Saray tok, milyonlar aç!
Halk ekmeğe muhtaç edilirken, bir avuç sermaye zenginleşiyor.
Bu düzen; emekçiye yoksulluk, halka sefalet, sermayeye ise servet üretiyor.
Bu halkın değil, sömürücülerin düzenidir.
Birleşeceğiz. Örgütleneceğiz. Değiştireceğiz.
Tam hak eşitliğinin yolu Kürt halkının taleplerinin karşılanmasından geçiyor!
https://t.co/ufDKIoVxhQ
Emek Partisi Bölge Örgütü olarak, Kürt halkının tam hak eşitliği mücadelesi ile işçi sınıfının sömürüye, yoksulluğa ve baskılara karşı mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha vurguluyoruz. İşçileri ve emekçileri, Türk ve Kürt ve her milliyetten emekçilerin ortak çıkarları temelinde birleşmeye, milliyetçi ve ayrımcı politikalara karşı mücadeleyi büyütmeye, eşit ve özgür bir ülke mücadelesini birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.
İmzaların ardından önümüze gelen bu yasal düzenlemenin, Kürt sorununun gerçek ve kalıcı çözümünü sağlayacak nitelikte olmadığını biliyoruz.
Yasa teklifinde yer alan gerillanın geri dönüşüne dair bir yasal düzenleme ile örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından ceza almış veya hükmü kesinleşmiş olanların tahliyesini öngören düzenlemeleri desteklemekle birlikte, iktidarın Kürt sorununa yaklaşımının esas olarak pragmatik olduğunu, süreci kendi iktidarını ve otoriter yönetimini tahkim etmenin bir aracı olarak kullandığını düşünüyor; bu konudaki eleştirilerimizi ve tutumumuzu koruyoruz.
Yasanın içerdiği bu düzenlemenin hayata geçmesini, atılması gereken en acil adımlardan yalnızca biri olarak görüyor; bunun gerçek bir çözümün başlangıcı olabilmesi için Kürt halkının temel taleplerinin derhal karşılanması gerektiğini söylüyoruz.
Bizim için asıl mesele, Kürt halkının yıllardır ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiği tam hak eşitliğinin sağlanmasıdır.
Açıklamanın tamamı:
https://t.co/zjL1HNNpic
İktidarın çıkardığı yasalar yangınlara davetiye çıkarıyor!
Saray düzeni geçtiğimiz bir yılda ormanlara ilişkin 3 kanun teklifini meclisten geçirdi.
📌Süper izin yasasıyla madencilik faaliyetlerine kamu yararı statüsü verdiler, bütün ormanlar madencilik faaliyetlerine açıldı.
📌Milli Parklar Kanunu’nda yaptıkları değişiklikle turizm ya da daha başka ticari faaliyet alanları üzerinden ormanları 99 yıllığına sermayenin talanına ve tahribatına açtılar.
📌Bodrum’da yanan ormanlık alan rüzgar santrali şirketine tahsis edildi. İzmir Yamanlar Dağı'nda yanan bölge imara açıldı.
📌Orman yangınlarını ranta dönüştüren bir sermaye aklı ile karşı karşıyayız.
📌Dünya orman yangınlarına müdahale eden personellerin koruyucu elbisesini, maskesini tartışırken biz orman yangınlarına müdahalede tişörtlü personeller görüyoruz.
📌Yangınları engellemenin tek yolu ormanları kâr aracı olarak gören sermayenin ormanlardan uzaklaştırılmasıdır.
İstanbul Valiliği, 39 ilçe kaymakamlığına ve ilgili kurumlara gönderdiği yazıyla okullardaki alanların “cuma mescidi” olarak düzenlenmesini istedi.
Gerekçe olarak öğrencilerin güvenliği ile eğitim-öğretimin aksamadan sürdürülmesi gösteriliyor.
Yine @Yusuf__Tekin'e sorduk: Öğrencilerin eğitimine devam etmesini asıl engelleyen sorun, cuma namazı için okul dışına çıkmaları mıdır?
Yoksa yoksulluk, açlık, barınma ve ulaşım sorunları nedeniyle okula devam edememeleri; okuyabilmek ve ailelerinin geçimine katkıda bulunabilmek için çalışmak zorunda kalmaları mıdır?
Çocukların MESEM aracılığıyla işyerlerine gönderilmesi; çalışırken yaralanması ve iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesi bir eğitim ve güvenlik sorunu değil midir?
Her öğrencinin bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemeğe erişememesi, eğitim hakkının ve çocukların sağlığının önündeki temel sorunlardan biri değil midir?
Parasız, bilimsel, laik ve demokratik eğitim haktır!
MESEM kaldırılsın, çocuk işçiliğine son verilsin; her öğrenciye bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek sağlansın!
DEMOKRATİK, ÖZERK ÜNİVERSİTE İÇİN MÜCADELEYE!
Saray rejimi, Yükseköğretim Kanunu’nda yapmak istediği değişiklerle birlikte üniversiteleri sermayenin arka bahçesine çevirmeye devam ediyor.
Yapılan bilimsel üretimlerin sonuçlarının haklarını şirketlere vermeye çalışıyor, işe alımlarda bilimsel çalışmalara değil güvenlik geçmişine bakıyor.
Akademik özgürlüğü, üniversite özerkliğini yok sayan saray rejimi karşısında mücadeleyi büyütelim.
Ankara Zübeyde Hanım KYK Kız Öğrenci Yurdu Küf, Haşere ve Pislik İçinde!
Öğrencilerin barınma gibi en temel ihtiyacı bile nitelikli bir şekilde sağlanamıyor.
Saray rejiminin bizleri temel ihtiyaçlarımızdan bile mahrum bırakan, öğrenciye değil sermayeye bütçe ayıran düzeni karşısında mücadeleye!
Yurtta barınan öğrencilerin ihtiyaçları ve talepleri karşılansın!
Öğrencilerin yaptığı başvuruların neden sonuçsuz kaldığı açıklansın!
Bu yıl sendikalı işçi sayısında düşüş var. Nedenlerini emek hareketi, emeğin siyaseti, emekten yana araştırmacılar, akademisyenler hep birlikte elbette ayrıntılı irdeleyecek, tartışacağız.
Ama apaçık bir gerçeği şimdi konuşmamız lazım:
İşkolu barajı işçilerin sendika seçme özgürlüğüne, işçilerin patron ve iktidar işbirlikçisi sendikalara karşı kendi istedikleri sendikaya üye olma hakkına açık bir saldırıdır...
Patron düzeninin elinde işçileri örgütsüz bırakmak için kullanılan en güçlü silahlardan ve son yıllarda arayış içinde olan işçilerin önündeki en büyük engellerden biridir...
Geçtiğimiz yıl "Barajsız Sendika, Yasaksız Grev, Güvenceli İş" diyerek başlattığımız kampanya ve işçilerle birlikte hazırladığımız kanun teklifinde buna özel dikkat çekmiştik.
On binlerce işçinin imzasıyla meclise taşıdığımız kanun teklifinde "işkolu barajının kaldırılması" maddesi de yer almıştı.
Sendikalı işçi sayısı ve işkolu barajını "geçen/geçemeyen" sendikaların konuşulduğu, sınıf sendikacılığı, mücadeleci sendikacılık yapmak isteyen sendikaların önüne çıkarılan işkolu barajının yarattığı öfke gündemimizdeyken on binlerce işçinin imzasıyla meclise getirilen yasa teklifinin hala meclis gündemine alınmadığını da hatırlatmak istedim. (Meclisin sınıf karakterinin bir yansıması...)
Ve bildiğimiz başka bir gerçek:
Öfkesi burnunda olan işçi sınıfının örgütlü bir güce dönüşmesinin önündeki bu engelleri ancak ortak mücadele kaldırabilir.
Yeniden yüksek sesle:
Barajsız Sendika
Yasaksız Grev
Güvenceli İş
Domuz bağı katliamları ve faili meçhul cinayetlerle hafızalara kazınan Hizbullah yöneticilerinin mağdur ailelerden habersiz yürütülen "yeniden yargılama" süreçleriyle serbest bıraklması kabul edilemez!
Tüm kamuoyunu, basın mensuplarını ve adalet arayanları açıklamamıza bekliyoruz
Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı ve onlarca yurttaşın katili Hizbullahçılar serbest bırakıldı!
Evet, yanlış duymadınız.
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 1990’lı yıllarda başta Batman, Mardin ve Diyarbakır olmak üzere ülkenin birçok yerinde yüzlerce cinayet, yaralama ve eziyet suçuna karışmış Hizbullah terör örgütünün üst düzey yöneticileri Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında skandal bir karara imza attı.
Bu iki katili serbest bıraktı.
Bu skandal kararın nasıl alındığını anlatıyoruz...
Adalet Bakanına soruyoruz!
Adana Tabip Odası, Adıyaman Tabip Odası, Gaziantep-Kilis Tabip Odası, Kahramanmaraş Tabip Odası, Hatay Tabip Odası, Mersin Tabip Odası ve Osmaniye Tabip Odası Akdeniz kıyılarını, sularımızı ve topraklarımızı tehlikeye sokan bu plastik atık rezaletine karşı ortak bir açıklamayla tavrını gösterdi.
Hekimlerimiz halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından çok büyük tehdit yaratan bu sorumsuzluğa, suça göz yummaya, hatta suçun üstünün örtülmesine karşı tüm bakanlıkları göreve çağırıyor;
Acilen harekete geçin!
https://t.co/LNXIRtxNed
Emeklerine sağlık 🌻
Suça sürüklenen çocukların yetişkinler gibi cezalandırılmasını ve yargılanmasını düzenleyen yasa teklifi görüşmelerine komisyonda devam ediyoruz
İtirazımızın dayanaklarında bilim var, uzmanların, hekimlerin, psikologların, sosyologların, pedagogların, sosyal çalışmacıların araştırmaları ve deneyimleri var. Hepsini anlatıyoruz.
Bilim dışı, akıldışı, vicdan dışı, hukuk dışı bu teklifi kabul etmiyoruz.
Dilovası’ndaki kozmetik fabrikasında üçü çocuk olmak üzere yedi işçinin yanarak yaşamını yitirdiği iş cinayeti davasının duruşmasındayız.
Hukuksuzluk ve adaletsizlik sürüyor. Ailelerin, hukukçuların ve demokrasi güçlerinin duruşmanın Gebze Adliyesi’ne alınması yönündeki haklı talebi yargı tarafından görmezden geliniyor. Yalıtılmış duruşma salonu ve ulaşımın zorluğu, yaşamını yitiren işçilerin aileleri için adeta ikinci bir cezaya dönüşüyor. Aileler bu duruma haklı olarak isyan ediyor.
Adalet Bakanı, faili meçhul cinayetleri aydınlatmaktan söz ediyor. Oysa failleri belli olan Dilovası Katliamı'nda, başta kamu görevlileri olmak üzere gerçek sorumlular hâlâ yargı önüne çıkarılmıyor.
Yaşanan hukuksuzluk, geciken adalet ve gerçek sorumluların korunması, yargının bir kez daha sermayeden yana tavır aldığını gösteriyor.
Bu hukuksuzluk ve adaletsizlik karşısında susmayacağız, geri adım atmayacağız. Tüm sorumlular yargılanıp hak ettikleri cezayı alana kadar adalet mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kamu hastanesinde yeni öncelik: Döviz Getiren Öne Geçsin!
Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği kliniklere gönderdiği yazı ile sağlık turizmi kapsamında gelen hastalara öncelik verilmesini istedi.
Buna göre döviz getiren hastalar; saç ektirecek dahi olsalar kanser hastalarının, diyaliz hastalarının, engellilerin, 65 yaş üstü yurttaşların ve diğer öncelikli hasta gruplarının önüne geçirilecek.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na (@drmemisoglu) sorduk:
Kamu hastanelerinde öncelik artık tıbbi gerekliliğe göre değil, döviz getirisine göre mi belirlenecek? Kamu hastaneleri ticarethane midir?
SURUÇ İÇİN ADALET!
11 yıl önce, SGDF üyesi 33 genç Suruç'ta IŞİD'ın bir canlı bomba saldırısı sonucu katledildi. Aradan geçen 11 yılda ikisi firari olan 3 kişinin yargılandığı davada, sorumluluğu olanlar, yetkililer dava sürecine dahil edilmedi, hesap sorulmadı.
Türkiye'de dinci-gerici terör örgütleriyle iş birliği yaparak çeşitli katliamlar gerçekleşmesine göz yuman saray rejimi, bu katliamların üzerini örtmeye ve sorumluluğu olanları gizlemeye çalışıyor!
11 yıldır ne Suruç ne 10 Ekim katliamına dair hesap veren saray rejiminden ve inşa etmek istediği faşist düzenden sorulacak bir hesabımız var! Sorumluların hesap vermesi ve unutturulmak istenen katliamların aydınlatılması için mücadeleyi büyütmeye!
BILA KOMKUJIYA PIRSÛSÊ WERE RONÎKIRIN,
BILA BERPIRSÎYAR BÊN CEZAKIRIN!
***
SURUÇ KATLİAMI AYDINLATILSIN, SORUMLULAR HESAP VERSİN!
#SuruçKatliamı#Suruç11Yıl
Suruç Katliamı aydınlatılsın, tüm sorumlulardan hesap sorulsun!
Şanlıurfa'nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi'nde SGDF üyesi gençlerin Kobani'deki çocuklara oyuncak götürmek için basın açıklaması yaptığı sırada IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısının üzerinden tam 11 yıl geçti. 33 kişi hayatını kaybettiği, 100’ü aşkın kişinin yaralandığı katliamın üzerinden geçen sürede adalet sağlanmadığı gibi katliamın faillerine yol verenler de açığa çıkarılmadı.
Katliam sonrası başlatılan soruşturma süreci kısıtlılık kararı eşliğinde 2 yıl sürdü. Soruşturma sonucu ortaya çıkan iddianame, katliamı aydınlatmak bir yana çarpık bir gerçeklik inşa etme çabasının ürünü olarak tarihe not düşüldü.
Yargılama ikisi firari, 3 sanıkla sınırlı tutuldu. Canlı bombalar başta olmak üzere Suriye sınırında IŞİD’lilerin askerlerle yaptıkları görüşmeler ve pazarlıklar bilinmesine rağmen ilişkiler açığa çıkarılmadı. Katliam gününe ait kamera kayıtlarını kimin ya da kimlerin sildiği soruşturulmadı. Dosyanın firari sanıklarından İlhamı Balı, hakkında arama kaydı olduğu dönemde devlet hastanesinde tedavi edilmesine rağmen yakalanmadı.
Katliamdan birkaç gün önce canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün adını emniyet sisteminde sorgulatan polislerin bilgilerine başvurulmadı. Adıyamanlı ailelerin, çocukları ya da yakınları olan IŞİD militanları hakkında yaptıkları ve 2012’ye kadar giden ihbarlar dikkate alınmadı. Suriye’deki kamplarda ve cezaevinde oldukları bilinen firari sanıklar İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin Türkiye’ye iadesi için hiçbir girişimde bulunulmadı.
11 yıldır aileler ve demokrasi güçleri, soruşturma ve yargılama aşamasında açığa çıkan tüm bu bilgiler doğrultusunda gerçek adaletin tesis edilmesi için mücadele ederken emniyet ve yargı, faillerin ilişkide olduğu diğer başka isimlerin ve devlet bağlantılarının ortaya çıkmaması için özel bir direnç sergiledi. Bu direnci ortaya çıkan bilgiler ışığında Suruç avukatlarının 2024’te yaptıkları suç duyurusu sonrası başlatılan soruşturma sürecinde görmek de mümkün. Zira savcılık yine soruşturma için gizlilik kararı verdi, 2 yıldır süreç sonuçlanmadığı gibi ailelere ve avukatlara süreçle ilgili tek cümle bilgi verilmedi.
İki seçim takvimine denk düşen 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arası, Türkiye siyasi tarihinin en karanlık dönemlerinden biriydi. AKP’nin tek başına iktidar olma çoğunluğunu ilk kez yitirdiği 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce Diyarbakır’daki HDP mitingine dönük bombalı saldırı ile başlayan zincirleme katliamlar döneminin ikinci halkası idi Suruç Katliamı. Suruç’un ardından gerekli adımların atılmaması Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim’in önünü açtı. AKP 10 Ekim’den bir kaç hafta sonra gidilen seçimlerde yeniden tek başına iktidar olma çoğunluğunu elde etti.
10 Ekim Katliamı sonrası “Anket yaptırdık, oylarımız yükseliyor” diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, AKP’den kopuşunun ardından “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok kişi insan içerisine çıkamaz” demişti, ancak Suruç ve 10 Ekim ailelerinin ısrarlı çağrılarına rağmen bildiklerini açıklamak yerine siyasi pazarlık aracı olarak kullandı.
Suruç, 10 Ekim ve Diyarbakır katliamları en alttaki emniyet görevlilerinden dönemin hükümet yetkililerine uzanan sıralı bir sorumluluğa işaret etmektedir. Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul dosyaların yeniden açılacağını ve ucu kime çıkarsa çıksın sonuna kadar gidileceğini açıklarken; Suruç başta olmak üzere IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlarda adı ve rolü belli kamu görevlileri ve siyasiler açısından tek bir adım atılmaması samimiyetsizliğin göstergesidir. Bu katliamların aydınlatılması sadece katliamlarda yaşamını yitirenlerin yakınları açısından değil; demokratik bir ülke mücadelesi açısından da önem taşımaktadır.
Suruç’ta yaşamını yitirenleri katliamın yıl dönümü vesilesiyle bir kez daha anarken; Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da gerçekleştirilen katliamlara ilişkin tüm gerçekler açığa çıkarılıp gerçek adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi yeniden ifade ediyoruz. Tüm emek ve demokrasi güçlerini de adalet mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.
Seyit Aslan (@seyitaslan1917)
Emek Partisi Genel Başkanı