Galatasaray birkaç yıl önce ligi 13. tamamladı. Kusuru kendinde aradı. Yönetimini, hocasını değiştirdi. Kadrosunu yeniledi.
Beşiktaş’a 5-0 yenildi. Tüm takım olarak kazanan rakibi alkışladı. Ders çıkardı.
Fenerbahçe’ye 2-0 yenilip Süper Kupayı kaybetti. Yönetimin yağmurluk beceriksizliğinden, hocanın kadro seçimine, oynanan kötü oyuna dek iğneyi, çuvaldızı kendisine batırdı.
Frankfurt’tan 5 yedi, takımı ve hocayı acımasızca eleştirdi.
5-2’nin avantajıyla gittiği Juventus deplasmanında 3-0 yenik duruma düşüp, uzatmalarda turu atladı. Dünya devi rakibini eleyip ilk 16’ya kalmasına rağmen sevinmedi. Ben nerede hata yaptım diye düşündü.
Lenin’in dediği gibi yenilgi zamanları en iyi okuldur ve Galatasaray bu okulu çok iyi kullandı.
Rakipleri ise tüm avantajlı hakem kararlarına rağmen yenildiğinde; özeleştiri mekanizmasını çalıştırmak yerine gürültü çıkarma peşinde.
Galatasaray’ın temsil ettiği duruş, vizyon,öğrenme kabiliyeti rakiplerinden katbekat ileri. Her seferinde tekrar kalbimi çalıyor bu yaklaşım. İyi ki Galatasaray var.
Gencecik bir insanın ölümünden %100 sorumlu olan Zehra Kınık’ı, babasının nüfuzundan dolayı mahkemede böyle koruyan polisler, öğrencilere gelince eyleme katıldı diye işkenceyle göz altına alıyor.
Buyrun size adalet, buyrun size eşitlik.
Sizin Allah'ınız kitabınız yok mu?
Sizin dininiz imanınız yok mu?
Sizin edebiniz ahlakınız yok mu?
Sizin vicdanınız merhametiniz yok mu?
Sizin utanmanız arlanmanız yok mu?
Ulan dünyanın hangi ülkesinde köpekler evinin önünde oynayan çocuğu parçalıyor?