MHP İSTANBUL İL YÖNETİM KURULU ÜYESİ (2023-2025)/BAYÜ-SPOR BİLİMLERİ FAKÜLTESİ DOKTORA/MHP SİYASET VE LİDERLİK OKULU 20. DÖNEM/ Doğuş Üni.- Psikoloji Yüksek L.
Türkiye, NATO’da yalnızca jeostratejik konumuyla değil; tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir.
FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir mesele değildir. FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez.
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye, NATO’da yalnızca jeostratejik konumuyla değil; tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi’nde bir kez daha tebarüz etmiştir.
Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır.
Bu devir, yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamca büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir; kağıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.
Böylesi bir çağda güvenlik; yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir.
Devlet BAHÇELİ:
Can Azerbaycan Türkü merhum şair Hüseyin Cavid’in dizelerinde ifade ettiği gibi: “Her karanlıkta çırpınır bir nur, her hakikatte bir hayal uyur.”
Karşımızdaki bu muzaffer tablo; karanlıkta çırpınan nurun seher vaktine kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.
“Türk’e imkânsız de sonra da otur izle” dediğimiz noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur.
Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekalarının, savunma sanayinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür.
Devlet BAHÇELİ:
Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür.
İran’la bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi, yalnız Tahran’ın değil, gelecekte Vaşington’la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı soruyu doğuracaktır:
Buhran kazanı ne zaman yeniden kaynamaya başlayacaktır?
Kargaşanın fitili hangi bahaneyle tekrar ateşlenecektir?
Müzakere masasının altına döşenen saatli bomba ne zaman infilak edecektir?
Barış ümidi hangi hesap uğruna bir kez daha kursaklarda bırakılacaktır?
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Üstelik söz konusu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılması da başlı başına düşündürücüdür.
NATO’nun caydırıcılığı yalnız askeri envanterinin büyüklüğüne, savunma harcamalarının miktarına veya harekât kabiliyetinin genişliğine dayanmaz.
İttifakın gerçek kuvveti, üyelerinin sözüne duyulan güven, alınan kararların öngörülebilirliği ve müttefiklik hukukunun muhafazasıdır.
Devlet BAHÇELİ:
Ankara Zirvesi’nin ardından Avrupa başkentlerinde yeniden ele alınması şart olacak, Brüksel koridorlarında tekrar gündeme oturacak en mühim başlıklardan biri, Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecidir.
Avrupa’nın stratejik geleceği yeniden masaya yatırılmalı ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulmalıdır.
Çünkü bugün Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar, artık eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaşmıştır.
Enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe,
Savunma kapasitesinden demografik daralmaya,
Tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir alanda Avrupa yeni bir yol ayrımına gelmiştir.
Bu yol ayrımında görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hakikat vardır:
O hakikatin adı da Türkiye’dir!
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemelidir.
Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir.
Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını istemektedir.
Türkiye yalnızca çifte standartların son bulmasını istemektedir.
Türkiye yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir.
Elbette Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önemlidir.
Elbette vize serbestisi sürecinin tamamlanması önemlidir.
Elbette ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi önemlidir.
Devlet BAHÇELİ:
Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa’nın Türkiye’yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir.
Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir!
Türkiye’nin yeri stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır.
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihi korkularına rehin bırakılamaz.
Hiçbir ülke kendi ikili sorunlarını Avrupa’nın müşterek güvenlik gündemi gibi sunma hakkına sahip değildir.
Hiçbir başkent Türkiye’nin meşru hak ve menfaatlerini tartışma konusu yapamaz.
Türkiye’nin milli hakları müzakere masalarında pazarlık unsuru değildir.
Türkiye’nin egemenlik hakları herhangi bir siyasi şantajın konusu olamaz.
Bu hususta tavrımızın değişmesi söz konusu dahi olamaz.
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır!
Türkiye Avrupa’nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir.
Bu gerçeği kabul edenler kazanacaktır.
Görmezden gelenler ise değişen dünyanın setlerine er ya da geç çarpıp dağılacaktır.
Devlet BAHÇELİ:
15 Temmuz, Çanakkale’yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır.
15 Temmuz, Milli Mücadele’de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür.
15 Temmuz, Sevr’i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır.
15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir.
FETÖ denilen ihanet yapısı ise bu karanlık hesabın yalnızca taşeronu ve sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır.