Taner Akçam, 1942 tarihli bir belgeye atıfla Cumhuriyet döneminin tamamını ırkçı olarak tanımlamış ve buna dayanarak günümüzde CHP’nin yürüttüğü demokrasi mücadelesinin neden kendisini heyecanlandırmadığını söylemiş. Belgenin yorumlanmasını tarihçilere bırakıyorum; ancak tek bir belge üzerinden böylesine tümevarımsal sonuçlara ulaşmak, bunu güncel siyasi tartışmalara doğrudan bağlamak ve 100 yıllık bir dönemde anlamlı hiçbir değişim yaşanmamış gibi davranmak oldukça sorunlu ve bilimdışı bir yaklaşım.
Akçam’ın kendisi bir dönem AKP’nin demokratikleştirici etkisine ciddi anlamda umut bağlamıştı. Daha birkaç ay öncesine kadar hem kendisi hem de @medyascope'daki bazı isimler MHP’nin Kürt sorununu çözmeye ne kadar istekli olduğunu anlatıyorlardı. Anlaşılan bu tezler çökünce yeniden 100 yıllık değişmez Cumhuriyet anlatısına dönülmüş.
İşte post-Kemalist olarak adlandırdığımız paradigmaya çok güzel bir örnek. Tek bir belgeden geniş tarihsel sonuçlar üretmek, belgeleri kendi bağlamı içinde eleştirel bir şekilde tartışmak yerine güncel siyasetin malzemesine dönüştürmek ve Cumhuriyeti ne olursa olsun değişmez biçimde otoriter, ırkçı ve dönüşemez bir yapı olarak okumak.
Bu tezler Türkiye'de siyasi gelişmeler nedeniyle çoktan çöktü ve gözlerinin önündeki otoriterleşmeyi eleştiremeyen post-Kemalistlere artık saygı duyulmuyor. Bu nedenle post-Kemalizm artık yalnızca bir diaspora ideolojisi olarak varlığını sürdürüyor.
“Devlet aklı” kavramı uzun süredir muhalifler nezdinde rejimi meşrulaştırmak için kullanılıyor. Yanlışlanamayan, sorgulanamayan; ama her türlü olağanüstü uygulamayı haklı gösteren ve bu sırada asıl uygulayıcı aktörü gizleyen çok kullanışlı bir kavram. Cümle arasına Trump ve değişen dünya düzeni dediğinizde, konuya bir de uluslararası bağlam ekleyebiliyorsunuz.
Zamanında çok ciddiye alınan ama bugün anlatısı çöken Ruşen Çakır–Mümtaz’er Türköne mülakatlarıyla bu “devlet aklı” anlatısı tedavüle sokulmuş ve epey destek toplamıştı. AKP–MHP çatlağı, MHP’nin “süreç” üzerinden Orta Doğu’da kartları yeniden dağıttığı, İmamoğlu’nun yakında hapisten çıkacağı, MHP–DEM–CHP ittifakı kurulacağı, gerekirse erken seçime gidileceği gibi manipülatif değerlendirmelerin havada uçuştuğu aylar geçirdik. Bu anlatı üzerinden DEM’in iktidarla yürüttüğü örtük müzakere de perdelendi. Zaten amaç da buydu.
Şimdi benzer bir çerçeve CHP’deki kayyım ekibinin iktidar ittifakına eklemlenmesini meşrulaştırmak için kullanılacak. Artık ikna edici olacağını sanmıyorum. Ama Kuşoğlu’nun @t24comtr mülakatı gerçekten ibretlik. Soğuk Savaş döneminden kalan birkaç yüz siyasetçi, bürokrat ve gazeteci eskisi hâlâ gündemde kalabilmek için milyonların geleceğini karartıyor.
Mutlak butlan videosunu yayınladığı gün Kılıçdaroğlu’nun bir kamikaze gibi hareket ettiğini; sürecin sonunda siyasi ve bürokratik kariyerini sıfırlayacağını, asıl ciddiye alınması gerekenin ise CHP’ye ve muhalefete verebileceği zarar olduğunu söylemiştim.
Yaklaşık bir hafta içinde KK ve çevresindeki ekibin nasıl sıfırlandığını izliyoruz: 1) Genel Merkez baskını sonrası muhalif kitleler iki kez kitlesel biçimde protesto için bir araya geldi; birçok CHP örgütünden tepki yağıyor. 2) Mutlak butlan kararı sonrası KK’nin yanına geçen yeni bir siyasetçi olmadı; hatta yanında görünen birkaç isim MYK’ya girmeyeceğini açıkladı. 3) KK etrafındaki küçük ekip muhalif basınla her gün kaybettikleri polemiklere girerek cepheyi genişletiyor. 4) Basın önüne çıktığı iki etkinlikte KK; yaşlı, kızgın ve dışarıdan yönlendirilen biri görüntüsü verdi. 5) Özel yönetimini eleştirmek için sergilenen Aziz İhsan Aktaş arabalarını bizzat KK’nin kullandığı ortaya çıktı. 6) FETÖ suçlaması sonrası KK ile çalışmış siyasetçiler, parti görevlileri ve gazeteciler KK’nin FETÖ ile ilişkisini ve partisini nasıl kötü yönettiğini anlatmaya başladı.
Artık etekteki taşlar birer birer dökülecek. Beni asıl tedirgin eden, iktidarın KK ekibini henüz ne ölçüde ve nereye kadar kullanacağını bilmiyoruz.
Birkaç hafta hiçbir şey olmamış gibi davranarak gelen tepkileri soğutabileceğinizi, bu esnada size yönelen eleştirilerin bir kesim nezdinde mağduriyet yaratacağını düşünüyorsunuz.
Yanılıyorsunuz! Ne 2018 ne de 2023 seçimleri sonrasındaki tablo var artık. Nasıl ilkesiz bir insan olduğunuzu bütün ülke gördü. Size yönelen bu tepkiler hiç dinmeyecek. Birkaç hafta içinde itibarınızı ve kariyerinizi sıfırlayacaksınız.
Ankara’s squares are speaking for a country that refuses to be intimidated. After court moves against CHP leader Özgür Özel @eczozgurozel@ozgurozeliletsm and police pressure on the opposition, thousands have answered with flags, voices and courage. Turkey’s democracy belongs to its citizens, not to fear, not to courts used as weapons, not to any ruler who confuses power with ownership. As European Democrats, we stand with those defending justice, pluralism and the rule of law.
@imamoglu_int
berk'in tespit ve çıkarımlarına bütünüyle katılıyorum.
bir de ek yapmak isterim. bayram sonrasıyla beraber iktidarın aynı anda yeni anayasa havucuna ve dokunulmazlıkların kaldırılması sopalarına da hazırlıklı olmak gerekiyor. chp'nin meşru yönetimi bir yandan partiyi geri almak için mücadele edip, parti geri alınamazsa seçimlere hazırlıklı olmanın yolunu bulmaya çalışırken, bir yandan da yeni havuç ve sopa ihtimallerine karşı koyabilmenin yolunu bulmak zorunda.
mesele chp değil memleket meselesi olduğundan bize de chp'nin meşru yöneticilerinin yanında olmak düşüyor.
Bu prostat çetesinin kabak gibi ortaya çıkması bence çok hayırlı oldu, şimdi kızıyoruz deliryoruz falan ama aslında her biri bu rezillikle kendini bitirmiş oldu, yaşayan bir ölü artık onlar.
Europe should clearly and unambiguously condemn what Erdogan’s system is doing to the opposition in Turkey.
Europe cannot keep ignoring attacks on democratic values.
Our principles should clearly support Turkish citizens who are fighting for democracy.
Mutlak butlan kararıyla birlikte muhalif çevrelerde hemen yeni parti tartışmaları başladı. Ne yazık ki, CHP’ye karşı açılan bu dava bir yıldır devam ederken ne konunun ciddiyeti konusunda kamuoyu yeterince harekete geçirildi ne de KK’nın yaptıkları açık biçimde teşhir edildi. Karar sonrası KK ve ekibine yönelen tepkiler fazlasıyla haklı; ancak oldukça geç kalmış durumda.
Artık bundan sonraki süreci daha stratejik ve uzun vadeli bir planla yürütmek gerekiyor. Çünkü bu mevzi kaybıyla birlikte geri çekilecek alan kalmadı.
Özel yönetimi ve toplumsal muhalefetin önümüzdeki 1–2 aylık dönemdeki odağı, KK ekibini her türlü demokratik mücadeleyle kurultaya zorlamak ve bu esnada siyasi arenada yalnızlaştırmak olmalı. Sırtını iktidara dayayan KK’nin yargı nezdinde eli güçlü olabilir; ancak tabanı olmayan, CHP kadrolarında desteği bitmiş, seçmen nezdinde itibarı sıfırlanmış bir lidere karşı demokratik mücadele rahatlıkla yürütülebilir.
Bu yol zorlanmazsa, 2 milyon üyesi ve 17 milyon seçmeni olan bir parti iktidarla işbirliği yapan bir ekibe bırakılmış olur. Bu çok büyük bir yenilgi anlamına gelir.
Öte yandan, ne pahasına olursa olsun CHP’de kalma fikrinin de riskleri var. Parti içinde toplumsal mücadele yürütülürken, yeni parti dahil diğer alternatifler de değerlendirilmelidir. Bence bu iki strateji eşgüdüm içinde yürütülebilir.
Sıfırdan bir parti kurup seçime girme hakkı kazanmak en az bir yıllık süreç. Bu partiyi tanıtmak ve örgütlemek de zor işler. Ama gerekirse yapılır. Fakat CHP’yi iktidarla işbirliği yapan kadrolara kaptırdıktan sonra seçmeni aynı iktidarı sandıkta değiştireceğine inandırmak da kolay olmayacaktır.
Bu fotoğraf yanlış hatırlamıyorsam 2014 yılında Trabzon havaalanında çekildi. Yanınızdaki kızım. İlçe Başkanı olduğum dönemden kalma.
Bu çocuk 21 yaşında şimdi, üniversite öğrencisi. İki yıl önce ilk oyunu size vermiş ve göğsünü gere gere arkadaşlarına anlatıyordu.
Bugün telefonda; ‘Allah belasını versin Kılıçdaroğlu’nun’ dedi bana, durup dururken.
Umutlarını tükettiniz gençlerin. Yetmedi güvenimizi de sarstınız, ne söylesek inanmıyorlar artık. Başkası adına utanmayı çocuklarımız önünde yaşıyoruz, utançla…
Ne diyeyim;
Gün yüzü görmeyesiniz…
@kilicdarogluk
Herkese iyi bayramlar! Özge Öner hocayla birlikte Mesele Ekonomi’nin Bayram Özel bölümünde, mutlak butlan kararı sonrası olası siyasi gelişmeleri ve yaşananların ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirdik. @MeseleEkonomi@Ozge_Oner
https://t.co/FOzgpEgAOu
"Arınma" diyorlar; gasp ettikleri partiden, cezaevine gönderdikleri yoldaşlarımızdan mı? Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde. Biz Resul Emrah Şahan'la, parmaklıklar ardındaki yoldaşlarımızla aynı yerdeyiz. Hep aynı yerde olduk.
Zübüklerin pıtrak gibi siyaset sahnesini işgal ettiği günümüzde Aziz Abi'nin şahane romanını hatırlamanın tam zamanı. Günün kitap önerisi Aziz Nesin'in Zübük romanı. Okuyalım, okutalım...