Gazeteci Taha Kılıç:
“2 rekat Tahiyyetül Mescid namazı kılabilir miyim?” diyecek bir insan Çin tarafından götürülmediği için gidenler diyorlar ki;“Cami açık”
Bende gördüm aynı camiiyi mesela İdgah camisini “Namaz kılabilir miyim?” dedim panik şekilde hayır dediler.
Cami fiziksel olarak açıktı fakat Cami Camiilikten çıkarılmıştı müze olarak açıktı.
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
Depremde milletimiz kardeşleri için seferber olduğunda ŞARKICININ derneğini gösterip alanda hizmet eden vakıflara sövenler,namaz kılan birinin İHANETİNİ bahane edip DİNDEN soğudum diyenler ATATÜRKÇÜ,LAİKÇİ ŞARKICINIZ deprem parasıyla KUMAR OYNADI;ATATÜRKÇÜLÜKTEN de soğudunuz mu?
Öyle yukarıdan bir yerden telefon gelecekmiş” deniyor. O zaman biz de onların yukarısına seslenelim.
Sayın Cumhurbaşkanım, bu acılı babanın sesini dikkatinize sunuyoruz. Umarım duyarsınız.
Kimin Müslüman Olduğuna Sen mi Karar Veriyorsun?
Bu çağın en tuhaf cümlelerinden biridir bu: "Kimin Müslüman olduğuna sen mi karar veriyorsun?"
Basit bir reaksiyon gibi görünse de saklanamaz bir inançsızlığın acemice kamüfle edilme iradesinin bir dışa vurumudur bu..
Kişi açıkça "dinlere inanmıyorum" diyor. Kur’an’a, Peygamber’e, dine ait değerlere, camiye, ezana, tesettüre, medreseye karşı cephe alıyor. Aynı yolun yolcuları da tüm bunları bu asrın en büyük atılımları sayıyor.
Hayatı böyle bir çizgide devam ediyor ve sonlanıyor. Yapıp ettiklerine nedamet getirdiğine yönelik de elde mevcut bir veri yok.
Ama ne garip ve hazindir ki, ölümünden sonra belli bir çevre tarafından zoraki "Müslüman" kisvesine büründürülmeye çalışılıyor. Sanki ölünce otomatik olarak İslam’a dâhil olunuyormuş gibi.
Bunlardaki mantık hep aynı işliyor:
Yaşarken dine savaş aç, öldüğünde cenazeni Müslümanlar kaldırsın, adına rahmetler okunsun, dua edilsin. Ne güzel değil mi?
Ama din böyle bir maskeli balo alanı değildir.
İslam, "hoşuma giden kısmını alayım, canımı sıkanı atayım" dini değildir.
Bu din, insanın su içişinden yatması ve kalkmasına kadar hayatını tanzim eden bir nizamdır.
Kuralları vardır, ilkeleri vardır.
Ve bu kurallar kişisel keyfe göre değil, Allah ve Resulü’nün hükmüne göre belirlenmiştir.
Dolayısıyla bir Müslüman, bir kimseye rahmet okunup okunamayacağına, cenaze namazının kılınıp kılınmayacağına karar verirken kendi duygusuna bakmaz; şer’î hükme bakar.
Bu dinin akaidi vardır, fıkhı vardır.
Ve bu iki ilim, "kim mümin sayılır, kim sayılmaz" meselesinde ölçüyü koymuştur.
Bir insan kendi iradesiyle "ben bu dine inanmıyorum" dediyse, biz ona inanmadığı dine göre işlem yaparız.
Bu kadar basit.
Kimseyi zorla dinin dışına itmek için değil kendini zaten din dışında tutmuş birini sınır içi yaparak İslâm'ı sabitesiz bir mefkûre biçimi haline getirmemek için..
Ama günümüzde bir kesim var ki,
İslam’ın bütün sembollerine düşmanlık ediyor; sonra da Müslümanların iman ölçülerine itiraz ediyor.
Camiye gerek yok diyorlar,
tesettüre çağdışı diyorlar,
ama öldüklerinde "camiye gelsinler, imam dua etsin" istiyorlar.
Hayır kardeşim, İslâm dileyene istediği rolün verilebileceği rastgele bir tiyatro değil bir iman taahhüdüdür.
Bir Müslüman rahmet okurken bile akidesine sadık kalmak zorundadır.
Duygularına değil, dinine kulak vermek mecburiyetindedir. Birine rahmet okumak da, dua etmek de şartlara tabidir. Çünkü rahmet, iman üzere yaşadığına şahitlik yapılan ve ölene dek bunun aksine bir söylem veya eylemine şahid olunmayana dilenir.
İman etmemiş olana rahmet dilemek, Allah’ın hükmüne muhalefet etmektir.
Ve bu meselede kimsenin "bana göre" deme hakkı yoktur.
Onun için diyoruz ki:
Biz kimsenin Müslüman olup olmadığına karar vermiyoruz.
"Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin."
Biz sadece kişinin kendi tercihini, kendi sözünü, kendi hayatını esas alıyoruz.
İradesini küfürden yana kullanmış birine rahmet okumamak ne nefret, ne kibir, ne de taş kalpliliktir.
Bilakis, hakkın hatırını her şeyin ��stünde tutmaktır.
Yaşarken İslâm'ın saadetine yüz çevirmiş olanların öldükten sonra da rahmetine mazhar olmayacaklarını dillendirmektir.
Çok net değil mi?
Anne olmayı, kariyer yapmaya tercih edenleri küçük görüp, çocuk yetiştirmeyi kölelik göstermeye çalışan düzenin uydurduğu anneler günü ve bunu matah bir şeymiş gibi kutlayan müslümanlar !
“Kaşgar’da Cuma namazı kılacak cami bulamadım…”
Türk YouTuber Ali Nar, Doğu Türkistan gezisinde kadim Türk şehri Kaşgar’da Cuma namazı kılmak istedi, ancak gidebildiği camilerin ya mühürlü ya da tamamen yıkılmış olduğunu gördü.
İşte Çin’in gizlemeye çalıştığı hakikat bu!
Terbiye nazarıyla müşerref olduğum üstadım merhum Ahmed Yaşar Hocaefendiyi رحمه الله تعالى vefatının 10. Seneyi devriyesinde Rahmetle yâd ediyorum. Rabbim onu ve bizi Habibine ﷺ komşu etsin.
Sünnilere en yakın grup Caferilermişmiş, fitne çıkarmayalımmış!
En mutedil olan Caferilerin lideri Salahatin Özgündüz;
Açık ashab-i kiramın ulularından olan Halid bin Velid hazretlerine, katil diyor, hain diyor, namert diyor, tecavüzcü zinakar diyor,
Peşinden de zina için recm etmesi gerekirken ilk halife (Hazret-i Ebubekir) onu korudu kolladı diyor.
Biz bunlara güvenicez bunlara ses etmicez bunlarla birlikte olcaz öyle mi?
Hazret-i Halid'e namert diyen namerttir,
Hazret-i Halid'e zinakar diyen zina mahsülüdür,
Hazret-i Ebubekir Efendimize zulmü korudu kolladı diyen zalim evladıdır.
Türkiye gibi Sünnî memleketinde, aşikare sahabeye söven puştlar, özel meclislerinde neler konuşurlar, Sünniler için neler tasavvur eder aklınız almıyor mu? Beyniniz mi dondu poliyanacı ahmaklar!
Hazret-i Ebubekir Efendimizin haysiyeti de, Hazret-i Halid'in namusu da sizin bütün eyyamcı politikalarınızdan, kardeşlik martavalınızdan üstündür.
Defolun gidin be! Günlük heyecanlarla akide tayin eden yavşaklar!
Peygamber efendimiz ﷺ buyurdu ki;
“iftar vaktinde Allah tarafından (Cehennemden) azat edilenler vardır ve bu (Ramazan’ın) her gecesinde böyledir.”
İbn Mâce
İmam Rabbânî’nin Mektubât’ında geçen Ramazan ayı ile ilgili kısımları görselleştirdik.
Kaydedip istediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.
Çok çarpıcı uyarılar var, özellikle sonuncusu👇🏻
Herkese hayırlı Ramazanlar!