İnsanın ömrünü heba eden şey, geçmişe takılı kalmaktır. Bir insana, yarım kalmış bir hayale ya da yaşanmış bir olaya… Oysa hiçbir şey, ömrümüzü olduğumuz yerde tüketecek kadar önemli değildir. Hayat geçiyor; bazen yapmamız gereken, geride bırakıp yolumuza devam etmektir.
“Durgun su, içinde her şeyi barındırır; ne zaman ki taşlar atılır, bulanıklaşır.
Kalp de böyledir; ne zaman ki dünya ardında bir ses çıkarır, sükûneti bozulur.”
Kimseye çarpmadan yürümek istersin, biri gelir çelme takar.Kimseyi incitmemek istersin, biri gelir huzurunu bozar. Kimsenin gönlünde yük olmayayım dersin, biri olur senin en büyük yorgunluğun.
Burası dünya… İnsan, çoğu zaman en güzel niyetinden sınanır.
Evleneceğiniz kişiyle evin içini dolduracak en gösterişli salon takımı ya da en pahalı beyaz eşyaları değil, zor günleri nasıl aşacağınızı konuşun. Çünkü bir gün hayat mutlaka canınızı yakacak. O gün size en pahalı koltuk değil, yanınızda dimdik duran bir insan lazım olacak.