IŞİDe karşı onlarca sosyal medya paylaşımı olan birine IŞİD operasyonu yapıyorlar.
Yatak odasından henüz çıkmam��ş karı kocaya hedef gözetmeksizin göğüs üstüne ateş ediyorlar.
Kadını kafasından vurup beynini çocuklarının önüne akıtıyorlar.
Üstüne kocayı da öldürüp bize ateş etti yalanını yayıyorlar.
Ama evden silah çıkmıyor.
Polislerin olduğu yönde kurşun izi yok.
Kamera kayıtlarını da paylaşmıyorlar.
Adalet çoktan ölmüş.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
23 Haziran 2026'da Ankara Haymana Sazağası Köyü'nde polis kurşunu ile öldürülen Muhammed Kavi ve eşi Nazan Kavi'nin öldürüldüğü evde Muhammed Kavi'nin babası İzzet Kavi ile olay anını konuşuyoruz!
İzzet Kavi : "Bir kere biz gariban insanlara bu yapılır mı? Savcı gelmesi gerekirdi. Müfettiş gelmesi gerekirdi. Herhangi bir karakoldan biri gelmesi gerekirdi. Bir vekil gelmesi gerekirdi. 44 gündür bu olay oldu. Bir bilgimiz yok."
NATO Zirvesi Öncesi Operasyonda Öldürülen Muhammed Kavi’nin Babası: “Oğluma Yargısız İnfaz Yapıldı”
🔻Ankara’nın Haymana ilçesinde NATO Zirvesi öncesinde IŞİD gerekçesiyle düzenlenen operasyonda eşiyle birlikte hayatını kaybeden Muhammed Kavi’nin babası, kendilerini ziyaret eden Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na olay gecesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
🔻Kavi’nin babası, gece saat 03.00 sıralarında polislerin evin kapısını çalarak oğlunu sorduklarını belirterek, “Muhammed içeride uyuyor, çağırayım dedim ancak dinlemediler. Yatak odasına doğru ateş açmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
🔻Olayın kamuoyuna “çatışma” olarak servis edildiğini söyleyen baba, evlerinde herhangi bir silah bulunmadığını belirtti. Oğlunun IŞİD ile bağlantısının olmadığını, aksine IŞİD’e karşı olduğunu ifade eden baba, “Oğlum ve gelinime yargısız infaz yapıldı.” dedi. Operasyon sırasında polis kameralarının kayıt yaptığını belirten baba, görüntülerin kamuoyuna açıklanmasını, olayın tüm yönleriyle araştırılmasını talep etti.
Yanmış.
Ama bebeğini sarmış-sarmalamış-korumuş.
İtfaiye su vermiş ve güvende olduklarından emin olana kadar yanlarında durmuş.
Ya kurtulamayanlar 😢
Avrupa yanıyor.
Kanada yanıyor.
Dünya yanıyor.
Ve tüm bu korkunç yangınların doğal olmadığını herkes biliyor. 🥺
Yangın konusu benim içimi sanki dağlıyor.
Lütfen dua edin
Müminin duası çok güçlüdür.
Dua edelim, tüm masumlara yapılan bu korkunç zulüm son bulsun.
Dünya yaşanmaz olacak kadar kötü günlere gidiyor.
5-10 manyak, yüzlerce devleti esir almış sanki.
Gökyüzüne savaş açılmış,suya, ormanlara, hayvanlara, çocuklara, bebeklere, masum olan herşeye ...
İnsanlık ayağa kalkmalı..
İnsanlık artık ayağa kalkmalı.
Masum olan herşeyi korumak için herşeyi yapmalıyız.
Bugün İl Tarım'dan geldiler.
Çevredeki tüm bahçeleri gezmişler.
Sonunda dediler ki: "En verimlisi burası."
Sonra aynı ağızla sordular:
"Abi sen okuyup üflüyor musun?"
Güldüm.
"Okuyorum ama üflemiyorum" dedim.
"Doğa bana rehberlik ediyor. Ben doğanın yolundan gidiyorum."
Çünkü doğanın kitabında manipülasyon yok.
Ticari beklenti yok.
Bayi dayatması yok.
Sadece denge var.
Yeter ki gözlem yap.
Toprak ne istiyorsa onu ver.
Solucanı öldürme, toprağı zehirleme.
Doğa kendi kendini tamir eder.
Siz 4 yıl okul okudunuz.
Biz deneyelim dedik.
Siz toprağa kimyasalın adını ezberlettiniz.
Toprak 4 milyar yıldır okul okumadan vermeyi biliyor.
Verimlilik ilaçla gelmiyor.
Gözlemle geliyor.
Sabırla geliyor.
Doğaya düşman olmayınca geliyor.
#DoğalTarım
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde geçimlerini sağladıkları tek inekleri uçurumdan dü��erek telef olan anne ve oğlu, olayın ardından büyük üzüntü yaşadı.
İshak Özbek:
Tek geçim kaynağımız buydu. Ailemizden biri ölmüş gibi üzüldük.
Devletimizden yardım bekliyoruz, çok mağdur durumdayız.
Bolu'da köylere su sayacı takılması protesto edildi.
"Bu suyu 8 km öteden biz kendi imkanlarımızla getirdik. Bugün il özel idaresi sayaç takıp bizden kendi suyumuz için para istiyor. Bu su atalarımızın suyu."
🔴 Özbek muhacir aile şafak operasyonuyla gözaltına alınarak Geri Gönderme Merkezi'ne götürüldü.
Abdülhayev Kemaleddin, eşi Mahmudova Halidehan ve 4 ve 2 yaşlarındaki çocukları, 17 Temmuz sabahı İstanbul'daki evlerine yapılan operasyonla gözaltına alındı.
Baba Kemaleddin Çatalca Binkılıç GGM'ye, eş ve çocuklar ise Arnavutköy GGM'ye sevk edildi.
Ailenin yakınları, Özbekistan'a iade edilmeleri halinde can güvenliklerinin olmayacağını belirterek yetkililerden yardım bekliyor.
Dr. Peter McCullough showed us the CDC fully redacted every word of a 148-page myocarditis study on people who took the COVID vaccine.
Pfizer recorded 1,223 deaths in first 90 days and the FDA fought in court to bury the dossier for 55 years.
That's a coordinated cover-up by CDC, FDA, NIH & global regulators hiding massive vaccine harm.
"We're witnessing active suppression of a colossal consumer product safety debacle affecting the entire world!"
Köyler boşalıyor, tarlada yaş ortalaması 60’ı geçti: Emek yoğun sebze ve meyvenin lüks olacağ�� bir döneme giriyoruz.
Tarımda asıl çöküş fiyatlarda değil çalışacak genç işçi havuzunun tükenmesinde yaşanacak
Bamya 10 yıla kalmaz market raflarından kallkabilir
Tarımdaki işçi krizi ve emek yoğun ürünlerde sadece "hasat işçiliğinin" kilogram başına üretime bindirdiği yük, sahadaki gerçekliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Günlük toplam işçi maliyetinin (net yevmiye + dayıbaşı + servis) 2.000 TL baz alındığı senaryoda tablonun dökümü:
Ürünlere göre günlük toplama miktarları ve sadece kilogram başına düşen işçilik maliyeti:
Bamya
• Günlük Miktar: 20 – 40 kg (Ort. 30 kg)
• Kilogram Maliyeti: 66 TL – 100 TL
Çilek
• Günlük Miktar: 40 – 70 kg (Ort. 50 kg)
• Kilogram Maliyeti: 28 TL – 40 TL
Kiraz
• Günlük Miktar: 50 – 80 kg (Ort. 60 kg)
• Kilogram Maliyeti: 25 TL – 40 TL
Maydanoz
• Günlük Miktar: 40 – 60 kg (Ort. 50 kg)
• Kilogram Maliyeti: 33 TL – 50 TL (Bağ başına yaklaşık 2 TL - 2.5 TL)
Taze Fasulye
• Günlük Miktar: 50 – 80 kg (Ort. 60 kg)
• Kilogram Maliyeti: 25 TL – 33 TL
Aronya
• Günlük Miktar: 50 – 90 kg (Ort. 70 kg)
• Kilogram Maliyeti: 22 TL – 40 TL
Biber (Sivri / Kapya)
• Günlük Miktar: 150 – 250 kg (Ort. 200 kg)
• Kilogram Maliyeti: 8 TL – 13 TL
Gübre, ilaç, sulama, tohum, ambalaj ve nakliye henüz işin içine dahil edilmeden, sadece insan emeği bamyada kiloyu doğrudan 100 TL'ye dayandırıyor.
Tarımda asıl kriz fiyat değil, parası verilse dahi tarlada çalışacak genç işçi havuzunun tükenmesidir.
Ateşkes var diye insanların dikkati Gazze'den başka bir tarafa çevrildi. Oysa işgal ve zulüm ateşkes adı altında devam ediyor.
Müslümanlar olarak yüz yıllık uykudan uyanıp gerçeklerin farkına varmamız gerekiyor.
Katledilen Narin Güran ve ailesi için adalet çağrısı sürüyor
🔻Narin dosyasında üzeri örtülen gerçeklerin ortaya çıkarılmasını, yeniden yargılama yapılmasını ve adaletin sağlanmasını talep eden Güran ailesi, 19 Temmuz Pazar günü saat 18.00'de İstanbul Şişhane Meydanı'nda düzenlenecek basın açıklamasında yeniden yargılama çağrısında bulunacak.
Siyaset üstü bir Roma iradesi depremi planlayıp insanları öldürebiliyor. Ardından göndereceğiniz yardımları bile kurduğu tuzak ile halktan gizliyor.
Haluk Levent'i "en güvenilir adam" yapıp yardımları çalan, yüzbinlerce insanı deprem ile öldüren aynı yapı.
Kızılay çadırları Haluk Levent'e 46 Milyon'a satıp linç yemişti ama Ahbap yine kahramandı.
Depremi 6.66 olarak duyuran İçişleri bakanı kahramandı.
3 gün sonra gelen asker, enkazlar içinde uygun adım yürürken halk yine bağrına basmıştı ama görünen siyasiler kahramandı.
Enkazın altında kalan insanlar 3. gününde can .çekişirken "YALVARIYORUM İNSANLAR GERİ GELMESİN. Buranın altında Roma var. Ellerimiz ile onu çıkartalım." diyen medya profları kahramandı!
Oğuzhan Uğur'un ekibinden gelen "baraj patladı" haberiyle şehir boşaltılırken yine herkes kahramandı?
Planlı bir deprem ile ölen veya öldürülen insanlardan arda kalan yerlere "rezerv alan" diye yasa çıkarıp halkları yerinden süren yine kahramandı.
Tüm meşhurları seçen ve size yalan söyleten Roma merkezli bu askeri örgüt içerde!