Bu pozisyon kanatta neden ters ayaklı oyuncu oynatılmasına karşı olduğumun göstergesi. Orada sağ ayaklı bir oyuncu olsaydı ya çekip şut çekerdi ya da bomboş pozisyondaki Haaland’a pas verirdi. Bunu anlatmak zorunda olmak bile çok acı. Oyuncu terse çekip şut atacak ve yılda 3-4 tane gol atacak diye pozisyonlar ölüyor.
Ankara'da gerçekleşen NATO Zirvesi, zannedilenin aksine en çok Türkiye'deki Batıcıları rahatsız etti. Gerek yurt içindeki muhtelif grupların gerekse yurt dışında yaşayanların idrak edemedikleri asıl mesele, Rusya'nın son 20 yıldır Batı'da yarattığı ve doğrudan doğruya güvenlik odaklı tedirginliktir.
Rusya'nın 2008'den itibaren başlayan ve 2014 ile yükselişe geçen yayılmacı tavrını, 2022'deki Ukrayna saldırısına kadar kavrayamayan Batıcılar, Batı'nın en önemli kolektif kurumlarından biri olan NATO'nun Türkiye'ye karşı değişen tavrını da anlamaktan çok uzak kalıyorlar.
Bir fikir akımı olarak ortaya çıktığı günden itibaren özünde, Batılı değerlerle birlikte Batı'ya eklemlenme yaklaşımını benimseyen ve post-modern dönemle birlikte daha çok demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve çoğulculuk gibi kavramlar üzerinden Türkiye'de anlam dünyası oluşturmaya/transfer etmeye, iktidarlar üzerinde nüfuz alanı yaratmaya çalışan ve oldukça da başarılı sayılabilecek olan Batıcılar, son dönemde Batı'nın ve özellikle Avrupa'nın yaşadığı güvenlik kaygılarını anlayamamaları sebebiyle şaşkınlık yaşıyorlar.
Uzun yıllar boyunca başta terörizm olmak üzere, iç ve dış kaynaklı güvenlik sorunlarıyla boğuşan ve benzeri sorunların bulunduğu bölgelerin tam ortasındaki bir coğrafyada yer alan Türkiye'nin tutumunu sürekli olarak Batı'ya şikayet eden Batıcılar, şimdi aynı sorunlarla daha küçük ölçekte muhatap olan Batı'nın, daha önce şikayet ettikleri konulara artık duyarsız davranması karşısında dumura uğruyorlar.
Batıcı tayfanın anlayamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği Türkiye'nin temel güvenlik meselelerinin önemi, bizzat Batı tarafından Batıcılara bir ders gibi izlettiriliyor. Batı, gerek söylem gerekse eylem düzeyinde güvenliğin bir devlet için temel öncelik olduğunu ve güvenlik tesis edilmeden refah devletinin oluşturulamayacağını her fırsatta gösteriyor.
Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da NATO yeni dönemde, kurucu antlaşmasındaki Batılı değerlerin yaşatılmasının ön şartının güvenlik olduğu yönünde bir strateji belirlemiş durumdadır. "NATO 3.0" olarak adlandırılan bu dönemin temeli de doğal olarak böyle şekillenmektedir. Dolayısıyla Türkiye de mevcut durumuyla önemi artan bir üye olarak kabul görmüştür. Zira Batı, buna mecburdur çünkü Türkiye'nin en az yarım asırdır yaşadığı iç ve dış güvenlik tehditleri karşısında geliştirdiği strateji, Batı'nın yeterince tecrübe etmediği tehditler karşısında bir merak uyandırmaktadır. Bir başka deyişle Batı, maruz kaldığı tehditlerin çok ötesindeki sorunları bertaraf eden Türkiye gibi bir emsalden, kolay kolay vazgeçememekte ve gücünden yararlanmak istemektedir. Roller değişmiş ve "Soğuk Savaş (NATO 1.0)" döneminde üye olmak isteyen Türkiye'nin yerine artık "Soğuk Savaş Sonrası (NATO 2.0)" dönemde önemi artan, "2022 Sonrası (NATO 3.0)" dönemde ise üye olmaya devam etmesi ve birikimini paylaşması istenen bir Türkiye gelmiştir.
Kısacası Türkiye'nin gidişatından memnun olmayan Batıcılar, bel bağladıkları Batı'dan, artık bir destek alamayacaklardır. Artık bu durumu fark eden ve muhtelif odaklarda faal olan Batıcılar için yolun sonu görünmekte, faydalanma ve fonlanma dönemi sona ermektedir. "Ben sana mecburum!" diyerek Batı'dan birkaç asırdır karşılık bulanlar, artık şu dizelere alışmak durumundadırlar: "Hicrân oku sinem deler, olmaktadır hâlim beter..."
Türkiye'nin Yunanistan ile olan ilişkileri ve özellikle deniz yetki alanları sorununa ilişkin özlü bir yazıyı kaleme alan Kutay Hoca'yı tebrik ederim. Aşağıdaki şu önerileri de son derece yerinde:
"...Benim kanaatim odur ki önümüzdeki dönemde Türkiye’nin izlemesi gereken politika üç sacayağı üzerine oturmalıdır. Birincisi; uluslararası hukuktan taviz vermeyen güçlü bir diplomatik mücadele. İkincisi; savunma sanayiini ve askeri caydırıcılığı sürekli güncel tutan güvenlik politikası. Üçüncüsü ise bölgesel iş birliklerini artıran, Türkiye’yi yalnızlaştırmayan çok yönlü dış politika anlayışı."
Adalar askeri kaleye mi dönüşüyor? - Dünya Gazetesi https://t.co/7ucWMpIyCz
Mete Yarar: ROKETSAN gemisavar balistik füze fırlattı. NATO'da böyle bir şey yok. Bin kilometrelik bir çerçevede hiçbir gemi güvende değil. Eğer İran'ın elinde olsaydı ABD bin kilometre yaklaşamazdı.
@serhatibrahim@meteyarar#NetBakış
Şehit arkadaşlarının mübarek naaşını, Irak'ta inlerinde yaşayan teröristlerin elinde bırakmamak uğruna, 6-7 Temmuz 2025'te ay yıldızlı al bayrağa sarılan şehitlerimize rahmetle, minnetle, saygıyla...
Hayatın en önemli kurallarından biri de ölçülü olmak ve dengeli davranmaktır. Her konuda, bu iki tutum dikkate alınmalı ve hareket noktası olmalıdır.
Özellikle övgüde ve yergide, ölçü ve denge dikkate alınmazsa gün gelir, komik duruma düşülür; an olur, acınacak hâle gelinir.
Zaman çabuk akar, hayat hızlı geçer. Yarını çok uzak zannedenler, bugünün sarhoşluğuna kapılanlardır. Yarın ayıldığında pişman olmak istemeyen, bugün sarhoşluğa yeltenmemelidir.
Yarının pişmanlığı, bugünün ölçüsüzlüğünden ve dengesizliğinden doğar.
Soru: "Size en ağır eleştiriyi kim yapabilir?"
Fatih Tekke: "O tarz bir eleştiriyi bana yüz yüze bir Allah'ın kulu yapamaz. Yaparsa da ben karşılığını veririm.
Ahmet Hakan:
Deniz Göktaş’ın yaptığı din şakasına sonsuz destek veren DEM’liler, daha dün Kürt kadını fıkrası anlatan 90 küsur yaşındaki iş insanını bir kaşık suda boğmaya kalkışıyorlardı.
Ne yani?
Bizde sadece din / iman / Kuran / Allah mı dokunulmaz?
Atatürk de dokunulmaz. Alevilik de dokunulmaz. Etnik kimlikler de dokunulmaz.
Bizdeki esas sorun şurada:
- Başkasının dokunulmazına dokunulduğunda: Sınırsız mizah nutukları atıyoruz.
- Kendi dokunulmazımıza dokunulduğunda: Böyle mizah olmaz tavrı koyuyoruz.
Sonuç olarak...
Bizim toplumumuzda “sınırsız mizah özgürlüğü” masaldır ama “sınırsız ikiyüzlülük” buz gibi gerçektir.
Basket U17 deki bizim çocukları da kaydedelim!…Omer Kutluay ve arkadaşları, ev sahibi seyircinin önünde Fransa'ya karşı 13-0'lık bir seriyle maçı KAZANIYOR…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan İsrail'e rest çekti:
"İsrail kendisine bir düşman yaratmaya çalışıyor.
İsrail veya başka bir aktör.. Milli çıkarlarımızla çakışırsa bizim kimseden korkacak, çekinecek, geri adım atacak halimiz yok.
Kavga bizim işimiz, hiç problem değil."
Bu zamanın en yerine oturan cümlesi; “Haklının acelesi yoktur”
Ama bu günlerde kırıp incittiklerinize çok dikkat edin, bunca yıl mücadele edenlere yönelik haketmediği cümleleri sarfetmeyin.
Belki helallik alacak imkanınız olmayabilir…
Bir mesele bir insana, aklının kapasitesi kadar anlatılabilir. Bu kişiden, kapasitesinin ötesinde bir kavrayış beklemek, boşa kürek çekmektir. Bu durumun farkında olmamak ise anlatan bakımından sadece zaman israfı değil aynı zamanda bir çeşit körlüktür.
Mete Han'dan Alpaslan'a, Fatih Sultan Mehmed'den Mustafa Kemal Atatürk'e uzanan şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu bir geçmiş.
Dünyaya huzur ve adalet getiren Türk Kara Kuvvetleri'nin 2235. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.
Güney Kore’de bir televizyon kanalı, Güney Afrika yenilgisi sonrası teknik direktörünün yüzünü bile bulanıklaştırdı.
Bizde ise Milli Takım, yapılan eleştirileri ağır buluyor. Görünen o ki biz az bile eleştirmişiz; başarısızlığın olduğu yerde hesap vermek, eleştiriden kaçmak değil, onu kabul etmektir.
"Tarihten önce vardık, Tarihten sonra da varız." ifadesinin somutlaşmış ve çelikleşmiş iradesi olan, gerektiğinde Türk'ün sevgisini de öfkesini de göstermesini bilen Türk Ordusu'nun 2235. yılı kutlu olsun.