Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin, ne sen başkası için mecburi istikametsin, ne de başkası senin için, yorma kendini, bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin, Bukowski.
İnsanların deneyimlemek istedikleri, trendy buldukları şeylerin osurukluğuna bak. Belki bir saat orada dikilecek, sonra fotoğrafı instagrama atacak ve takipçilerinin onu kıskandığını hissedip birkaç saat iyi hissedecek. Sürecin başından sonuna kadar ne bir gram akıl var, ne vakar var, ne de zevklilik var. Baştan sona başkasının yerine utanç duygusu.
Ülkede ciddi anlamda özentilik, aşağılık kompleksi var. Yani bu kadar insanın bir anda sup aşkı olmuş olamaz😀Sosyal medyanın getirdiği son durum bu. Herkes her şeyi denemek ve yapmak zorunda değil, artık bunu bir kabullensek mi?
Yeniçerilarin Türk olduğunu sanan bir sürü kara cahil var. Mehtar Yaniçeri Ocağının 2. Mahmud döneminde kaldırılmasıyla kaldırılmış, yerine batı tarzında Muzikayı hümayun kurulmuştur. Yeniden faaliyete geçmesi 1914’te olmuş, Günümüzde dinlediğimiz mehter marşlarının büyük bir çoğunluğu geleneksel değil, 2. Meşrutiyet dönemi sonrasında ve Enver Paşa'nın talimatlarıyla bestelenmiştir. En bilinen marşlardan biri olan "Ceddin Deden" (Mehter Marşı) 1917 yılında İsmail Hakkı Bey, "Hücum Marşı" ise Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiştir. Fetih Marşı ise bizzat Arif Nihat Asya tarafından yazılmış olup taa 1980 yıllarında Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir.
Abdülhamid bizzat kendisi batı müziğinden hoşlanan, piyano çalan biriydi. Ha bunu kötü göstermiyorum. Sadece yanlış bilenler için yazıyorum. Ayrıca saraya şarap, şampanya, konyak, bira vs. İçki alındığının defterleri Yıldız Saray arşivinde mevcut. Yine Abdülhamid’in peçetesi, yatak çarşafı, küllüğü, bardağı, sürahisinde Latin alfabeli AH arması vardı. Okuma özürlü olunca insanlar böyle saçmalıyorlar. Mehter marşlarının çoğu da Cumhuriyet dönemine aittir.
Emir Benderlioğlu: "Atatürk'ün çok sevdiğim bir lafı var.
Biz cahil derken okul okumamış insanları kastetmediğimiz gibi, cahil olmayan insanlarla ilgili olarak da çok okumuş insanları kastetmiyoruz.
Cehalet bir gerçeği görebilme ve görememe durumudur, diyor."
💭 Ahmet Türk: “Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim!”
🗣️ Cihat Yaycı da diyor ki: “Ahmet Türk kim mi?
— Devletin inkâr ettiği değil, devletin en üst makamlarına taşıdığı bir siyasetçi.
— Milletvekilliğinden belediye başkanlığına kadar devletin bütün demokratik imkânlarından yararlanmış, buna rağmen devleti ‘inkâr’ ile suçlayan bir siyaset figürü.
— Feodal düzenin içinden gelen, geniş toprak sahibi bir aileye mensup olmasına rağmen mağduriyet siyaseti yapan bir aktör.
— Cumhuriyet’in sağladığı siyasî imkânlarla yükselmiş, fakat Cumhuriyet’in kurucu kimliğiyle sürekli hesaplaşmış bir siyasetçi.
— Devletin dışladığı değil; devletin Meclis’te temsil ettirdiği, belediye yönetimini emanet ettiği bir isim.
— Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu imkânlardan azami ölçüde yararlanmış, fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin millî kimliğini tartışmaya açmayı sürdüren bir siyasetçi.
— Öncelikle açıkça ifade etmek gerekir ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Kürdistan’ adında bir devlet, özerk bölge veya hukukî statü bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti bölünmez bir bütündür.
— Bu ülkenin vatandaşlığının adı Türk vatandaşlığıdır. Türk vatandaşlığı; etnik kökeni ne olursa olsun herkesi eşit kabul eden anayasal bir aidiyettir.
— ‘Kimliğim yok’ demek de, ‘dilim yok’ demek de gerçekle bağdaşmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış, siyaset üretmiş ve büyük servet sahibi olmuş bir kişinin ‘yok sayıldığını’ iddia etmesi inandırıcı değildir.
— Eğer bir insan devletin sunduğu tüm siyasî haklardan yararlanmış, en üst düzey görevlerde bulunmuş ve ekonomik varlık edinmişse, ortada inkâr edilen bir kimlik değil; demokratik sistemin sağladığı imkânlardan yararlanmış bir vatandaşlık gerçeği vardır.
— Eleştiri başka şeydir, devleti ve milletin birliğini tartışmaya açmak başka şeydir. Türkiye Cumhuriyeti, bütün vatandaşlarına eşit fırsatlar sunmuş; karşılığında ise sadakat ve ortak gelecek bilinci beklemiştir.
— Bu topraklarda hak iddia etmenin temeli etnik ayrılık değil; ortak vatan, ortak tarih ve ortak vatandaşlık şuurudur. Ayrıştıran değil, birleştiren bir dil milletimizin geleceği için esastır.
— Sorun kardeşlik eksikliği değildir. Bu şahıs ve bunun gibilerinin amacı; ortak vatandaşlık değil, etnik kimliğin siyasallaştırılarak ayrı bir siyasî statü ve egemenlik alanı talebine dönüştürülmesidir.
— Kardeşlik söylemi üzerinden yürütülen bu sinsi yaklaşımın hedefi; Türk Milleti ve Türk vatandaşı tanımının değiştirilmesi ve hemen akabinde de devletin üniter yapısının aşındırılması ve etnik temelde yeni bir siyasî düzen kurulmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin buna rıza göstermesi düşünülemez.
— Türkiye’nin ihtiyacı geçmişin ayrılıkçı söylemleri değil; güçlü devlet, güçlü millet ve millî birliktir.”
PKK açılımında çok dik durdunuz!
Kürtlere devlet vaadederken de…
Şeyh Said’e iadeyi itibar verilmesinin istenmesi büyük bir dik duruş örneği mesela.
Yolsuzluk yapan belediye başkanlarını yazdığımızda bize saldırmak, onlar AKP’ye geçince onlara saldırmak da dik duruştu.
Bir gün KK’ya ‘kahraman lider’ deyip iki gün sonra zıplayarak ‘en büyük lider’ Özel’dir derken de çok diktiniz.
‘AKP ile mücadele edeceğiz’ deyip yumuşama istemek, Anayasa’yı birlikte değiştirmeyi vaad etmek de öyle…
Mavi Vatan’ı unutup Azerbaycan’a bile laf etmek de örnek midir acaba?
Tarih dik duranları yazacak doğru.
Sizi yazdı.
Ama nerede dik olduğunuzu siz daha iyi biliyorsunuz.
İyi dik duruşlar!
Şimdi ben buraya ne yazsam heyecanımı tarif etmeye yetmeyecek, bir şeyler eksik kalacak.
O yüzden kısa tutuyorum.
Buluşana kadar gün sayıyor olacağım.
Görüşmek üzere ♥️🥹♥️
Şebnem Ferah, uzun bir aradan sonra İstanbul konseriyle sahnelere geri dönüyor! 💚
📍 İstanbul KüçükÇiftlik Park - 3 Haziran
Biletler 6 Mayıs saat 12.00'de Bubilet'te satışta.