile 9 ayı bulur.
Peki yaşarken kendimizden başka bir kişi yaratmamız ne kadar zamanı bulur?
Tamamen daha iyi versiyonumuzu yaratacağımızı bilseydik aylar bazen yıllar süren doğum sancımızla alıp veremediğimiz olur muydu?
Bir günde nasıl değişim olabilir ki…
Kimileri de sabırla yeniden doğacağı günü bekler üstelik yeniden doğup doğamayacağını bile bilmeden…
Doğuş, bir anda olsa da sancısı zaman olur.
Kader yolun sonunda ışığın belli belirsiz olduğunu fark etse de , karanlıktan korka korka yürüyenin yanındadır her zaman.
Yoluna ışık tutanla veya tutmayanlarla, zifiri karanlık olup olmamasına aldırış etmeksizin…
Nasıl oluyor da aslında güçleniyorken kendimizi daha zayıf hissediyorduk?
Bazen bir ayrılık, bazen bir istifa, bazen de bitişlerdi bizi güçlendiren…
Ama zayıflattığını o an için sandığımız da yine buydu.
İnsanoğlunun en büyük paradoksu.
Asla tek renk değildik.
Ne sadece siyah ne de beyaz.
Hep hareket halinde, asla durağan olmayan bir yaratılış…
Gelecekteki versiyonumuz için, şimdimizde yapmamız gereken yüzlerce seçim…
Yaratılışımız içinde kendimizi yeniden yeniden yaratma çabamız…
Peki zayıf olanlar, zayıf kalmaya devam edenler?
Onlarsa doğalarını reddeten ve sayısızca değişimlerin içinde durağanlığı seçenlerdi…
Tıpkı tek renk tablolar gibi, çabasız…
Dibe vururuz.
Ya da biz öyle sanırız.
Daha güçlü zıplayabilmek için güç topluyoruzdur oysa sadece
Yanımızdakilerle veya tek
Zaten yolda dipteki halimize kafasını uzatıp bakmayanları biz de görmez oluruz
Daha güçlü zıpladığımızda ise kuyunun etrafındakilere boynumuzu eğip bakmayı istemeyiz bile
Çünkü her zaman manzara tepeden daha güzeldir :)
Bazen büyük kararlar alırız.
Büyük riskler içerir.
Herkes bir anda aldık bu kararları sanır.
Olgunlaşma sürecinin aylar, haftalar belki yıllar aldığını bilmezler.
Binlerce parçanızdan yeniden bir bütün oluşturma kararıdır bu.
Kırılan parçalarınızı nazikçe toplayıp daha iyi bir bütün yaratma çabanızdır.
Tıpkı daha öncekiler gibi…
Yeniden kendinizi seçtiğiniz için asla pişman olmayacağınız,
Eski halinizi özleseniz de yeniden iyi ki yeni bir ben diyeceğiniz türden yeni kararlar…
Ne derler bilirsiniz…
Hayatınızın ressamı sizsiniz.
Ve önünüzdeki tuvali dilediğiniz gibi çizseniz de en iyisi olmasına gerek yoktur…
Yaşlı, hamile ve engelli insanlar da Gayrettepe geçitini kullanıyorken; yürüyen merdiven gibi basit bir şeyin tamirini bile aylardır yapamadınız. Üstüne de yürüyen merdiveni kaldırmışsınız.
Sizin siyasi çıkarlarınız yüzünden vatandaşa eziyet çektirmeye ne hakkınız var? @UABakanligi@TC_istanbul@istanbulbld
Bazen de kendinizi özlersiniz.
Dinlediğiniz müzikleri, gittiğiniz yerleri, yaptığınız aktiviteleri, kendinizle sohbeti, iyi yaptığınız şeyleri…
O kadar kaybolmuş halde bulursunuz ki kendinizi.
Bi bakmışsınız; kimseyi kendiniz kadar özlememişsiniz.
Özlemeyeceksiniz de.
Gerçek aşk da birinin yanında kendiniz olmak değil midir zaten?
Kendiniz olduğunuz anlara şahitlik etmek?
Gerçek aşkı bulana kadar ise; kendinizin en büyük aşkı olduğunuzu unutmayın❤️