Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendinin himayelerinde gerçekleşen MHP 20. Dönem Siyaset ve Liderlik Okulu’nu ikinci olarak tamamlayarak evladı olmaktan onur duyduğumuz Bilge Liderimizden mezuniyet sertifikamı alma şerefine nail oldum. 🇹🇷
Ülkü Ocakları Bitlis İl Başkanlığımızı ziyaret ederek kıymetli ülküdaşlarımızla bir araya geldik.
26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’nin ruhunu, ecdadımızın bizlere bıraktığı vatan şuurunu ve Türk gençliğinin taşıdığı büyük emaneti konuştuk. 🇹🇷
Ülkü Ocakları Van İl Başkanlığımızda kıymetli ülküdaşlarımızla kahvaltı sofrasında bir araya geldik.
Samimi bir ortamda hasbihal ederek güzel bir sabahı birlikte geçirdik. 🇹🇷
Ülkü Ocakları Derince İlçe Başkanlığımızın yeni hizmet binasının açılışını gerçekleştirdik.
Türk gençliğinin millî ve manevi değerlerle yetişmesine, eğitimine ve gelişimine katkı sunacak yeni hizmet binamızın; Derince’mize, teşkilatımıza ve davamıza hayırlı olmasını diliyorum.
Emeği geçen tüm ülküdaşlarımıza teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. 🇹🇷
Milliyetçi Hareket Partisi Kocaeli İl Başkanlığımızı ziyaret ettik. MHP Kocaeli İl Başkanımız Sn. Enes Emengen ve il yönetimine teşekkür eder, çalışmalarında kolaylıklar dilerim.
🇹🇷 TEKNOFEST Mavi Vatan programını ziyaret ederek, geleceğin teknolojilerine yön verecek projeler geliştiren gençlerimizle bir araya geldik.
Savunma sanayisinden deniz teknolojilerine kadar birçok alanda azimle çalışan, üreten ve Türkiye’nin geleceğine değer katan tüm gençlerimizi gönülden tebrik ediyorum.
Başta TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Selçuk Bayraktar olmak üzere, bu kıymetli organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Türk gençliği ürettikçe Türkiye güçlenecek; Millî Teknoloji Hamlesi yükseldikçe, Türk Yüzyılı’nın ufku genişleyecektir. 🇹🇷
🇹🇷 TEKNOFEST Mavi Vatan’da gençlerimizin heyecanına ortak olduk.
Finalist olarak mücadele eden MURAY Su Altı Roket Takımımızı ve ERTUĞRUL İnsansız Deniz Aracı Takımımızı ziyaret ederek çalışmalarını yerinde inceledik.
Ülkemizin güçlü yarınları için emek veren, üreten ve mücadele eden tüm gençlerimizi tebrik ediyor; MURAY ve ERTUĞRUL takımlarımız başta olmak üzere TEKNOFEST Mavi Vatan’da yarışan bütün gençlerimize başarılar diliyorum.
Rabbim emeklerini zafere, gayretlerini gurura dönüştürsün. 🇹🇷
Mavi Vatan’ın gençleri, Türkiye’nin güçlü yarınlarıdır. 🚀
Liseden okul birincisi olarak mezun olan ve YKS Sayısal alanda 470 puan alarak İstanbul Üniversitesi (İngilizce) Eczacılık Bölümünü kazanan, Büyükçekmece Ülkü Ocakları Asena teşkilatımızdan kıymetli kardeşimiz Esmanur Yıldırım’ı gönülden tebrik ediyorum.
Sınava hazırlık sürecinde Ülkü Ocakları Genel Merkezimiz tarafından geliştirilen Ülkü Ocakları Uzaktan Eğitim Merkezi’nden (ÜOUZEM) faydalanan kardeşimizin bu gurur verici başarısından büyük mutluluk duyuyoruz.👏🏻
Kardeşimizin eğitim ve kariyer hayatında başarılarının daim olmasını diliyor, yolu ve bahtı açık olsun diyorum. Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı olarak her zaman yanındayız. 🇹🇷
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
Bu kapsamda bize göre;
1.Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ortaklığında imzalanan “Mekke Anlaşması” ile üye ülkelerin egemenlik haklarını korumak ve ortak coğrafyada yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak mümkün olabilecek, üç ülkenin güçlerini birleştirme inisiyatifiyle hayata geçen bu girişimin üye sayısının artırılması suretiyle de “Kudüs Paktı” önerimizle ulaşmak istediğimiz İslam ülkelerinin ortak güvenlik ve savunma inisiyatifi kazanması, İsrail saldırganlığının hedefi olan bütün ülkeleri ve bölgeleri kapsayan bir savunma iş birliğiyle “İslam Barış Gücüne” dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
2.Üye ülkelerle birlikte daha önce önerdiğimiz Dünya Barış Konseyinden mülhem geçici bir ABD, Rusya, Çin ve AB’den oluşan Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi oluşturulmalı, süratle bölgede istikrar sağlanması hedeflenmelidir.
3.Orta Doğu'da yaşanan krizler, geçici ateşkes girişimleriyle çözülemeyecek kadar derin ve çok boyutlu bir hâl almıştır. Bu nedenle bölgesel güvenliği bütüncül bir yaklaşımla ele alacak, sürekliliği olan bir diyalog mekanizmasının oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'nin girişimiyle, Birleşmiş Milletler himayesinde ve Ortadoğu Barış Koalisyonu/konseyiyle dirsek temasında olan Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı toplanmalı; Filistin’de iki devletli kalıcı barışın tesis edilmesi ve Ortadoğu’nun barış ve istikrar iklimine kavuşması için yol haritası belirlenmelidir.
4. Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan “Ankara Deklarasyonu" ilan edilmelidir. Ayrıca Türkiye, İsrail’den kendisine yönelik olası bir hasmane saldırıya karşı asla tepkisiz kalmayacağını, doğabilecek sonuçlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağını ilan etmelidir. Aynı zamanda, dünya Yahudiliğine zor zamanlarında kucak açmış bir millet olarak, İsrail yönetiminin bir katilin eline kalmasından üzüntü ve endişe duyulduğu da vurgulanmalıdır.
5. Geçmiş çatışma tecrübeleri göstermektedir ki uluslararası denetim mekanizması bulunmayan ateşkesler uzun ömürlü olamamaktadır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulacak tarafsız bir “Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu” oluşturulmalıdır. Bu misyon; ateşkes ihlallerini kayıt altına almalı, insani yardım koridorlarının güvenliğini denetlemeli, sivillerin korunmasına ilişkin gelişmeleri düzenli olarak raporlamalı, uluslararası kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmelidir.
6. Münferit devletlerin girişimleriyle yürütülen arabuluculuk faaliyetleri yerine kurumsallaşmış ve çok taraflı bir yapı, diplomatik girişimlerin sürekliliğini sağlayacaktır. Bu doğrultuda geçmişte de karmaşık krizlerin yönetiminde etkili olan “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” kurulmalıdır.
7. Yaptırımların veya yalnızca diplomatik çağrıların tek başına kalıcı sonuç üretmediği dikkate alınarak “Kademeli Diplomatik Baskı ve Teşvik Mekanizması” oluşturulmalıdır. “Barış için İsrail’in Çevrelenmesi” politikası uygulanmalı ve başta bölge ülkeleri olmak üzere İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik baskılar arttırılmalı, askeri caydırıcılık mekanizması etkinleştirilmelidir. Buna karşılık; ateşkesin kalıcı hâle getirilmesi, yayılmacılığın ve yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, müzakere sürecine geri dönülmesi, uluslararası hukuka uyum sağlanması durumunda diplomatik ve ekonomik teşvik mekanizmaları da devreye sokulmalıdır. Bu hususlar, İsrail’in bölgede ve uluslararası kamuoyunda yalnızlaşması ve İsrail’deki politik iklimin değişmesi açısından önem arz etmektedir.
Kalıcı çözüm, İsrail’in hukuk dışı ve saldırgan politikalarının etkisizleştirilmesi ile eş zamanlı olarak bölgesel barış mimarisinin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Türkiye bu çerçevede çatışmaların sona erdirilmesine ve kalıcı barış düzeninin kurulmasına öncülük eden bir aktör olmalıdır.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
İsrail yönetimi bilmelidir ki Suriye sahasını sürekli genişleyen bir askerî müdahale alanına dönüştürmek, bölgesel güvenliği sağlamayacak; aksine İsrail’in çevresindeki istikrarsızlık ve husumet çemberini daha da genişletecektir. İsrail, Suriye üzerinden Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini sınamaktan ve bölgemizi yeni gerilimlere sürükleyecek provokatif adımlar atmaktan vazgeçmelidir. Suriye’nin etnik, dinî veya mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasını hedefleyen her girişimin, Suriye ile birlikte bütün bölgeye istikrarsızlık getireceği unutulmamalıdır.
Suriye topraklarında kalıcı işgal alanları oluşturulması, fiilî sınırların değiştirilmesi, tampon bölgelerin genişletilmesi veya herhangi bir etnik ve mezhebî unsurun jeopolitik amaçlarla araçsallaştırılması, Türkiye açısından kabul edilemezdir. Suriye’de güçlü, egemen, bütünlüğünü koruyan ve kendi vatandaşlarıyla sağlam bir hukuk ilişkisi kuran bir devlet yapısı tüm bölge ülkelerinin hayrına olacaktır.
Gelinen noktada Netanyahu yönetiminin tasfiyesi önem arz etse de İsrail’de yeni Netanyahular yaratacak yapısal ve politik iklimin ortadan kaldırılması esas olmalıdır. Bu amaçla yumuşak ve sert güç unsurlarının akıllı güce dönüştürülmesi; başta bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası örgütlerin ve diğer devletlerin insanlık düşmanı politikaların kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması için çaba harcaması gerekmektedir.
Bu doğrultuda uluslararası yaptırım sürecinin başlatılması; başta silah olmak üzere insanî ihtiyaçlar dışında ekonomik yaptırım kararlarının hayata geçirilmesi, İsrail’in BM üyeliğinin askıya alınması, teolojik sapkınlıklarının devlet kurumsallığından temizlenmesi için dünya Museviliğinin görev üstlenmesi, ayrıca barış yanlısı sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi ve güçlendirilmesi, bu amaçla dünya Yahudiliği ve diasporası ile birlikte siyasî, ticarî ve dinî grupların göreve çağırılması bölgesel barış için önemli bir işlev görecektir. Diğer yandan istikrarsızlığı besleyen başta ABD olmak üzere büyük güçlerin İsrail’e koşulsuz desteği son bulmalıdır. Netanyahu haydutluğuna karşı uluslararası siyasette ortak bir dil ve söylem inşa edilmelidir. Bölge devletlerinin neredeyse tamamı İsrail’i hayatî bir ulusal güvenlik sorunu olarak görürken, İsrail’in kendini güvende hissetmesinin mümkün olmayacağı unutulmamalıdır.
İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında sürdürdüğü askerî faaliyetler, Suriye ve Lübnan’a yönelik müdahaleleri, İran’la yaşanan çatışma süreci, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs eksenindeki gelişmeler ve bölgesel aktörlerin etnik, dinî ve mezhepsel fay hatları üzerinden yeniden şekillendirilmesi, daha geniş bir jeopolitik ve güvenlik denklemine işaret etmektedir. Orta Doğu’da yaşanan mevcut krizlerin Filistin meselesiyle sınırlı, dönemsel veya iki taraflı bir çatışma olarak ele alınamayacağı açıktır. Bu nedenle İsrail’in mevcut politika setinin sonuçları, Filistin halkının maruz kaldığı ağır insani kayıplar yanında; bölgesel devletlerin egemenliği, uluslararası hukukun işlerliği, enerji ve ticaret güvenliği, küresel güç dengeleri ve Türkiye’nin millî güvenliği bakımından da değerlendirilmelidir. Bu doğrultuda İsrail’in güvenlik üretme iddiasıyla uyguladığı politikalar, uzun vadede güvenlikten ziyade istikrarsızlık, meşruiyet kaybı ve yeni çatışma alanları üretmektedir. Filistin meselesinin çözümü ise bu bölgesel güvenlik mimarisinin merkezinde bulunmaktadır.
1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması ve iki devletli çözümün uluslararası toplum tarafından güçlü biçimde desteklenmesi, yalnızca Filistin halkının siyasî geleceği açısından değil; Suriye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere bölgedeki devletlerin normalleşmesi ve yeniden kurumsallaşması açısından da önem taşımaktadır. Bu nedenle Filistin’de kalıcı bir siyasî çözüm sağlanmadan Orta Doğu’da sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi kurulması son derece güçtür.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
Bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden saldırgan politikaları karşısında İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesi, ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir.
18 Ağustos 2026 tarihinde İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne Suriye’nin altyapısı ve yeteneklerini hedef alan, toprak bütünlüğü ve birliğini ihlal eden İsrail saldırısı, devletlerin egemenlik haklarına, toprak bütünlüğüne ve uluslararası hukuka aykırı küstah tavrının yeni bir göstergesi olmuştur. İster tarihi yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının tezahürü, isterse de yaklaşan seçimlere dönük bir girişim olsun; yapılan hukuka, barışa ve bölgesel huzura yönelik kabul edilemez bir saldırıdır. Türkiye karşıtlığını her geçen gün daha da tırmandırırken uluslararası desteğini ve meşruiyetini giderek kaybeden İsrail yönetimine çağrımız nettir.
Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir. Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir.
İsrail’in Suriye sahasında Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla kesişen hamleleri, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya dönük arayışları ve bölgesel parçalanmayı teşvik eden yaklaşımları dikkatle takip edilmektedir. İsrail yönetiminin, Türkiye’nin barış ve istikrar üretme kapasitesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılaması vahim bir stratejik hatadır. Türkiye’nin amacı İsrail dâhil hiçbir ülkeyle savaşmak değildir. Ancak hiç kimse Türkiye’nin barış iradesini zafiyet, itidalini acziyet, diplomasiyi önceleyen yaklaşımını caydırıcılıktan yoksunluk olarak yorumlama hatasına da düşmemelidir.
Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini tahkim ederken, komşularının istikrarını kendi güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saymakta; diplomasi, arabuluculuk, ekonomik iş birliği, insani yardım ve bölgesel sahiplenme üzerinden barış üretmeye çalışmaktadır. İsrail yönetimi ise Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kriz, çatışma ve insani yıkımla anılmaktadır. Terörsüz Türkiye’de alınan mesafe, terörsüz bölge yolunda yaşanan olumlu gelişmeler kaos ve çatışma ikliminden beslenen İsrail’in dengelerini sarsmış, oyunlarını bozmuştur. İsrail yönetiminin izlediği saldırgan ve yayılmacı siyaset, bütün bölgenin geleceğini tehdit eden başlıca güvenlik sorunlarından birine dönüşmüştür.
Son yıllarda Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler; insan hakları ihlallerinin zirve yaptığı ve uluslararası hukukun giderek daha fazla aşındığı, siyonist yayılmacılığın endişeleri artırdığı bir süreci ifade etmektedir. İsrail hükümetinin işgal politikalarını genişleten teolojik sapkınlığı, sivilleri hedef alan hukuka aykırı askeri operasyonları ve Türkiye’ye dönük tehditkâr açıklamaları, bölgesel barış ve güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu süreçte Netanyahu’nun dini kimliği ve Yahudiliği siyasi hedefler doğrultusunda araçsallaştıran söylemleri de, hem dinin evrensel ahlaki değerlerine hem de Yahudi toplumunun tamamına mal edilemeyecek, siyasi tercihlerin dinle özdeşleştirilmesi riskini beraberinde getirmiştir. İsrail, mevcut yönetim eliyle yalnızca bölge için değil, bütün insanlık için bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Bu yönüyle İsrail’in bölgede telafisi imkânsız sonuçlar doğuracak saldırganlıklardan vaz geçmesi ve hukuk zeminine çekilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Şehit ailelerinin ve gazilerimizin her derdi, her meselesi, her talebi Türk devletinin ve milletimizin sorumluluğundadır. Onları asla dünün PKK ortaklarının istismar ve provokasyon emellerine terk etmemeliyiz.
Hele hele terör örgütü PKK’nın döşediği mayının patlamasıyla kız kardeşini kaybetmiş bir şehit abisine, “PKK ile olan siyasi menfaat ilişkilerini eleştirdiği için” çok ağır küfür eden Lütfü Türkkan’ı bünyesinde barındıran, menfaatleri için kılıktan kılığa giren İYİ Partili tiyatrocuların istismar senaryolarına hiç bırakmamalıyız.
Bunları en iyi, eski İYİ Parti milletvekili İsmail Koncuk, partisinden istifa ederken şöyle tarif etmişti: “İYİ Parti seçimi kazanmak için PKK talebine bile evet der.”
Şimdi de siyasette tutunmak için her türlü kutsalı istismara başladılar…
@Yildiraycicek9
Türk milletinin ülkü ve istikbal davasının öncüsü olan Milliyetçi Hareket Partisi, aynı ülkü, değişmez irade, sarsılmaz inançla kutlu hedeflerine yürümektedir.
Yeşil Vatan, Millî Emanetimizdir. 🌲🇹🇷
Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı olarak, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü tarafından verilen Orman Yangınları Gönüllüsü Eğitimini İl Afad Birimimizde bulunan yöneticilerimiz ve Ocak Başkanlarımız ile tamamladık.
Doğamızı koruma bilinciyle hareket etmeye, afetlere karşı hazırlıklı nesiller yetiştirmeye ve vatanımızın her karış toprağına sahip çıkmaya kararlılıkla devam edeceğiz. 🇹🇷
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
Gençlerimizin enerjisini ideolojik kamplaşmalara, şiddet kültürüne, zararlı akımlara veya marjinal yapılara değil; bilim, teknoloji, girişimcilik, kültür, sanat ve millî kalkınma ülküsüne yönlendirmek temel hedefimizdir. Türkiye’nin 2053 ve 2071 vizyonu ancak iyi yetişmiş, öz güveni yüksek, milli kimliğinin farkında ve evrensel rekabet gücüne sahip genç kuşaklarla mümkün olacaktır.
Terör örgütleri, tarih boyunca en fazla gençleri hedef almış; onların umutlarını, heyecanlarını ve geleceklerini istismar etmiştir. Terörsüz Türkiye ile birlikte gençlerimiz artık korkunun değil umudun; çatışmanın değil üretimin; ayrışmanın değil ortak geleceğin öznesi olacaktır.
Güçlü Türkiye, milli varlığına sahip çıkan, tarihi ve kültürel birikimini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir Türk gençliği ile mümkün olabilecek, ‘Türk ve Türkiye Yüzyılı’ ancak onlarla inşa edilebilecektir
https://t.co/sM50vUKaZw