Cuma günü futbol maçları başlıyor. Haftaya cuma da kadınlar voleybol şampiyonası. Her maça bilet aldım. Sonra dizi sezonu başlıyor. Ekim ayında da tiyatro sezonu açılıyor.
Yemişim siyasetinizi. Zaten hiçbir şey bizim istediğimiz gibi olmuyor. En azından anın tadını çıkartalım :)
SABAHA KADAR ÇALIŞACAKLAR ! 600 vekil ‘tarihi yasa’yı görüşüyor, bu sıcakta fazla mesai, kolay değil :) kim evet dedi kim hayır dedi ? aynı anda Ankara’da madenciler gözaltına alındı 👈🏻 benzin sizce ne zaman 100 TL. olur ? YAYINDAYIM : https://t.co/nvXm2zm8z8
HAYIR DİYORUM,
ÇÜNKÜ;
Siyasi hayatım boyunca, parlamentonun üstünlüğünü savunageldim.
Bu sebeple, süreç başladığından beri,
TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bir üyesi olarak, Cumhuriyetin niteliklerine dair hassasiyetlerimi de atlamadan büyük bir samimiyetle siyasetin üzerinden silahın gölgesinin kalkması, böylelikle de hepimiz için güvenli ve müreffeh bir ortak gelecek inşasına ve ihtimaline katkı sunmaya çalıştım.
Yapılan onca mesaiye ve tartışmalara rağmen üzülerek ama maalesef şaşırmadan görüyorum ki; bu yasa her şeyden önce Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na koyulan isme
ve uzun uğraşlarla varılan mutabakata, yazılan rapora aykırıdır.
Daha da önemlisi bu yasa,
kasıtlı olarak, mevcut otoriter düzenin kalıcılaşmasına ve kökleşmesine doğrudan ve dolaylı hizmet edecek şekilde tasarlanmıştır.
Yasanın bu haliyle;
ne Türk milletinin beraberliğine,
ne toplumsal barışa,
ne Kürtlere,
ne milli dayanışmaya,
ne demokrasiye,
ne de Cumhuriyetimize
herhangi bir hayır getireceği kanaatindeyim.
Bu sebeple yasanın parlamentodan geçmesine
bir milletvekili olarak DESTEK OLAMAM.
Ancak altını çizmeliyim ki;
başta Genel Başkanımız Sn. Özgür Özel olmak üzere Yeni Parti’de birlikte mücadele verdiğimiz milletvekilimiz ile şu an zindanlarda tutsak edilmiş arkadaşlarımızın bunca kuşatmaya, zorbalığa ve baskıya ve sistematik adaletsizliğe rağmen, ülkemize ufacık da olsa demokratik bir kazanım getirir inancı ve beklentisiyle
yasal sürece evet diyor olmalarını, sadece takdir edebilirim.
Belki ben onlar kadar diğerkam değilimdir.
Bildiğim ve inandığımla bir kere daha altını çizmeliyim ki,
karamsar değilim.
Bilakis kitabın ortasından konuşuyorum:
Bu otoriter siyasal enkaz ortadan kalkmadan, hiçbir cumhuriyet ferdi, yalancı bir bahar bile göremeyecektir.
ASLOLAN ŞUDUR:
Türkiye’nin tüm meselelerinin çözülmesi ve ortak gelecek inşası mümkündür.
Bunun için lazım olan tek koşul; SİYASAL İKLİMİN DEĞİŞMESİDİR.
Öncelikli ve hatta yegane vazifemiz; BUGÜNKÜ OTORİTERLİĞİN DERİNLEŞMESİNE DİRENMEKTİR.
Yeni Parti işte bunun için var.
El ele vermekten başka,
bu köhneliği defetmekten başka çaremiz yok.
Ezcümle:
HAYIRIM, BARIŞ VE DEMOKRASİYE DEĞİL,
TÜM İYİ NİYETLERİ ÇÜRÜTEN BUGÜNKÜ OTORİTER KAFAYADIR.
Seçim bölgem Trabzon başta olmak üzere, ülkemizin dört bir yanından yükselen itirazları, toplumda oluşan kaygıları ve milletimizin iradesinin yok sayılmasına yönelik tepkiyi görüyor ve duyuyorum.
İçeriği milletimizden saklanarak, yeterli demokratik müzakere ve şeffaflık sağlanmadan milletin temsilcilerinin önüne “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasası” adı altında getirilen bu kanun teklifini kabul etmiyorum.
Meclis gündemine getirilen “Çerçeve Yasa” teklifine, temsil ettiğim Trabzon halkının iradesine bağlılığımı ortaya koyarak ve yüzümü millete dönerek HAYIR oyu vereceğimi kamuoyuna saygıyla duyuruyorum.
Saygılarımla,
#yüzümüzümilletedönelim
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Biz haberciler için hayat demek gündem demektir. Seneler önce Habertürk’ten istifa edip bir süre evde oturduğumda haber okumayan, memleketle ve dünyayla ilgilenmeyen milyonlarca insan olduğunu fark etmiş ve çok şaşırmıştım!
@OzlemGurses
Devamı için;
https://t.co/9F9VG4suXt
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'dan tutuklanan Etimesgut Belediyesi Başkanı Erdal Beşikçioğlu'na yönelik dikkat çeken sözler:
"Adam uyuşturucu kullanıyor. Başkanın kullanıyor, başkan yardımcın kullanıyor.
Ne oluyor arkadaş? Siz kamu görevini nasıl yapıyorsunuz acaba? 'Bu onun özel yaşamıdır' diyemem.
Eğer siyasete girdiysen siyasetin koşulları var. Hele bugünkü siyasetin koşulları var. Ona uygun davranacaksın.
Özel hayatı için de, kamusal hayatı için de insanın kendine çeki düzen vermesini beklemek bizim hakkımız değil mi?" (Onlar TV)
Küçük çocuğum var diye bunu yapmak zorundayım demiş ağlayarak Özgür Özel ‘e .. O küçük çocuk büyüdüğü zaman bir babasına bir de Sinem Dedetaş’a bakacak .. Hayat seçimlerden ibaret .
Dedi ve üzerinden 2 ay geçmeden eğitimi rant kapısına çeviren, öğretmeni yoksulluğa, veliyi çaresizliğe mahkum eden düzeni kuranların arasına katılacağını açıkladı…
Üstelik de 14 Ağustos’ta yani AKP’nin kuruluş yıldönümünde, doğum günü hediyesi olarak kendini sunmaya gidiyormuş. Müthiş bir sembolizm.
CHP’den AKP’ye geçen milletvekilleri yazdıkları, söyledikleri, kıyafetleri, yüz ifadeleri ile bir kurban ritüeli performansı sunuyorlar. Bu gösteri kime derseniz her şeyden önce kendilerine…
Siyasi sahneye çıktığı ilk andan beri bağıran bıyıklı adamların karşısında başka bir siyasetin mümkün olduğunu bize gösterdi. Bugün o iftiraları atanlar bilsin ki Sinem Dedetaş yalnız değildir. Özgür günlerde buluşacağız.