Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler
◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı.
◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, ��rlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da…
◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı.
◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu.
◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda.
Detaylar soL’un haberinde 👇
https://t.co/Mlq02CFQOe
Ahmet Telli, Belki Yine Gelirim:
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi
tük��rsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
Ataol Behramoğlu'ndan Ahmet Telli'ye veda mesajı:
“Ahmet Telli altmışlı yıllar şiirimizin en seçkin şairleri arasındadır.
Bu kuşağın en belirgin özeliği duygusalığı reddetmeden gerçekçi olmaktır.
Tıpkı Nazım Hikmet, tıpkı Ahmed Arif şiiri gibi.
Nerede haksızlık varsa Ahmet Telli ve şiiri ,karşı çıkmak için oradadır.
Şiirinin de kendisi gibi bilge ve yumuşak bir sesi vardır.
Aynı zamanda bir aşk şairidir o.
Gelecekte de özellikle genç kuşakların sevgiyle okuyacağı , bu nedenle her zaman genç kalacak bir şairimizdir.
Unutulmayacak.”
https://t.co/Uv1irkSZnk
Ali İsmail’i 13 yıl önce kaybettik.
Onu katledenler, ülkemizi yağmalamaya ve emperyalist operasyonların ortasına atmaya devam ediyor.
Bu ülkenin aydınlık yarınlarından korkanlar haklılar, korkmaya devam etsinler!
Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyayı mutlaka kuracağız!
Haziran Direnişi'nde milyonlarca yurttaşımızla birlikte sokağa çıkan, AKP zorbalığına ve hukuksuzluğuna karşı boyun eğmeyen gençlerden biriydi. Bir sokak başında hain ve vahşice saldırıya uğradığında daha 19 yaşındaydı.
Bugün aramızdan koparılmasının üzerinden tam 13 yıl geçti. Acımızı ve öfkemizi güçlendiren, büyüten 13 büyük yıl...
Sözümüz var ona, tutmaktan başka bir yolumuzun olmadığı bir söz.
Ali İsmail'in düşlerindeki özgür dünyayı kuracağız, mutlaka!
Mahkemeye tutuklama talebiyle sevk edilen 3 arkadaşımız hakkında 2 hafta ev hapsi kararı verildi.
Tüm yoldaşlarımız iyi, moralleri yüksek, bağımsız ve eşit bir ülke için mücadeleyi yükseltmeye kararlılar.
NATO’cular utançla yaşamlarına devam edecek, biz boyun eğmeyeceğiz!
sanat apolitikleştirilemez ve hayattan koparılamaz. hayatın kendisi politiktir. sanat hayatın kendisini ortaya koyar. apolitik sanatı kabul edersek etliye sütlüye karışmadan para kazanan ticari figürler olur, insanlıktan ve sanatçılıktan çıkarız.
değerlerimiz, inançlarımız elbet ki önemlidir. kendi hayatlarımızda doğruları yaparak değerlerimize ve inançlarımıza sahip çıkmalıyız. "sanatçı sanatını yapsın, beğenmeyen gitmesin" ikliminde yaşamak isterdim.
deniz'in ve bugün tutuklanmamış ama otosansür uygulamak zorunda kalmış, yaratıcılığını kısıtlamak zorunda kalmış, belki korkan bütün sanatçılarımızın ve halkımızın yanındayım.
yanında olmam hiçbir şeyi değiştirmez pekala farkındayım. fakat fikirlerimi söylemeden hayatıma devam ettiğimde kendime saygım azalıyor. "sen sanatını yap" diyeceklere de şimdiden sanatçının hayatının sanat olduğunu ve tavrının, duruşunun da sanatçılığının tam da kendisi olduğunu söylemek isterim.
Okulumuz mezunu Deniz Göktaş bugün gözaltına alındı. Bunun münferit bir olay olmadığının, AKP iktidarının kendi kalıplarına uymayan her şeye karşı tahammülsüz davrandığının farkındayız.
Deniz’in yanındayız.
Deniz Göktaş serbest bırakılmalıdır
AKP iktidarı NATO zirvesine günler kala adeta ülkede terör estiriyor. Geçtiğimiz haftalarda yüzlerce kişi NATO zirvesiyle bağlantılı olarak gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Operasyonların yürütülme biçimi, hedef aldığı kişiler ve suçlamalar iktidarın asıl hedefinin NATO karşıtlığını kriminalize etmek olduğunu açık bir şekilde gösterdi. AKP iktidarı NATO’yu siyasal bir tartışmanın konusu olmaktan çıkarma, ülkeyi tehlikeli bir maceraya sokan yeni NATO planlarına dahil olurken herhangi bir siyasi ve toplumsal itirazla karşılaşmama derdinde.
Aynı dönemde komedyen Deniz Göktaş'ın hedef tahtasına oturtulması ve bugün gözaltına alınması, halkın vicdanına ve adalet duygusuna seslenen, düzenin ürettiği akıldışılıkları görünür kılan mizaha duyulan tahammülsüzlüğün ifadesidir. Bu hukuksuz uygulamaya derhal son verilmeli, Göktaş da NATO zirvesi kapsamında tutuklananlar da derhal serbest bırakılmalıdır.
NATO karşıtlığını kriminalize etmeye çalışan, düzenin akıldışılıklarını teşhir eden mizaha tahammül edemeyen AKP iktidarına karşı ifade özgürlüğü talebi ve otoriterlik eleştirisine sıkışmış bir karşı koyuş hiçbir olumlu sonuç yaratmamakta, yaratmadığı ölçüde AKP’nin vites yükseltmesine neden olmaktadır. AKP’nin özgürlükler alanına hunharca saldırıları ancak sermaye düzeni adına ülkeyi sürüklemekte olduğu uçuruma karşı örülecek siyasi bir duvarla püskürtülebilir.
Halkımızın vicdanını ve sağduyusunu, sermaye düzeninin akıldışılıklarına karşı öfkesini örgütlü bir siyasal mücadeleyle mutlaka buluşturacağız.
NATO, bu ülkeye onursuzluk ve ölümden başka bir şey getirmeyecektir.
Komer’in arabasını yakanlardan aldığımız bağımsızlıkçı ruhla mücadeleye devam ediyor, herkesi 5 Temmuz’da, Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan NATO Karşıtı Büyük Miting’e davet ediyoruz.
ODTÜ’nün ve ülkemizin tarihi, emperyalizme karşı bağımsızlık kavgası veren devrimcilerin, Vietnam Kasabı Komer’in arabasını yakanların tarihidir.
Dünyanın dört bir yanına savaş götüren kara sis bulutlarına karşı aydınlık bir geleceği, sosyalizm ısrarını gösterenlerin tarihidir.
Bu antiemperyalist iradeyi sürdürerek, herkesi 5 Temmuz'da Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştireceğimiz NATO Karşıtı Büyük Miting'e çağırıyoruz!
Kavgamızın şairi Nâzım Hikmet bundan tam 63 yıl önce aramızdan ayrıldı.
Doğup büyüdüğü yıllarda bir imparatorluğun çöküşüne, Kurtuluş Savaşına tanıklık etmiş; memleketi için çıkış yolu aramaya daha o günlerden başlamıştı.
Nâzım; memleketini çok seven, şiirleriyle mücadelenin sesini yükselten komünist bir şairdi. Hayatında en değer verdiği şey partisi ve mücadelesiydi, tüm yaşamını bunun üzerine kurdu.
Bugün ise, emperyalist saldırganlığın ve sömürünün arttığı günlerden geçiyoruz. Ülkemizde, başkentimizde eli kanlı terör örgütü NATO’yu ağırlamak isteyenlere Nâzım’ın dizeleriyle sesleniyoruz: Paranın padişahlığına, yobazın karanlığına, yabancının roketine geçit vermeyeceğiz!
Türkiye Komünist Gençliği mücadeleyi büyütmeye çağırıyor. Nâzım’a verdiğimiz sözümüzü tutacak, insanın insana kulluğunu yok ettiğimiz bir düzeni mutlaka kuracağız!
Kalemini daima işçi sınıfından yana kullandı: Terlemiş alınların ve nasır tutmuş ellerin yazarı Orhan Kemal
Toplumcu edebiyat ve toplumcu mücadelenin eşsiz gözlemcisi, yazarı, emektarı Orhan Kemal’i aramızdan ayrılışının 56. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
https://t.co/rI4uqyK7CZ
Bu halk zorbalara boyun eğmez!
2013 yılının 31 Mayıs akşamı binlerin akın ettiği Taksim’de başlayan ve memleketin dört bir yanına yayılarak milyonlarca emekçinin parçası olduğu Haziran Direnişi halkın boyun eğmeyeceğini, bu memlekette umudun tükenmeyeceğini gösterdi.
AKP, muhalefetin ve iktidar ortaklarının da yardımlarıyla Türkiye’yi esir almış ve düzen siyaseti halkı bu esarete alıştırma görevini üstlenmişti. AKP Türkiye’yi dönüştürmek için cüretli adımlar atarken ona engel olabilecek hiçbir güç yok gibi gözüküyordu.
Haziran Direnişi her şeyden önce bunun doğru olmadığını ispat etti: Düzen siyaseti ve meclis muhalefeti yıllar boyunca halkı oyalamıştı, oysa ki halk hareketi AKP’yi durduran ve Erdoğan’a sınırlarını gösteren asıl güçtü.
Haziran Direnişi’nden sonra 13 yıl boyunca yaşananlar da bunu kanıtladı. Halkın öfkesinden ve Haziran’da ortaya çıkan enerjisinden korkulmuştu. AKP bunu her fırsatta direnişin meşruiyetine saldırarak, direnişin kökünün dışarıda olduğuna dair kanıtlar uydurarak gösterdi. Muhalefet ise kendi kontrolünde olmayan bir hareketin mevcut sistemin meşruiyetini de sarsabileceğini bilerek buna yol açmaması için sorumluluk üstlendi.
Halbuki Haziran Direnişi’nde özgürlükleri için mücadele edenler laik ve yurtsever duyarlılıklarla hareket etmiş, AKP projesinin zıttı olarak “dış güçler”in müdahalelerine izin vermemiş, ayaklarını memleketin toprağına basmasını bilmişti. Haziran Direnişi’nin bu karakteri, topraklarımızın AKP eliyle yeni NATO birliklerine açıldığı, ülkemizin daha Amerikancı ve NATO’cu bir eksene doğru sürüklendiği bugünlerde daha büyük anlam kazanmaktadır.
Bu halk kaderini kendi eline aldığında parlamış, özgüvenini kazanmış ve Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından birine imzasını atmıştır.
Karanlığın içerisinde bir işaret fişeği gibi parlayan bu direnişi selamlıyoruz.
“Sokak, efendi çocukların, paşa çocukların, cici çocukların pek hakim olamadıkları bir yerdir. CHP yöneticileri, bir kez sokağa çıkmayla bile çocuklarının terbiyesinden bunca endişeye kapılırlarsa, sonra bebelerini eve kapamak zorunda kalan ana babaya dönerler.