Eduard Graf’ın dün yapmış olduğu “Karma” paylaşımı, sosyal medyada çok ciddi tepki gördü.
Dün bunu herhangi bir Space’te konuşmak istedim ancak bunu yapacak müsaitliğim olmadığı için, bugün uzun uzadıya yazmak istiyorum:
Eduard Graf ve Sergen Yalçın arasındaki gerilim, dün meydana gelmedi.
Bunu anlamak için bir zaman makinesine binip 2025’in Eylül ayına gitmemiz gerekiyor.
17.09.2025 - Serdal Adalı:
“U23 transferi için vaktimiz olmadı. Yoksa scout ekibi, her bölge için 5'er tane oyuncu hazırlamıştı. Oyuncu bulamadık değil, vaktimiz olmadı.”
25.09.2025 (8 gün sonra) - Sergen Yalçın:
“+2 yabancı kontenjanında genç oyuncumuz yok. Sağ olsun scout ekibimiz aylardır bu konuyla ilgili çok iyi çalışmış.”
Adalı, Graf’ın kendisine 50-60 tane U23 oyuncu getirdiğinden ancak kendisi zaman yetiştiremediği için bu oyuncuları alamadıklarından bahsediyor; Sergen ise Graf çalışmadı, yan geldi yattı imasında bulunuyor.
Bakın bu bir tane örnek sadece.
Sergen Yalçın, göreve geldiği günden beri Eduard Graf ve ekibine; yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi sayısız iftira attı.
Kulüp muhabirleri haftalarca Graf’a saldırdı.
Peki bu ne zamana kadar devam etti?
Serkan Reçber göreve gelene kadar.
Serkan geldiğinden beri Graf’ı konuşan yok, yazan yok.
Kankanı, biraderini göreve getirmek için; o görevi halihazırda yapan adamın altını iftiralarla ve yalanlarla oyarken ne bekliyordun tam olarak?
“Elveda hocam, başarılar efsane!” demesini mi?
Graf’ın yaptığı bir profesyonel olarak ne kadar yanlışsa, insan olarak da bir o kadar hakkıdır.
Ben asıl sosyal medyadakilere bir soru sormak istiyorum:
Profesyonelliğe çok önem veriyorsunuz, kurumsallığa çok değer veriyorsunuz ya; Sergen Yalçın bu iftiraları atarken siz neredeydiniz?
Bir tane paylaşımınız var mı?
“Graf bu ülkeye yeni gelmiş bir yabancı olabilir, öte yandan Sergen hoca 20-30 senedir hayatımızda olan, dolabımızda formaları, evimizde de posterleri olan bir değerimiz olabilir; ama bunların ikisi de insan. Ne olursa olsun, bugün Sergen hoca Graf’a iftira atıyor!” dediniz mi?
O gün konuşmadıysan; bugün de dizini kıracaksın, çeneni kapatıp oturacaksın.
Çünkü bu kulübü bu hale getiren, senin kayırmacı ve adamcı zihniyetin.
Beşiktaş’ın her personeline destek olmak, her personelinin arkasında durmak bir seçenekti.
Ben hep bunu savundum, siz bir tane personel için diğer herkesi sıra sıra yakmayı meşrulaştırmayı tercih ettiniz.
Rafa, Graf, Abraham; hepsini sıra sıra topa koydun, sıra Sergen’e gelmeyecek miydi?
Bugün seni tarttığı için ağladığın kantar, dün senin ayarını bozduğun kantarla aynı.
Ben bunu hiç bir zaman istemedim.
Nasıl bugün Şenol Güneş’in iyi hatırlanmasını istediğim gibi, dün de Sergen Yalçın’ın iyi hatırlanmasını istedim.
Ama bu kuyu kazma, alt oyma, kumpas kurma kültürünü bu kulübe siz getirdiniz.
Ne gibi?
Ekol TV’de Sergen’in Ole’nin altını oyması gibi.
Beşiktaş’ın hocası hocalığı bırakıyor, yorumcu oluyor; ekranda sürekli, durmadan Beşiktaş’ı kötülüyor.
Oyuncularını, transferlerini, oyununu, hocasını; ve alttan alttan da sürekli “ben bunları aldırırdım” “ben bu oyunu oynardım” diye ima yapıyor.
Bilbao’yu 4-2 yendiğimiz maçtan sonra bile negatif pompalıyordu ya bu adam, o koltukta gözü vardı çünkü.
Son 8-9 ayda yaşanan olaylar silsilesi üzerinden alabileceğiniz çok güzel bir tane ders var:
Hiç kimsenin ekmeğiyle oynamayın, hiç kimsenin.
Zira vezir eden Allah, rezil etmesini de bilir.
2 SEZON OLDU SENİN SÜREN DOLDU!
Koskoca 2 sezonda; bırakın şampiyonluğu, kupayı ve Avrupa’yı, bu kulvarlarda mücadele edebilecek bir takım bile kuramadınız. Beceremediniz!
Size bir transfer sezonu daha yok!
TJK’DAN VE EKOL’DEN DEVAM EDİN, BEŞİKTAŞ’I TERK EDİN!
#Yönetimİstifa
150M€ transfer, 4.lük, sıfır oyuncu kazanma, 0 oyun planı, 0 oyuna müdahale... 0gen varken 0 çekilecek daha çok kategori var.
#sergenyalçıni̇stifa#serdaladalıistifa
İki teknik adam vardı. Birinin network'u Mehmet Topal, Salih Uçan, Gökhan Sazdağı, Cengiz Ünder, İsmail Yüksek, Oğuz Aydın... Diğerinin network'u Rashford, Antony, Abraham, Sörloth, Jonathan Rowe, Malen... Beşiktaş camiası Cengiz Ünder'li listeyi seçti ve bu sezonu yaşadı.
Sergen Yalçın ;
Ulusal ekranda Beşiktaş 3. olur diye konuşup 4. oldun.
Beşiktaş’ın hocası kimse ahkam kestin, küçük gördün olmayacak eleştiriler yaptın.
Kime nerden dem vurduysan bir bir kendi başına geldi.
Madem Beşiktaşlısın, montunu al çık.
Tüm tespitlerden uzun bir özet geçeceğim...
Sergen Yalçın ilk sezon geldi.
-Avrupa Ligi'nden elendi
-Konferans Liginden elendi.
-Lige 6g 1b 4m ile korkunç bir giriş yaptı.(Taraftar olsa muhtemelen protestolarla daha da çökerdik ayrı mesele)
-Sonunda "Taraftarın olmaması sebebiyle rakiplerin özellikle hakemi baskı altına alamaması sayesinde" şampiyon olduk.
-Neredeyse 2 puan ortalamayla kazandık şampiyonluğu.(Çok düşüktü)
-Türkiye Kupası'nı kazandık
(4 büyüklerle karşılaşmadan)
*Burada kritik nokta şu, çok az oyuncu kullanarak ve Avrupa'da yokken yaptık bunu.
Ertesi sezon facia idi.
-Şampiyonlar Ligi'nde ağır mağlubiyetler alarak 0 çektik
-Ligde 10. sıradaydık(Beşiktaş 1980 sezonundan bugüne hiçbir sezonu ilk 6'nın gerisinde bitirmedi)
*O sezonda da şunu anladık, Sergen Yalçın geniş kadro kullanmayı bilmiyor. Kadro yetersizdi vs her şey kabul, ama 10. sırada olacak kadar da değildi. Şampiyonlar Ligi'nde de had bilmeden, kadromuz yeterliymiş gibi oynadık.
Çünkü....
*Çünküsünü bu sezon gördük aslında...
-Sergen Yalçın'ın taktiksel bir ezberi var, bundan vazgeçemiyor.
-Öndeyken de aynı taktikle oynuyoruz, gerideyken de aynı taktikle oynuyoruz, 6 numarada Ndidi ile de aynı oyunu oynuyoruz, Asllani ile de aynı oyunu oynuyoruz(Oynamaya çalışıyoruz daha doğru olur). Abraham ile de aynı oyunu oynuyorduk, Oh ile de aynı oyunu oynuyoruz. Profiller değişiyor ama aynı planın uygulamayançalışıyoruz.
- Şunu da gördük("Çünkü"ye devamla)... Sergen Yalçın'da hakikaten bazı oyuncular yok... Hiç kullanmıyor. Oyuncu performanslarına göre kadro oluşturmuyor. Kafasındaki ezber oyunculardan kötü de oynasalar vazgeçemiyor, şans verdikleri oyuncular iyi de oynasa ertesi hafta kesik yiyor.(Sanki kendi kafasında inandığı "Şu oyuncuyla daha iyi olacak" inancında haksız çıkmayı egosuna yediremiyor)
Bunları üst üste toplayıp düşününce...
Uzun vadede de çok bir şeyin değişeceğine inancım yok. Sergen Hoca kendini geliştirmeyi reddederse, kaldığı müddetçe her sezon 3 ve 4. sıralara hapsoluruz. Doğru oyuncular alınırsa çok şey değişir beklentisi var fakat o ışığı ben kendi adıma görmüyorum. Çünkü doğru oyuncular olsa dahi, Teknik Direktör meziyeti de gerekir, ama o meziyeti sergilemek de esneklik gerektirir. Sergen Yalçın'da o esneklik yok.
🥳HEDİYE ZAMANI🥳
🎁Bir kişiye “PXN VD4 Bundle PC Uyumlu Direksiyon Seti” hediye ediyoruz.
Yapmanız gereken👇
▫️@F1tutkumuz ve @GamingGenTR hesaplarını takip et (X ve Instagram)
▫️Bu paylaşımı RT et
▫️1 arkadaşını etiketle
❗️Kazanan, 1 MAYIS Cuma günü açıklanacaktır.
İddia: Osmanlı'yı ona yıktırdılar, yeni rejimi ona kurdurdular...
Gerçek: İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Clemenceau ve İtalya Başbakanı Vittorio Orlando 1919'da toplanıp Türkleri yok etmek istediler. Osmanlı'ya Sevr'i dayattılar...
Vahdettin ve Damat Ferit Sevr'i kabul etmesine rağmen Atatürk ve arkadaşları "ya istiklal ya ölüm" deyince bu kez kendilerine taşeron tuttular.
Önce İngiliz Binbaşı Noel ve Kürtçü çeteleri Sivas'ı basıp Kuvayi Milliye'yi dağıtmak istedi.
Ardından Vahdettin ve Damat Ferit'i kullanıp İzmit'ten Bolu'ya, Yozgat'tan Konya'ya kadar pek çok isyan çıkardılar. İskilipli Atıf gibi sözde hocalarla Anzavur gibi hainlerle el ele tutuştular.
Yetmedi, Mustafa Sagir gibi suikastçiler gönderip Atatürk'ü ortadan kaldırmak istediler.
Son olarak Yunanistan'ı devreye soktular. Başbakan Venizelos, Başkomutan Hacıantesti, Kral Konstantin gibi Türk düşmanları eliyle Kemalistleri yok edebilmek için İzmir'den Ankara'ya kadar şehirleri yaktılar, halkı katlettiler.
Ama Türk'ü yok etmek isteyenlerin akıbeti ne oldu?
Önce 1919'da İtalya Başbakanı Orlando istifa etti.
Ardından 1920'de Fransa Başbakanı Clemenceau düştü.
Aynı yıl Damat Ferit başarısız olup kovuldu.
Kısa süre sonra Venizelos seçim kaybedip ülkesinden kaçtı.
Anzavur öldürüldü. İskilipli ve Sagir idam edildi.
Hacıanesti'nin ordusu 1922'de yok oldu. Ülkesinde kurşuna dizildi.
Kral Konstantin kendi halkı tarafından tahttan indirildi.
Vahdettin, bir korkak gibi vatanından kaçtı.
İngiltere Başbakanı Lloyd George... Sefil şekilde iktidardan düşürüldü. Partisi daha iktidar yüzü göremedi.
Şimdi bunlar mı Atatürk'e Osmanlı'yı yıktırmış?
Komik olmayalım.
Atatürk hepsinin mezarı başında zafer şarkıları söyledi, milletiyle.
Serdal Adalı rezillikleri (kısa anlatım);
-İlk ve en büyük vaadi olmasına rağmen 2 senedir bankalar birliğinden çıkamadı
-avrupa kupalarından bilerek elendi
-futbolculara avrupa'da kendiniz için oynayın beşiktaş için değil dedi
-muci'yi trabzon'a hediye etti
-rafa krizi
-ole'ye operasyon çekti bilerek transfer geciktirip sergen için ortam hazırladı
-beşiktaş'ın borcunu sadece bir transfer dönemiyle 7 milyar lira arttırdı
-beşiktaş'ı gelecek sezonlarda yüksek taksitlerin altına soktu
-lige eylülde havlu attı
-eylülde havlu atınca hedefimiz şampiyonluk değilmiş biz yapılanıyoruz diye ağız değiştirdi
-en büyük projem diye getirdiği graf'ı 6 ay sonra sergen için geri plana attı
-kendisi hedef olmasın diye kötü gidişata rağmen bilerek sergeni kovamadı
-istifa diyen insanlara troll iftirası attı
-tepkileri azaltmak için devre arası hamle yapıp takımı ayağa kaldıracağız dedi oyuncu almak bir yana oyuncu kaybetti
-beşiktaş'ı tügvacı yaptı
-bunları yazdığımızda bizlere saldıracak tehditler savuracak troll ordusu yarattı.
Dağ filminin son sahnesinde, yüce dağ başında parçası eşliğinde 1984-2012 arası 4000 şehidimizin isimleri geçer.
Evvelce gidenlerin ruhları şad olsun.
Bu video'da ismi geçen 4000 şehidimizi Gazi Mecliste slogan attırdığınız sayın dediğiniz teröristbaşı şehit etti !
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.