KENTSEL DÖNÜŞÜM
Kentsel dönşüm kentlerin depreme hazırlanması demek değildir. İstersen bir kenti finans kente, tarihi kente, spor kentine, turistik kente etc., dönüşürtürebilirsin ama bunlar onları deprem kenti yapmaz . Kentte yaşam sadece yapı stokuna bağlı değildir. Yaşam için suya, elektriğe, gaza, yola, hastaneye, itfaiyeye ,köprüye. etc., ihtiyaç vardır. Bu nedenle deprem için kent bileşenlerinin sağlam olması gerekir
Bir kent yöntim, halk, altyapı, yapı stoku, ekosistem, çevre ve ekonomi ‘den oluşur. Saygılar
Bir uzmanlık öğrencisi bitirme tezliye ilgili ondan akıl alıyor, bir danışan çocukluğuyla ilgili zor meseleleri onun yardımıyla çözüyor. Karşımızda ‘her derde deva’ yapay zeka.
Mesele algoritmalar ya da yapay zekâdan ibaret değil. Asıl mesele, dünyanın artık canlı bir varlık olarak değil, ölçülebilir, yönetilebilir ve sömürülebilir bir kaynak olarak görülmesi. Ekonomik büyüme ve verimlilik takıntısı, sınırsız ilerleme inancı, ve insanın kendi köklerinden kopuşu asıl mesele.
İnsan artık göğe bakmıyor, toprağa dokunmuyor, sessizliğe katlanamıyor. Sürekli bağlı, sürekli meşgul, sürekli uyarılmış halde yaşıyor; ama bütün bu hareketin ortasında ruhu yavaş yavaş çürüyor. Modern çağ, insanı özgürleştirdiğini söylerken aslında onu görünmez ağlarla kuşattı. Eskiden zincirler demirdendi; şimdi ise ekranlardan, reklam dillerinden, veri akışlarından ve “ilerleme” denilen büyülü kelimeden yapılma prangalarımız var.
Her teknoloji, beraberinde bir dünya görüşü getirir. Örneğin sürekli hızlanan iletişim araçları, yalnızca haberleşme biçimimizi değiştirmez; dikkat süremizi, sabır kapasitemizi, hatta insan ilişkilerimizin ritmini de dönüştürür. İnsan giderek daha hızlı düşünmeye zorlanır, ama daha az derinleşir. Her şey erişilebilir hale gelirken hiçbir şey gerçekten içimize işlemez. Bilgi çoğalır, hikmet azalır.
Batı uygarlığı birkaç yüzyıldır insanlığa tek bir masal anlattı : Daha fazla üretim, daha fazla büyüme, daha fazla teknoloji bizi daha mutlu edecekti. Fakat bugün ortaya çıkan tablo bunun tam tersi : İnsanlık hiç olmadığı kadar bağlantılıdır ama hiç olmadığı kadar yalnızdır. Hiç olmadığı kadar zengindir ama hiç olmadığı kadar anlam kriziyle boğuşmaktadır.
Şehirler büyürken insanlar küçülmüştür. Sistem genişlerken ruh daralmıştır.
Modern çağ insanı toprağın ritminden kopardı. Mevsimleri unutan, geceyi ekran ışıklarıyla delen, sessizliği kayıp bir dil gibi yitiren bir uygarlık doğdu. Modern insan artık “ait olmak” istemiyor, yalnızca “kontrol etmek” istiyor. Nehirleri dizginlemek, genleri düzenlemek, bedenleri yeniden tasarlamak, ölümü geciktirmek, hatta insan doğasının sınırlarını aşmak…Bütün bunların altında aynı dürtü var: sınır tanımamak. Had bilmemek. Oysa insanı insan yapan şey biraz da sınırlı oluşudur. Ölümün bilgisi, kırılganlık, ihtiyaç duymak, acı çekmek, beklemek… Modern kültür bunları zayıflık olarak görüyor. Oysa tam tersine, insan ruhunun derinliği tam da bu kırılganlıktan doğuyor.
İnsanlar artık dünyayı “ev” gibi hissedemiyor. Geçmişlerinden utanmaya, geleneklerinden kopmaya, kendi kültürlerini bir yük gibi görmeye başlıyorlar. Her yer birbirine benziyor. Aynı kahve zincirleri, aynı ekranlar, aynı dil, aynı hız, aynı tüketim alışkanlıkları… Dünyanın çeşitliliği yerini küresel bir tekdüzeliğe bırakıyor. Bu bir medeniyet başarısı değil, büyük bir ruhsal çölleşme…
Eğer insan yalnızca optimize edilmesi gereken bir veri yığınına dönüşürse, sevgi, merhamet, dua, sadakat, yas, fedakârlık gibi şeyler nasıl ayakta kalacak? İnsanlığın yavaş yavaş “verimli ama ruhsuz” bir türe dönüşmesi an meselesi.
Ne yapmalı? Küçük direniş alanları mümkün. Toprakla bağ kurmak, sessizliğe zaman ayırmak, çocukları ekran kültüründen korumaya çalışmak, yerel topluluklar ve dost çevreleri oluşturmak, gelenekleri yaşatmak, ibadet etmek, yavaşlamak, dikkatini geri kazanmak…
Yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik veya ekolojik kriz olarak görülemez, bu aynı zamanda metafizik bir krizdir. İnsan artık neden yaşadığını bilmiyor. Sırtını yasladığı bir ülkü, zorlukları karşılayacağı bir anlam dizgesi yok. Her şeyin fiyatı var ama hiçbir şeyin anlamı yok. İnsanlar sürekli konuşuyor ama pek azı dinliyor.
Bazen çağın ortasında yapılabilecek en büyük direniş, hâlâ sessizce dua edebilmek, bir ağaca dikkatle bakabilmek, bir dostla telefonsuz oturabilmek, toprağa çıplak elle dokunabilmektir.
İnsan ruhu derinlikten beslenir. Belki de bu çağda en devrimci şey, bizi aynılık girdabına çeken akıntıya direnmek ve yavaşlamayı öğrenmektir.
Afganistan’da 6,1 deprem oldu. Yüzlerce insan öldü, binlerce yaralı. Çok sayıda bina yılıldı, köyler yok oldu. Niye? Deprem dirençli yerleşim alanlarına sahip değil de ondan. Bakın Kamçatka’ya 8,8 deprem oldu ne ölen var ne de 1 ev yıkıldı. Çünkü bilim ve teknolojinin olduğu DEPREM DİRENÇLİ BİR KENT. GELİN ÜLKEMİZİ DEPREM DİRENÇLİ yapalım. Ülkemize, milletimize yakışır. Artık canlarımızı toprağa vermeyelim. Sevgiyle
📌 İlahiyatçı Ali Kaya şirke dikkat çekiyor ve ikaz ediyor ama...
Bazı ahlâksızlar bunu "kesip biçerek" sanki şırke bulaşmış gibi bir forma sokuyor!
Yalan milyonlarca görüntüleme alıyor!.
Biz videonun orijinalini verelim...
Siz izleyin ve saptıranlara diyeceğinizi deyin!
DERTLEŞME:
Sabah haberleri dinliyorum. Balıkesir yöresindeki depremlerden bahsediyor. Bir uzman deprem mekanizmsından bahsediyor. Kendinden bahsediyor . Bu depremlerin normal olduğunu söylüyor. Kibarca meslektaşlarına laf çaktırıyor. Kısacası bir tehlike yok, eskiye devam. O görevini yaptı, medya yaptı, müsterihler. Yöneticilerden ses yok. Halkın pek umurunda değil, sadece korkuyuorlarmış. Doğruya talep yok. Doğru ne? Deprm dirençli kentler. Daha bir kaç gün önce, Kamçatka’da 8,8 deprem oldu bir kişi ölmedi, bir ev yıkılmadı. Bizde olsaydı on binleri toprağa verirdik. Niçin? Yeter artık. Gelin şu deprem dirençli kentlere başlayıp kurtulalım. Ne olur? Devletin, hükumetin bundan önemli görevi mi var?
Adaletiniz, sevdiklerinize adil olmanızla ölçülmez. Sizden olmayana, sizin gibi düşünmeyene, sizin gibi inanmayana karşı da adil olduğunuz zaman gerçekten adilsinizdir. #mustafaislamoğlu
KARDEŞİM!
GÜZEL ÜLKEMİN, İYİLİKLERİNE İNANDIĞIM GÜZEL İNSANLARI,
CANIM YURTTAŞLARIM👇
Yaşadığımız yangın faciaları, ekonomik kriz ve fakirlik, siyasetteki karmaşa, dünya savaşı çığırtkanlıkları.. erdem-sonrası dönemin acayiplikleri ile yorulduk, biliyorum.
Bir de şöyle bakalım👇
Bu güzel ülkede, ülkemizin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir ve istemek zaten dönüşmeye başlamaktır !
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol!
Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Siyasetçilerin “senin için, devlet adına” yaptığı seçimler istediğin gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, sanıyor musun ki ertesi gün farklı bir dünyaya uyanacaksın?
Dünyayı siyasetçiler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Devlet sonuçtur ve devlet insan içindir, insan devlet için değil.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur? Yaşadığım dünyayı, toplumu nasıl bulduğumdan daha iyi şekilde bırakabilirim?”
Siyasetçilerin “senin için devlet adına” yaptığı tercihler sonrası kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hisseden herkes; aslında sen ne kazanacak ne de kaybedeceksin!
Sadece yaşıyorsun. Ve yaşadığın şu an tek, benzersiz. Zamandan daha kıymetli bir zenginliğin yok.
Ömrünü değerli kılmak siyasilerin seçimlerini izlemek değil; çalışmakla, yaşam içindeki kendin için yaptığın yaşantı seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel günü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değerli kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “tercihle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul
“Mizah zorluğa karşı en azından bir “berabere kalma” durumu yaratır” demişti Octavio Paz
👇
“Kimsenin sahte felsefe diploması almaması biraz üzdü.”… şahane…
Bir zamanlar, insanların kaderini belirleyen kâğıt parçaları vardı; adına diploma derlerdi. Bu belgeler, insanın kim olduğunu değil ama kim gibi göründüğünü anlatırdı topluma. Bir evrakın sessiz onayıydı bu; hem bir merdivendi çıkmak isteyenler için, hem de bir süzgeçti, kimi geçirip kimi dışarıda bırakacağını çoktan belirlemiş bir düzenin parçası.
Ama sonra, diplomanın kendisinden çok, ona benzeyenlerinin konuşulmaya başlandığı yıllar geldi. Sahte diplomaların, yalan belgelerin, fotokopiyle çoğaltılmış hayallerin…
İnsanlar artık eğitimin niteliğini, gerçeğin gölgesinde kalan bilgiyi konuşmaz oldular. Çünkü hakikatin yerini skandallar, çabuk öfkeler ve hızlı unutuşlar aldı.
Ve bizler, diplomaların ve eğitimin niteliğini tartışmak yerine, diploması olmuş gibi yapanların öyküsünde kaybolduk.
Gerçekten öğrenmiş olanlar, kitap sayfalarının arasında sessizce beklerken, vasat olanlar sahnenin tam ortasında alkışlanıyordu. Zamanla herkes, kendi hakkının çalındığını düşündü; kimisi konuşarak, kimisi içine kapanarak yaşadı bu duyguyu.
Ve bir sabah, tıpkı eski hikâyelerdeki gibi, hepimiz birbirimizin yüzüne bakarak şunu hissettik: Adaletsizlik, öyle sinsice yayılmıştı ki, artık kimse nerede durduğunu bilmiyordu. Sessizce kimimiz içe, kimimiz dışa göçtük bu vasatlıktan kurtulmak için.
***
Vasatın ve sığlığın başarı ile ödüllendirildiği bir yerde diğerleri öfke ve anlamsızlıkla cezalandırılmış olur.
Öfkeden ve sahtelikten arındığımız bir gün olsun.
https://t.co/TMEkkmVzZJ
Polislerimiz,
İtfaiyecilerimiz,
Orman İşçilerimiz…
Bu 3 meslek grubunun ALIM GÜCÜNÜ muhakkak arttırmalıyız. Yaşam riski olan meslekler daima o extra primi almalı.
Gündem Hakkında yazmadığımı biliyorsunuz (İstisna için kusura bakmayın). Ama bu konu önemli, dayanamadım.
Sıkıntıların kaynağı "içeride" ise insanın gelişmesine; "dışarıda" ise depresyona ve gerilemeye yol açıyor. İçeriden sanılan bir çok dert ise aslında "dışarıdan" dayatılıyor...
Özetle: Kendimize has derdimiz olacak. Gereken bu…
Yoksa derdi başkası verir...
BEYİN-ZİHİN-BİLİNÇ-YAŞAM
Duyu organlarımız, görür işitir..
Beyin öğrenir
Zihin anlar
Bilinç anlamlandırır
Bilinç; zihnin, yaşamı anlamlandırma ve yaşam tarafından anlamlandırılma sürecidir
Bilinci oluşturan, zihin ve yaşam etkileşimi, ‘yaşantılar’ üzerinden akar
Yaşantılar, yaşamın zihinler ile “anlaşma” dilidir
Bakanların bir kısmı görür
Görenlerin bir kısmı öğrenir
Öğrenenlerin bir kısmı anlar
Anlayanların bir kısmı anlamlandırır
“Yaşayanlar” bu anlamlandıranlar arasından çıkar
Hayatta olmak, ömür sürmek başka şey, “yaşamak” başka şeydir
"Her şey içinde bulunduğu ağ ile vardır ve onunla oluşur (anlamlanır) ve onu oluşturur (anlamlandırır)"
#Penceremdenİstanbul
Dünya inanılmaz bir yere gidiyor. Gençlere bazı tavsiyelerim var:
Beni son 14 yıldır takip edenler, (Twitter’da AKTİF olduğum yaklaşık 10 -11 yıl boyunca) SÜREKLİ olarak geleceğin ne kadar değişeceğine yönelik twitler attığımı hatırlayacaklardır.
Gençlere bazı tavsiyelerim var:
1) İyi bir Üniversiteyi kazanamıyorsanız boşuna üniversiteye gitmeyin.
2) Spor ve Sanat alanlarında yetenekli iseniz o alanları değerlendirin.
3) Üniversitede TEKNİK alanları seçenler, seçimlerini gözden geçirsin. Yapay zekanın yapılan EN TEKNİK işi dahi elimine edebileceğini unutmayın.
4) Finansal Okur Yazarlık her zaman önemli idi ama artık ÇOK daha önemli olacak. Her kuruşunuzun değerini bilmeniz gereken bir dönem geliyor.
5) Vatandaşlık Parası (Minimum Yaşam Parası -ya da- Universal Basic Income) dönemine hazır olun. Mümkünse birden fazla pasaport sahibi olun.
6) Kısır tartışmalar ile (Din-Dil-Köken-Siyasi Görüş hakkındaki kavgalar ile) zaman kaybetmeyin. Elbetteki toplumsal olaylar önemli ancak eğer SAĞLIKLI ve VARLIKLI bir SİZ yok ise, ne kendinize, ne ailenize, ne çevrenize, ne de topluma bir faydanız olmaz.
7) Tek başınıza çözemeyeceğiniz konuların kavgası ile zaman kaybetmeyin. O zamanı 1,2,3,4 ve 5. Maddelere harcayın.
8) Gündemi MUHAKKAK çoklu kaynaklardan takip edin. Mümkünse muhakkak İngilizce öğrenin (Çoğu ana kaynak bu dilde)
9) Kimseyi Kıskanmak ile zaman kaybetmeyin. Kıskanmak yerine İMRENİN. Kıskanmak sizi içten içe YER bitirir. İmrenmek ise pozitif bir döngüye girmenizi sağlayabilir.
10) Mutlu olun.
Kanseri atlatan evladının balon uçurma hayalini gerçekleştirebilmek için “Arkadaşlar bizim fazla çevremiz yok. Oğlum kanseri yendi, balon uçurmak istiyor. Gelir misiniz?” çağrısında bulunan babayı ve evladını yalnız bırakmayan insanlar, muhteşemsiniz. Hepinizden Allah razı olsun