Sözcü TV programcısı Murat Ağırel, Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek ve ailesinin Avrupa'ya uzanan servetini araştırmak için Almanya'ya gitti.
Oğul Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek'in Düsseldorf'ta kurdukları şirket üzerinden 4,5 milyon euro bedelle 18 daireli bir binayı satın aldığı, 8 milyon 500 bin euro karşılığında ise bir AVM satın almak için anlaşma imzaladığı öğrenildi.
Sıfır çalışanı ve cirosu olan şirkete Türkiye'den gönderilen paranın kaynağı ise henüz bilinmiyor.
https://t.co/yA2iXiLybA
Henüz otopsi esnasında kardeşimin intihar ettiğini bize dayatan vali Google geçmişinde intihara meyilli olduğunu savunduğu aramaları biz kabul etmeyince kamuoyuna servis etmişti.
Bu gelişmeyle beraber Google aramalarının kendilerinin yaptığı apaçık ortaya çıkmıştır. İntihar süsü vermek için bu yola başvurup uzaktan Google hesabı üzerinden telefona müdahalede bulunmuşlar.
Sayın Adalet Bakanına Çağrımdır :
Devletin mevki ve makamını, gücünü kullanarak cinayetin üzerini kapatmaya çalışan şahıslar hakkında gerekli bütün soruşturma yapılmalıdır.
@abakingurlek
#RojinİçinAdalet
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi serbest bırakıldı. 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız hala Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Suçlama şu: Sinem Dedetaş'a biri rüşvet vermiş.
Ne zaman vermiş? Bilmiyor.
Ne kadar vermiş? Hatırlamıyor.
Nerede vermiş? Yok.
Hangi iskan ruhsatı için vermiş? Bilmiyor.
Yani öyle bir müteahhit ki, inşaat yapacağı arsadan habersiz.
Böyle dandik, böyle fason ifadelerle tertemiz insanları suçluyorlar.
Bu millet bu düzmece kumpasları yer sanıyorlar. Görecekler...
— Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın geçmişte yaptığı bir konuşma:
“Belediye iki yıl önce mi kuruldu? Öncesi yok muydu arkadaşlar? Göreve geldiğimizde belediyeyle alakası olmayan aşevinin odası vardı. Şu anda belediyeye ait Kent AŞ'nin belediyede odası var diye soruşturma yürütülüyor.
Hepimizi de içeri alsanız bu milletin yüzü gülmeyecek. Bize istediğiniz kadar iftira atabilirsiniz. Serbest.”
SON DAKİKA….
Gülistan Doku Cinayeti Soruşturması Kapsamında 4’üncü Dalga Operasyonu Ayrıntıları Netleşti..
Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturması kapsamında, Erzurum İl Jandarma Komutanlığınca bu sabah 15 ilde 19 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Soruşturma kapsamında gerçekleştirilen ifade analizleri ile teknik, dijital ve saha çalışmaları sonucunda, Tunceli’de görev yapan bazı kolluk personelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasının ardından yürütülen adli süreçteki işlem ve eylemlerine ilişkin usulsüzlük ve delillere müdahale şüphesi doğuran bulgular elde edildi.
Bu kapsamda Nevşehir, İstanbul, Isparta, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Ordu, Aydın, Diyarbakır, Kayseri, Ankara, Erzincan, Eskişehir, İzmir ve Antalya’da gerçekleştirilen operasyonda;
1 emniyet müdürü, 1 emniyet amiri, 1 başkomiser, 1 komiser, 1 başpolis memuru, 10 polis memuru, 1 bilgisayar işletmeni ve 3 emekli polis memuru olmak üzere toplam 19 şüpheli hakkında işlem yapılmıştır. Operasyon kapsamında 21 adreste arama gerçekleştirilmiş, 18 şüpheli gözaltına alındı.
Tunceli Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolması ve olayın bir cinayetle sonuçlandığı yönündeki iddialara ilişkin yürütülen soruşturmada, delillerin bazı kamu görevlileri aracılığıyla karartıldığı şüphesi doğuran emareler bütün yönleriyle incelendi.
Tunceli ve Erzurum Cumhuriyeti Başsavcılığı soruşturma kapsamında elde edilen tüm bilgi, belge, bulgu ve deliller, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla büyük bir dikkat ve hassasiyetle değerlendirip soruşturma çok yönlü ve titizlikle sürdürülüyor.
Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı ve onlarca yurttaşın katili Hizbullahçılar serbest bırakıldı!
Evet, yanlış duymadınız.
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 1990’lı yıllarda başta Batman, Mardin ve Diyarbakır olmak üzere ülkenin birçok yerinde yüzlerce cinayet, yaralama ve eziyet suçuna karışmış Hizbullah terör örgütünün üst düzey yöneticileri Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında skandal bir karara imza attı.
Bu iki katili serbest bıraktı.
Bu skandal kararın nasıl alındığını anlatıyoruz...
Adalet Bakanına soruyoruz!
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyasına giren tespitler, Türkiye’nin yakın dönemde gördüğü en çarpıcı belgelerden biri olmaya aday.
Soruşturmada yer alan WhatsApp yazışmalarına göre, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, kendisi hakkında eleştirel paylaşım yapan sosyal medya hesaplarının tespit edilmesi ve kapatılması için ihraç polis memuru Gökhan Ertok’a talimat veriyor.
Savcılığın tespitlerine göre Ertok, söz konusu hesap sahibinin adresini belirliyor, resmi kayıtlarda yer almayan bir şafak operasyonuyla kişinin evine gidildiğini bildiriyor ve ardından elleri arkadan kelepçeli, yüzü kanlar içinde yerde yatan bir kişinin fotoğrafını Sonel’e gönderiyor.
Aynı yazışmalarda, “Cep telefonunu kopyaladık”, “Ön ve arka kamerayı izleyebiliyoruz”, “Eve iki adet böcek yerleştirdik, bir süre takip edeceğiz” ifadeleri yer alıyor. Sonel’in bu mesaja verdiği yanıt ise yalnızca iki kelime: “Teşekkür ederim kardeşim.”
Dosyada bununla da sınırlı kalınmıyor. Farklı operasyonlar, para transferleri, yurtdışına gönderilen kişiler, yüksek miktarlı uyuşturucu ve mal varlığına ilişkin bilgiler ile bazı kamu görevlileri için referans taleplerini içeren yazışmalar da savcılığın tespitleri arasında bulunuyor.
Hukuk devleti, kamu gücünün kullanımı ve devlet içindeki yetki ilişkileri bakımından cevap verilmesi gereken çok ağır soruları gündeme taşıyor.
Gülistan Doku'nun ablası Aygül Doku: "Vali biliyor kızınıza ne olduğunu. İl emniyet müdürü biliyor kızınıza ne olduğunu. Doktoru biliyor kızınıza ne olduğunu. Valinin koruması biliyor kızınıza ne olduğunu
Sadece siz o köprüde çaresizce katillerinize, kızınızı gömen ellere sarılıyorsunuz, diyorsunuz ki, 'Benim kızıma ne oldu?'
Ben en çok emniyet müdürüne, dönemin jandarma komutanına öfkeliyim. Diyorlar ki, 'Biz bilmiyorduk.' Bu kadar silahla, bu kadar taşkınlık yapan bir adam Tunceli'nin bu sokaklarında gezerken, il emniyet müdürü 'Ben bunu görmüyorum' diyor
Peki sormazlar mı adama, sen bunları görmüyorsan senin görevin neydi? Sen benim kızımı, sana emanet ettiğim kızımı neden koruyamadın?"
Bu görüntüler Mersin’den.
Tüm Akdeniz kıyısına yayılan ve yaşamı tehdit eden bu kirliliğin korkunç bir hikâyesi var!
Türkiye, dünyanın plastik çöplüğü haline getirildi.
2024’te ülkeye 1 milyon 290 bin ton plastik atık girdi. Birileri bu atıklardan para kazanırken, geriye denizimize, toprağımıza, havamıza ve sağlığımıza bırakılan zehir kalıyor.
Geri dönüşüm tesislerinin atık suları denize karışıyor. Kaçak atık yakılıyor. Tesislerde yangınlar çıkıyor. Mikroplastikler balıklara, midyelere, suya ve soframıza kadar ulaşıyor.
Yani mesele yalnızca denizde gördüğümüz bu plastikler değil.
Mesele, birkaç şirket daha fazla kazansın diye bütün bir bölgenin yaşam alanlarının ve halk sağlığının gözden çıkarılması.
Mersin Çevre Platformu ile birlikte hazırladığımız sorularla, ilgili bakanlıklara önerge verdik, konuyu meclis gündemine taşıdık:
Bakanlıklardan cevap bekliyoruz:
⚫Bu kirliliğin kaynağı nedir? Geri dönüşüm tesislerinin, gemilerin ve deniz taşımacılığının payı ne kadardır?
⚫Kaçak atık yakmalar ve atık tesislerindeki yangınlar neden engellenemiyor? Sorumlulara ne yapılıyor?
⚫Mikroplastik kirliliğinin insan sağlığına ve Akdeniz’de yaşayan halkın yaşamına etkileri araştırılıyor mu?
Ve asıl soru:
⚫Türkiye'yi dünyanın çöplüğü haline getiren atık ithalatı daha ne kadar sürdürülecek?
Çevreyi kirleten, halkın sağlığını tehdit eden bu düzenin bedelini halk ödemek zorunda değil!
Kâr için doğayı ve yaşamı feda edenlere karşı sözümüz de var, mücadelemiz de!
İktidar rakip gördüklerini önce takip ediyor, zaaflarını tespit ediyor, suç biriktirmesine izin veriyor ve sonra çöküyor.
Çünkü asıl amacı suçu önlemek değil: suçu siyasi mücadelede malzeme olarak kullanmak.
Eğer öyle olmasaydı, saf adalet mücadelesi veriyor olsalardı şu an tüm iktidar belediyeleri, bakanlar, iktidar partisi yöneticileri vb. tamamının gözaltında, mahkemelerde olması gerekirdi.
Şuan olaya tamamen tarafsız bir gözle bakıyorum. Ve şu soruları soruyorum:
1– Her sene AHBAP derneğini denetleyen ve sorun bulamayan İçişleri müfettişlerine de soruşturma açılacak mı?
2– Haluk Levent gözaltına alındığı esnada çadırcı Kerem Kınık’ın artist artist twitler atması normal mi?
3– Tam operasyon esnasında bakan beyin Kızılay’a bağış dekontu paylaşması normal mi?
4– Operasyondan 1 gün önce Ekrem İmamoğlu-Haluk Levent-Escort ifadesini trollerin aynı hesaplardan paylaşması normal mi?
5– Soruşturmadan tüm bu kişilerin önceden haberi var mıydı? Haberleri varsa soruşturmanın gizliliğini ihlal değil mi?
Bu durumda insanların “her şey planlı” demesi haksız mı?
Kurtuluş Savaşı kadroları için verilen idam kararında tasdiki var mı, var. Kuvayı İnzibatiye’yle iç savaş çıkarmaya çalıştığının belgesi var mı, var. Harrington’a, “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazıp, HMS Malaya’yla kaçırıldığının evrakı var mı, var. Siz müfredattan çıkardınız diye, biz bu tür kurgularla mevcut düzenden nemalanmaktan başka gayesi olmayan revizyonist propagandistlerinizi terbiye etmeye devam etmeyecek miyiz, edeceğiz. Eh, nafile çabalar.